CGTN Muhabiri Ali Ünal'ın haberine göre; Her iki ülke de başta depremler olmak üzere sel, heyelan, orman yangını, kuraklık ve aşırı hava olaylarıyla sık sık karşılaşıyor. Bu afetler içinde depremler, önceden kesin olarak tahmin edilememeleri ve kısa sürede geniş bir alanda yıkıma yol açabilmeleri nedeniyle ayrı bir önem taşıyor.
Depremlerin bilançosu yalnızca yitirilen hayatlar ve yerinden edilen insanlarla sınırlı kalmıyor. Konutların, fabrikaların, yolların, enerji hatlarının ve kamu hizmetlerinin aynı anda zarar görmesi, afetleri ülke ekonomisinin tamamını etkileyen sistemik bir şoka dönüştürüyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 6 Şubat 2023 depremlerinin Türkiye'ye doğrudan maliyetinin 104 milyar dolara, dolaylı maliyetinin ise 150 milyar dolara ulaştığını ifade etti. Yeniden inşa ihtiyacı ve üretim kayıplarının bu tutarın çok üzerine çıkması, afetlere hazırlığın sosyal olduğu kadar ekonomik bir zorunluluk olduğunu da gösterdi.
Tehdit depremle de sınırlı değil. Küresel ısınma ve iklim değişikliği, aşırı yağış, sel, sıcak hava dalgası, kuraklık ve orman yangını risklerini dünyanın birçok bölgesinde artırıyor. Birleşmiş Milletler Afet Risklerinin Azaltılması Ofisi, dolaylı ve ekosistem kaynaklı etkiler hesaba katıldığında dünya genelindeki afetlerin tahminî yıllık toplam maliyetinin 2,3 trilyon doları aştığını belirtiyor. Dolayısıyla afet yönetimini yalnızca olay sonrasında arama kurtarma ekiplerinin devreye girdiği bir sivil savunma faaliyeti olarak görmek artık yeterli değil.
Gerekli olan, şehir planlamasını, dayanıklı altyapıyı, iklim uyumunu, erken uyarıyı, haberleşmeyi, yerli üretimi, finansmanı ve toplum eğitimini aynı sistem içinde buluşturan bütüncül bir yaklaşım. Çin'in son dönemde aldığı kararlar, afet yönetimini bu geniş çerçeve içinde yeniden konumlandırdığını gösteriyor.
Çin afet teknolojisini stratejik sektöre dönüştürüyor
Çin Sanayi ve Bilişim Teknolojileri Bakanlığı ile Acil Durum Yönetimi Bakanlığı tarafından açıklanan beş yıllık plana göre, güvenlik ve acil durum ekipmanları sektörünün kilit alanlardaki üretim değerinin 2030'da 1,4 trilyon yuana, (yaklaşık 207 milyar ABD dolarına) ulaşması hedefleniyor. Bu değer 2025'te 1 trilyon yuanı aşmıştı. Plan, üretim hacminin büyütülmesinin yanı sıra temel teknolojilerde ilerleme sağlanmasını, yeni kullanım senaryolarının geliştirilmesini ve uluslararası ölçekte rekabet edebilecek şirketlerin yetiştirilmesini öngörüyor.
Bu yaklaşımda dronlar, uydu iletişim terminalleri, sel tahmin sistemleri, akıllı sensörler ve arama kurtarma robotları yalnızca kamu tarafından satın alınan ekipmanlar olarak görülmüyor. Bu ürünler aynı zamanda araştırma, üretim, istihdam ve ihracat kapasitesi oluşturabilecek stratejik sanayi ürünleri olarak değerlendiriliyor.
Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping'in afet yönetimi kapasitesinin geliştirilmesine ilişkin 16 Ağustos'ta yayımlanan makalesi de aynı yönelimi güçlendiriyor. Makalede, afet sonrasında müdahaleye ağırlık veren anlayıştan önlemeyi önceleyen bir sisteme geçilmesi, güvenlik ve dayanıklılık koşullarının arazi ve şehir planlamasına dahil edilmesi, büyük kentler ile afet riski yüksek bölgelerde kritik altyapı standartlarının yükseltilmesi istendi. Erken uyarıların daha zamanında ve doğru yapılması, ayrıca toplumun bütün kesimleri için erişilebilir olması gerektiği de vurgulandı.
Zhejiang'da teknoloji nasıl sahaya taşınıyor?
Ulusal politikanın sahadaki dikkat çekici örneklerinden bazıları, tayfun, sel ve heyelan riskiyle sık sık karşılaşan Zhejiang eyaletinde görülüyor. Hangzhou'ya bağlı Jiande kentinde dronlar, dağ yamaçlarını, küçük barajları ve rezervuarları düzenli olarak denetleyen 'hava nöbetçileri' olarak kullanılıyor. Xinchang ilçesinde ise yapay zekâ donanımlı dronlar, nehir yatağındaki su akışını engelleyebilecek unsurları beş dakika içinde tespit ederek ilgili birimlere otomatik olarak görev iletebiliyor. Daha önce yarım gün sürebilen uzak rezervuar denetimleri böylece çok daha kısa sürede tamamlanabiliyor.
Huzhou kentindeki Lianshi kasabasında yağış, su seviyesi ve saha görüntüleri tek bir dijital platformda birleştiriliyor. Yetkililer riskli alanları eş zamanlı olarak izleyebiliyor ve su kapaklarını uzaktan yönetebiliyor. Jiaxing'e bağlı Tongxiang'da ise sensörlerden gelen su seviyesi, toprak nemi ve su kalitesi verileri kullanılarak 82 pompa istasyonu ile 94 pompa uzaktan kontrol ediliyor. Böylece aşırı yağışların tarım alanlarında yol açabileceği su baskınlarına daha hızlı müdahale ediliyor.
Taizhou'da farklı kurumların elindeki dağ seli verileri ortak bir platformda buluşturuldu. İzleme, erken uyarı, görev dağıtımı, kurtarma ve afet sonrası değerlendirme süreçleri aynı yönetim zincirine bağlandı. Karayolu, elektrik ve iletişimin birlikte kesildiği durumlarda sabit kanatlı dronlar geçici baz istasyonu görevi üstleniyor. Zhejiang'da 2025'te yaşanan bir selde bu sistem sayesinde dış dünyayla bağlantısı kesilen altı köyde 20 dakika içinde yeniden haberleşme imkânı sağlandı.
Bu örneklerin ortak noktası, teknolojinin tek başına bir vitrin unsuru olarak kullanılmaması. Yerel yönetimler, meteoroloji birimleri, su idareleri, iletişim şirketleri ve sahadaki müdahale ekipleri aynı veri ve komuta düzeninde buluşturuluyor. Eyalette 2025 yılında uydu telefonları ve denetim dronları dahil 112 bin 400'den fazla akıllı ekipmanın yerel birimlere dağıtılması da kapasitenin yalnızca merkezde değil, afetle ilk karşılaşan en alt idari kademelerde de oluşturulduğunu gösteriyor.
Türkiye Çin örneğinden ne öğrenebilir?
Çin deneyimi, afet teknolojilerinin yalnızca tek tek cihaz ve ekipman alımları üzerinden değil, daha geniş bir kapasite geliştirme yaklaşımı içinde ele alınabileceğini gösteriyor. Türkiye'de savunma sanayisinde kullanılan uzun vadeli kamu alımları, araştırma desteği, yerli üretim, şirket kümelenmesi ve ihracat odaklı modellerin bazı unsurları afet teknolojileri alanında da değerlendirilebilir. Deprem sensörleri, yangın gözetleme sistemleri, arama kurtarma robotları, uydu destekli acil haberleşme terminalleri, mobil enerji üniteleri ve yapay zekâ tabanlı risk haritaları bu çerçevede ortak bir sanayi ve teknoloji programının parçaları olabilir.
Yeni teknolojilerin düzenli ve gerçekçi tatbikatlarda sınanması ve il ile ilçe düzeyindeki ekiplerin günlük çalışma süreçlerine dahil edilmesi de uygulamadaki etkinliği artırabilir. Kamu alımlarında fiyatın yanı sıra dayanıklılık, birlikte çalışabilirlik ve ürünün kullanım ömrü boyunca bakım kapasitesinin de dikkate alınması bu açıdan önem taşıyor.
Afetlerin tamamen önlenmesi her zaman mümkün olmayabilir. Ancak afetlerin yol açtığı insani ve ekonomik kayıpların azaltılmasında, afet öncesinde alınan önlemler ve oluşturulan hazırlık kapasitesi belirleyici rol oynuyor. Çin'in ve özellikle Zhejiang'ın deneyimi, afet risklerinin azaltılması ile teknolojik ve sınai kapasitenin geliştirilmesinin birlikte ele alınabileceğine dair bir örnek sunuyor. Türkiye açısından da afet yönetiminin şehirleşme, iklim uyumu, teknoloji, eğitim ve sanayi politikalarıyla daha güçlü biçimde ilişkilendirilmesi üzerinde durulabilecek başlıklardan biri olarak öne çıkıyor.
Hibya Haber Ajansı




