<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>İşin Detayı Haber</title>
    <link>https://www.isindetayi.com</link>
    <description>Haberler ve ekonomide son dakika gelişmeleri türkiyenin uluslararası en çok takip edilen flash haber sitesi İşin Detayı Haber</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.isindetayi.com/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Thu, 25 Jun 2026 05:35:02 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.isindetayi.com/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Şişman diyetisyen’ dediler, 36 kilo verip herkesi şaşırttı]]></title>
      <link>https://www.isindetayi.com/sisman-diyetisyen-dediler-36-kilo-verip-herkesi-sasirtti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.isindetayi.com/sisman-diyetisyen-dediler-36-kilo-verip-herkesi-sasirtti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İzmir Büyükşehir Belediyesi Eşrefpaşa Hastanesi’nde görev yapan Diyetisyen Dilara Demirkan, 97 kilodan 61 kiloya düştü. "Sen diyetisyen olamazsın" sözlerine inat 16 ayda 36 kilo veren Demirkan, bugün hastalarının ilham kaynağı oldu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İzmir Büyükşehir Belediyesi Eşrefpaşa Hastanesi Diyetisyeni Dilara Demirkan, çocukluk yıllarından beri mücadele ettiği fazla kilolarından 16 ayda kurtuldu. 97 kiloyla başladığı yolculukta 36 kilo vererek 61 kiloya düşen Demirkan, bir zamanlar kendisine yöneltilen "Sen diyetisyen olamazsın" sözlerini bugün başarı hikayesine dönüştürdü. Hastalarının artık "Ama burada şişman bir diyetisyen vardı" diyerek şaşkınlık yaşadığını söyleyen Demirkan, sağlıklı kilo vermenin sırrının sabır, disiplin ve sürdürülebilir yaşam alışkanlıklarında saklı olduğunu anlattı.</strong></p>

<blockquote>
<p><strong>"Sen diyetisyen olamazsın" diyenler oldu</strong></p>
</blockquote>

<p>Fazla kilolarla küçük yaşlarda tanışan Demirkan, yıllarca diyet yapıp bıraktığını anlattı. Çocukluğundan beri kilo problemi yaşadığını belirten Demirkan, "Her yaz diyetisyene gider, birkaç ay diyet yapardım. Ancak kış geldiğinde eski beslenme düzenime geri dönerdim. Bu döngü yıllarca sürdü. Üniversite yıllarında önce gıda teknolojisi eğitimi aldım. Babamın yıllardır diyetisyenlere para ödediğini görünce kendi kendime ‘Seni bu dertten kurtaracağım’ dedim ve Beslenme ve Diyetetik bölümünü tercih ettim. Ancak bu kararıma çevremden olumsuz tepkiler geldi. ‘Kelin ilacı olsa başına sürer’, ‘Sen diyetisyen olamazsın’ diyenler oldu" ifadelerini kullandı.</p>

<blockquote>
<p><strong>97 kiloyla başlayan dönüşüm</strong></p>
</blockquote>

<p>Uzun yıllar kilosunu çok önemsemediğini söyleyen Demirkan, sağlık sorunlarının ortaya çıkmasıyla birlikte yaşamında köklü bir değişiklik yapmaya karar verdiğini belirterek, "Tiroidle ilgili bazı sağlık sorunları yaşamaya başladım. Bir aile düğünü öncesinde kardeşimle birlikte diyet yapmaya karar verdik. Başlangıçta küçük adımlarla ilerledik, ancak zamanla bu süreç bir yaşam değişikliğine dönüştü. 97 kiloyla başladığım yolculukta yaklaşık 16-17 ayın sonunda 61 kiloya düştüm. Eski hastalarım geldiğinde beni tanımakta zorlanıyor ve ‘Ama burada şişman bir diyetisyen vardı’ diyorlar. Ben de ‘Evet, o bendim’ diye yanıt veriyorum. Ardından büyük bir şaşkınlıkla ‘Nasıl yaptınız?’ diye soruyorlar" dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<blockquote>
<p><strong>Salçalı makarna için ağlayarak uyudu</strong></p>
</blockquote>

<p>Kilo verme sürecinde birçok kişinin kendisine ameliyat ya da zayıflama iğnesi kullanıp kullanmadığını sorduğunu belirten Demirkan, başarısının arkasında yalnızca sağlıklı beslenme ve düzenli spor olduğunu söyledi. Demirkan, "Ne mide ameliyatı oldum ne mide balonu yaptırdım ne de zayıflama iğnesi kullandım. Kendi hazırladığım beslenme programına sadık kaldım ve düzenli olarak spor yaptım. Bir gece sadece salçalı makarna yemek istediğim için ağlayarak uyudum. Evde makarna da yoğurt da vardı. İstesem kalkıp yiyebilirdim. Ama kendime bir söz vermiştim. Yemedim ve uyudum. Ertesi sabah programıma kaldığım yerden devam ettim. ‘Artık yapamıyorum’ dediğim çok zaman oldu. Ancak ailem, arkadaşlarım ve doktor meslektaşlarım bana sürekli destek verdi. Bazen insanın yanında kendisine inanan insanların olması her şeyden daha önemli" dedi.</p>

<blockquote>
<p><strong>"Diyetisyen sadece kilo verdirmez"</strong></p>
</blockquote>

<p>Toplumda diyetisyenlik mesleğinin çoğu zaman yalnızca kilo verme ile ilişkilendirildiğini belirten Demirkan, hastanede çok farklı sağlık sorunları bulunan hastalara da hizmet verdiklerini vurguladı. Demirkan, "Diyetisyen denince insanların aklına ilk olarak zayıflamak geliyor. Oysa biz sadece kilo vermek isteyen kişilerle çalışmıyoruz. Diyabet, kolesterol ve gut hastalarının yanı sıra nöroloji ve yoğun bakım servislerinde tedavi gören hastalara da beslenme desteği sağlıyoruz. Bizim görevimiz yalnızca kilo verdirmek değil, bireylere sağlıklı ve sürdürülebilir beslenme alışkanlıkları kazandırmak" dedi.</p>

<p><img alt="‘Şişman diyetisyen’ dediler, 36 kilo verip herkesi şaşırttı
" height="1368" src="https://cdn.iha.com.tr/Contents/images/2026/06/15/20260615aw725688-3.jpg" width="1026" /></p>

<p>"Zayıflama iğneleri uzman hekim kontrolünde kullanılmalı"</p>

<p>Son dönemde yaygınlaşan zayıflama iğnelerine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Demirkan, bu tür ilaçların mutlaka uzman hekim kontrolünde ve gerekli tahliller yapıldıktan sonra kullanılması gerektiğini vurguladı. Demirkan, "Bu yöntemlere karşı değiliz. Ancak kişilerin bu ilaçları eczaneden temin ederek kendi başlarına kullanmalarını doğru bulmuyoruz. Öncelikle kan tahlilleri yapılmalı, kişinin sağlık geçmişi ayrıntılı şekilde değerlendirilmeli ve tedavi süreci uzman hekimler tarafından planlanmalıdır. Ayrıca bu süreç, diyetisyenlerin yürüteceği beslenme takibiyle desteklenmelidir. Ben ise ailemde bulunan bazı kanser öyküleri ve yaşadığım tiroid sorunları nedeniyle bu yöntemlerden uzak durmayı tercih ettim" dedi.</p>

<p>"Kilo vermek değil, korumak zor"</p>

<p>Bugün artık "diyet" sürecinden çok "koruma" döneminde olduğunu söyleyen Demirkan, asıl mücadelenin verilen kiloları koruyabilmek olduğunu vurguladı. Demirkan, "İnsanlar hedef kiloya ulaştıklarında sürecin bittiğini düşünüyor. Oysa asıl süreç bundan sonra başlıyor. Ben bugün dikkat etmeyi bıraksam verdiğim kiloların önemli bir kısmını geri alabilirim. Ameliyat, mide balonu ya da zayıflama iğnesi kullanan kişiler için de durum farklı değil; beslenme düzeni değiştirilmediği sürece verilen kilolar geri dönebiliyor. Önemli olan sürdürülebilir bir yaşam tarzı oluşturmak. Diyet ve spor, emek isteyen ama süreklilik gerektiren süreçlerdir. Uzun süre çaba gösterilir, ancak bırakıldığında geri dönüşler başlayabilir. Bu nedenle önemli olan kısa süreli diyetler değil, ömür boyu sürdürülebilecek sağlıklı alışkanlıklar kazanmaktır. Benim bu süreçte öğrendiğim en önemli şey de bu oldu" dedi.</p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.isindetayi.com/sisman-diyetisyen-dediler-36-kilo-verip-herkesi-sasirtti</guid>
      <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 11:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://isindetayicom.teimg.com/crop/1280x720/isindetayi-com/uploads/2026/06/sisman-diyetisyen-dediler-36-kilo-verip-herkesi-sasirtti-isindetayi.jpg" type="image/jpeg" length="31845"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bakan Memişoğlu: "Son bir yılda MHRS üzerinden 702 milyonun üzerinde randevu işlemi başarıyla gerçekleştirilmiştir"]]></title>
      <link>https://www.isindetayi.com/bakan-memisoglu-son-bir-yilda-mhrs-uzerinden-702-milyonun-uzerinde-randevu-islemi-basariyla-gerceklestirilmistir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.isindetayi.com/bakan-memisoglu-son-bir-yilda-mhrs-uzerinden-702-milyonun-uzerinde-randevu-islemi-basariyla-gerceklestirilmistir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, "Sadece geride bıraktığımız son bir yılda MHRS üzerinden 702 milyonun üzerinde randevu işlemi başarıyla gerçekleştirilmiştir" dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bakan Memişoğlu, ‘Uluslararası Sağlık Teknolojileri Değerlendirme Birliği (HTAİ) Yıllık Toplantısı’na katıldı. Burada konuşan Memişoğlu, tıp ve sağlık bilimlerinde yaşanan dönüşümün insanların yaşam kalitesini artırmak adına değerli fırsatlar sunduğundan bahsederek "Ancak her yeni teknolojiyi erişilebilirlik, etkililik, hasta değeri, hakkaniyet ve sistem sürdürülebilirliği gibi temel unsurlar çerçevesinde ele almak gerekir. Bu anlayış, sağlıkta attığımız her adımda kanıta dayalı ve adil karar alma süreçlerini daha da önemli hâle getirmektedir" ifadelerini kullandı.</p>

<p>"Son bir yılda MHRS üzerinden 702 milyonun üzerinde randevu işlemi başarıyla gerçekleştirilmiştir"</p>

<p>Türkiye genelinde 271 bine ulaşan toplam yatak kapasitesi ve 1,5 milyonluk nitelikli insan kaynağıyla vatandaşlara her gün milyonlarca sağlık hizmetini kesintisiz olarak sunabildiklerinin altını çizen Sağlık Bakanı Memişoğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü:</p>

<p><img alt="Bakan Memişoğlu: &quot;Son bir yılda MHRS üzerinden 702 milyonun üzerinde randevu işlemi başarıyla gerçekleştirilmiştir&quot;
" height="666" src="https://cdn.iha.com.tr/Contents/images/2026/06/08/20260608aw720740-2.jpg" width="1000" /></p>

<p>"Gönül rahatlığıyla söyleyebiliriz ki bugün Türkiye, güçlü ve örnek gösterilen sağlık altyapılarından birine sahiptir. e-Nabız ile hastalarımızın geçmiş tıbbi öyküsünden tetkik sonuçlarına kadar sağlık verilerini güvenli ve entegre biçimde yönetiyoruz. Gelişmiş Merkezi Hekim Randevu Sistemimizle 79 farklı branşta hekim ve sağlık tesisi randevu süreçlerini dijital kanallar üzerinden yürütüyoruz. Sadece geride bıraktığımız son bir yılda MHRS üzerinden 702 milyonun üzerinde randevu işlemi başarıyla gerçekleştirilmiştir."</p>

<p>Kanser taramalarından kronik hastalık takibine, sigara bırakma hizmetlerinden sağlıklı beslenme danışmanlığına, gebe okullarından ruh sağlığı hizmetlerine kadar geniş bir alanda ücretsiz hizmet sunduklarını aktaran Memişoğlu, "Sağlıklı Türkiye Yüzyılı hedefimiz doğrultusunda ‘Koruyan Sağlık’ anlayışını sistemimizin merkezine aldık. Aile hekimliği sistemimiz, Sağlıklı Hayat Merkezlerimiz ve birinci basamak sağlık hizmetlerimizle vatandaşlarımızın sağlığını hastalanmadan önce korumayı hedefliyoruz" ifadelerine yer verdi.</p>

<p>"Kapsayıcı Genel Sağlık Sigortası sistemimizle vatandaşlarımızın yenilikçi tedavilere erişimini güvence altına alıyoruz"</p>

<p>Ulusal Kanser Kontrol Programı kapsamında yapılan mamografi taramasında yerli yapay zekâ sistemi olan METRA Projesi’ni uygulamaya aldıklarını ve yapay zekâ tabanlı radyoloji destek sistemi RADİS’i tüm fonksiyonlarıyla faaliyete geçirdiklerini belirten Bakan Memişoğlu, "Kapsayıcı Genel Sağlık Sigortası sistemimizle vatandaşlarımızın yenilikçi tedavilere erişimini güvence altına alırken kaynaklarımızı rasyonel kullanmak adına sağlık teknolojileri değerlendirme mekanizmalarımızı uluslararası standartlarda daha da kurumsallaştırıyoruz. Sağlık Teknolojisi Değerlendirme Kapasitesinin Güçlendirilmesi, Yaygınlaştırılması ve Sürdürülebilirliği Projesi kapsamında Ulusal Sağlık Teknolojisi Değerlendirme Strateji Belgesi’ni hazırladık" diye konuştu.</p>

<p>Sağlık Bakanı Memişoğlu, Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı (TÜSEB) bünyesinde yürüttükleri önemli bir çalışmayı duyurarak "Yaşam Kalitesi Ölçeği’nin Türkiye Değer Seti’ni oluşturuyoruz" dedi. Bakan Memişoğlu, ayrıca TÜSEB’in açtığı "Geri Ödeme Modelleri Proje Çağrısı" ile kamu-özel iş birliğini destekleyen, yenilikçi tedavilere erişimi güçlendiren ve sistem sürdürülebilirliğini gözeten modeller geliştirmeyi hedeflediklerini de sözlerine ekledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>"Sadece 2 yıl içinde toplam 5 bin 800 yenilikçi proje başvurusu aldık"</p>

<p>Bakan Memişoğlu, Sağlıklı Türkiye Yüzyılı vizyonunun taşıyıcı kolonlarından biri olduğunu ifade ettiği ‘Üreten Sağlık’ modeli ile teknolojisini geliştiren, bilgisini ürüne dönüştüren ve ürettiklerini insanlığın yararına sunan güçlü bir ekosistem inşa ettiklerini vurgulayarak "Sağlık Bakanlığımızın inovasyon gücü TÜSEB bünyesinde; fikri olanı finansmanla, araştırmayı sanayiyle buluşturuyoruz. Sadece 2 yıl içinde toplam 5 bin 800 yenilikçi proje başvurusu aldık. Bilim insanlarının, sağlık çalışanlarının ve ‘Yeni bir fikrim var’ diyen herkesin önerisine değer veriyor, bunları insanlığın sağlığına fayda sağlayacak somut ürünlere dönüştürüyoruz" ifadelerini kullandı.</p>

<p>"Yerli renkli doppler ultrasonografi cihazımız için geliştirme ve üretim aşamasına geçtik"</p>

<p>Yerli ilaç, aşı, molekül, tanı kiti ve tıbbi cihaz alanlarında somut sonuçlar almaya başladıklarını söyleyen Sağlık Bakanı Memişoğlu, "Kalp-akciğer makinemizi, mobil röntgen ve solunum cihazlarımızı, OED cihazlarımızı ve ventilatörlerimizi hizmete sunduk. Dünyada sınırlı sayıda ülkenin geliştirebildiği yapay zekâ destekli endoskopik kapsül görüntüleme cihazına ilişkin klinik araştırmalarımızı başarıyla sürdürüyoruz. Hasta başı monitörleri, hemodiyaliz ve anestezi cihazı projelerinde sona yaklaştık. Kısa süre önce yerli renkli doppler ultrasonografi cihazımız için geliştirme ve üretim aşamasına geçtik. Mikrodalga Meme Kanseri Tarama ve Teşhis Sistemi’nde cihaz geliştirme süreçlerini tamamladık. Bugün Türkiye, hematolojik kanserlerde kişiselleştirilmiş tedavinin en ileri örneklerinden biri olan CAR-T hücre tedavisini tamamen yerli imkânlarla geliştiren ve başarıyla uygulayan nadir ülkelerden biridir. Tüm bu teknolojik ve bilimsel birikimi yalnızca ulusal bir başarı olarak değil, küresel sağlık sistemine katkı sunacak stratejik bir kapasite olarak görüyoruz" şeklinde konuştu.</p>

<p>Memişoğlu, ‘Health Türkiye’ markası altında birçok alanda ortak çalışmalar yürütmeye açık olduklarını belirterek "Evrensel kardeşlik hukukuyla, insanlığın ortak yararı adına ‘Sağlıkta Dönüşüm’ tecrübemizi, ‘Sağlıklı Türkiye Yüzyılı’ vizyonumuzu, şehir hastaneleri modelimizi, aile hekimliği sistemimizi, sağlık teknolojileri üretim kapasitemizi uluslararası iş birlikleriyle paylaşmaya, ortak projeler geliştirmeye hazırız" dedi.</p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.isindetayi.com/bakan-memisoglu-son-bir-yilda-mhrs-uzerinden-702-milyonun-uzerinde-randevu-islemi-basariyla-gerceklestirilmistir</guid>
      <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 12:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://isindetayicom.teimg.com/crop/1280x720/isindetayi-com/uploads/2026/06/bakan-memisoglu-son-bir-yilda-mhrs-uzerinden-702-milyonun-uzerinde-randevu-islemi-basariyla-gerceklestirilmistir-isindetayi.jpg" type="image/jpeg" length="97287"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İstanbul’dan Muş’taki hastaya 5G ile böbrek taşı ameliyatı]]></title>
      <link>https://www.isindetayi.com/istanbuldan-mustaki-hastaya-5g-ile-bobrek-tasi-ameliyati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.isindetayi.com/istanbuldan-mustaki-hastaya-5g-ile-bobrek-tasi-ameliyati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[5G teknolojisiyle, Muş Devlet Hastanesi’ndeki tedavi gören bir hastanın ameliyatı, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’ndeki doktorlar tarafından başarıyla gerçekleştirildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>5G teknolojisi ve yerli-milli cihaz desteğiyle, Muş Devlet Hastanesi’ndeki bir hastanın ameliyatı İstanbul’daki doktorlar tarafından uzaktan başarıyla gerçekleştirildi. Türkiye’de yerli ve milli imkânlarla üretilen bir cihazla yapılan uzaktan operasyon, 5G teknolojisinin sağlık hizmetlerine erişimde sağladığı fırsat eşitliğini ortaya koydu.</p>

<p>Hayatı kolaylaştıran 5G teknolojisinin tıpta; uzaktan teşhis, görüntüleme, operasyon hasta takibi ve eğitim süreçlerinde yeni kullanım alanlarının önünü açtığına işaret eden İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Osman Bülent Zülfikar, uzaktan ameliyatla ilgili olarak, "Sağlık teknolojileri ve telecerrahi uygulamaları, kendilerini insanlığın hayatını kolaylaştırmaya adamış uzman hekimlerimizin elinde ülkemiz için önemli bir bilimsel adımdır" dedi.</p>

<p>5G ile mesafelerin engel olmaktan çıktığının altını çizen Turkcell Genel Müdürü Dr. Ali Taha Koç ise "5G’nin sunduğu ultra düşük gecikme süreleri ve yüksek veri iletme kapasitesi, eğitimden sağlığa, sanayiden ulaşıma kadar yaşamın her alanında köklü bir dönüşümü de beraberinde getiriyor. Yaklaşık bin 500 kilometre mesafeden gerçekleştirilen bu operasyon da bu kapasitenin çok çarpıcı bir örneği. Turkcell olarak bu sürece liderlik etmenin gururunu yaşıyoruz" diye konuştu.</p>

<p>Yapılan açıklamaya göre; Turkcell gücünde 5G’nin mesafeleri ortadan kaldıran kapasitesi ve sağlık alanına vadettiği dönüşüm, İstanbul ile Muş arasında gerçekleştirilen bir uzaktan ameliyatla ortaya konuldu. Muş Devlet Hastanesi’nde tedavi gören bir hastanın böbrek taşı kırma operasyonu, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’ndeki deneyimli doktor ekibi tarafından başarıyla gerçekleştirildi. Operasyon, 5G teknolojisinin sağlık hizmetlerine erişimde sağladığı fırsat eşitliğini de ortaya koydu.</p>

<p>Operasyonda, İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi’nden Prof. Dr. Tzevat Tefik ile Muş Devlet Hastanesi’nden Op. Dr. Rıfat Burak Ergül görev aldı. Her iki hastanede mevcut olan Turkcell 5G altyapısı, yüksek veri aktarım kapasitesi ve ultra düşük gecikmeyle uzaktan ameliyata imkan verdi. Toplantıda; yaklaşık 4 saat süren ve hastaya herhangi cerrahi müdahale olmadan damar yoluyla yapılan operasyonun, aynı zamanda, böbrek taşı tedavisinde RIRS (Retrograd İntrarenal Cerrahi) ile yapılan dünyanın ilk uzaktan ameliyatı olduğu belirtildi.</p>

<p>5G teknolojisinin; tıp sektöründe uzaktan teşhis, takip, görüntüleme, eğitim ve operasyon gibi süreçlerde yeni kullanım alanlarının önünü açtığına işaret eden İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Osman Bülent Zülfikar, "5G destekli bu operasyon, İstanbul Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı’nın robot yardımlı Retrograd İntrarenal Cerrahi ve ileri endoüroloji alanındaki deneyiminin farklı merkezlere başarıyla aktarılabileceğini göstermesi açısından son derece önemli. Sağlık teknolojileri ve telecerrahi uygulamaları, kendilerini insanlığın hayatını kolaylaştırmaya adamış uzman hekimlerimizin elinde ülkemiz için önemli bir bilimsel adımdır" dedi.</p>

<p><img alt="İstanbul’dan Muş’taki hastaya 5G ile böbrek taşı ameliyatı
" src="https://cdn.iha.com.tr/Contents/images/2026/05/20/20260520aw709167-2.jpg" /></p>

<p>"Turkcell 5G, mesafeleri engel olmaktan çıkarıyor"</p>

<p>Turkcell Genel Müdürü Dr. Ali Taha Koç, 1 Nisan itibarıyla tüm Türkiye’de kullanıma açılan 5G teknolojisinin eğitimden sağlığa, sanayiden ulaşıma kadar yaşamın her alanında köklü bir dönüşümü tetiklediğini belirterek şunları söyledi: "Turkcell olarak 5G’yi Türkiye’nin dijital geleceği için stratejik bir eşik olarak görüyoruz. Bu teknoloji; çok yüksek hız, ultra düşük gecikme ve güçlü veri taşıma kapasitesiyle hayatın her alanında yeni bir dönemin kapılarını açıyor. İstanbul-Muş arasında yaklaşık bin 500 kilometre mesafeden başarıyla gerçekleştirilen bu operasyon, Turkcell 5G’nin mesafeleri engel olmaktan çıkaran kapasitesinin çok çarpıcı bir örneği. Bu kapsamda yakın gelecekte eğitimden sağlığa, sanayiden ulaşıma kadar birçok alanda 5G’nin dönüştürücü etkisini daha da fazla göreceğiz. Turkcell olarak sahip olduğumuz altyapı ve en geniş frekans bandıyla, bu köklü değişime liderlik etmenin haklı gururunu yaşıyoruz. Bu vesileyle sayın rektörümüze, kıymetli hocalarımıza, tüm paydaşlarımıza ve çalışma arkadaşlarıma teşekkürlerimi sunuyorum."</p>

<p>"Hastamızı, aynı ameliyathanede gibi takip edebildik"</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tzevat Tefik de operasyonla ilgili bilgi verdi. Tefik, "Turkcell’in 5G altyapısı ve ELMED’in yerli üretim İbn-i Sina robotu aracılığıyla, Muş’taki hastamızı İstanbul’dan, tıpkı aynı ameliyathanede gibi takip edebildik. Sistemin sağladığı ultra düşük gecikme süresi sayesinde cerrahi sezgimizden hiçbir şey kaybetmeden işlemi tamamladık. Bu çalışma, telecerrahinin yalnızca bir teknoloji demonstrasyonu olmadığını; doğru altyapı, deneyimli ekip ve multidisipliner iş birliğiyle, klinik pratikte güvenle uygulanabilir bir model olduğunu somut biçimde ortaya koydu. Türkiye’de bir ilk olmasının ötesinde, RIRS yöntemiyle gerçekleştirilen dünyanın ilk uzaktan böbrek taşı ameliyatı olması bu başarıyı küresel ölçekte de anlamlı kılıyor. Uluslararası akademik iş birlikleri çerçevesinde robot yardımlı retrodrad intrarenal telecerrahiyi, küresel ölçekte yaygınlaştırmayı ve Türkiye’yi bu alanda uluslararası bir referans merkezi konumuna taşımayı hedefliyoruz" dedi.</p>

<p>Yerli ve milli teknolojiyle uzaktan ameliyat</p>

<p>Türkiye’de yerli ve milli teknolojiyle üretilen bir cihazla yapılan böbrek taşı kırma operasyonunda, ELMED firması tarafından geliştirilen İbn-i Sina adlı cihaz kullanıldı. 1991 yılında Ankara OSTİM’de kurulan ELMED, Türkiye’nin yüksek teknolojili tıbbi cihaz üreticilerinden biri konumunda. Şirket, böbrek taşı kırma cihazını 1992’de üretti. 1994 yılında da ilk ihracatı yapıldı. İlk Türk malı ESWL cihazını 1996 yılında AUA (Amerikan Üroloji Derneği) Kongresi’nde dünyanın farklı ülkelerinden üroloji uzmanlarına tanıtan şirket, üroloji alanında bilinen bir marka olarak 60’tan fazla ülkeye ihracat gerçekleştirdi. ELMED 2012 yılında Tübitak projesi ile böbrek taşlarının lazerle kırılarak tedavisinde fURS (flexible ureterorenoskopi) ile kullanılmak üzere Avicenna Roboflex adı verilen İbn-i Sina robotun ilk protipini üretti. Patent alınan bu robot, Avrupa CE işaretine sahip ve ABD’den de FDA onayını aldı. Halen, ABD, Birleşik Krallık, Almanya, Polonya, Türkiye, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar’da bu robot kullanılıyor. ELMED, bu robota tele-cerrahi özelliğini ve yapay zekâ desteğini de entegre ediyor.</p>

<p><br />
 </p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.isindetayi.com/istanbuldan-mustaki-hastaya-5g-ile-bobrek-tasi-ameliyati</guid>
      <pubDate>Wed, 20 May 2026 18:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://isindetayicom.teimg.com/crop/1280x720/isindetayi-com/uploads/2026/05/istanbuldan-mustaki-hastaya-5g-ile-bobrek-tasi-ameliyati-isindetayi.jpg" type="image/jpeg" length="89362"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bilimsel araştırma Cimin üzümünün çekirdeğindeki güçlü etkiyi ortaya koydu]]></title>
      <link>https://www.isindetayi.com/bilimsel-arastirma-cimin-uzumunun-cekirdegindeki-guclu-etkiyi-ortaya-koydu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.isindetayi.com/bilimsel-arastirma-cimin-uzumunun-cekirdegindeki-guclu-etkiyi-ortaya-koydu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Cimin üzümü üzerine yapılan bilimsel araştırma, üzüm çekirdeğinden elde edilen ekstraktın antioksidan ve antienflamatuvar etkileriyle dikkat çektiğini ortaya koydu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h3><strong>Erzincan yöresinde yetişen ve Türkiye’nin tescilli üzüm çeşitlerinden biri olan Cimin üzümüyle ilgili gerçekleştirilen çalışmada, üzümün çekirdeği, taze hali ve kurutulmuş formu ayrı ayrı incelendi.</strong></h3>

<p>Araştırmada, üzüm çekirdeğinin yüksek fenolik bileşik içeriği sayesinde güçlü antioksidan özellik gösterdiği belirlendi. Laboratuvar ortamında yapılan deneylerde çekirdek ekstresinin, hücrelere zarar veren serbest radikalleri etkisiz hale getirmede etkili sonuçlar verdiği kaydedildi.</p>

<p><img alt="Bilimsel araştırma Cimin üzümünün çekirdeğindeki güçlü etkiyi ortaya koydu" height="648" src="https://cdn.iha.com.tr/Contents/images/2026/05/15/20260515aw705399-0.jpg" width="971" /></p>

<p>Bilimsel çalışmada ayrıca, oluşturulan akut ve kronik iltihap modellerinde üzüm çekirdeği su ekstraktının iltihaplanmayı yüzde 75’e kadar azaltabildiği gözlemlendi. Araştırmacılar, elde edilen etkinin bazı antienflamatuvar ilaçlarla benzer düzeyde olduğunu ifade etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çalışmada, kronik hastalıklarla ilişkilendirilen TNF- ve IL-1 gibi iltihap belirteçlerinde de düşüş tespit edildi. Araştırmacılar, bu bulguların Cimin üzümünün fonksiyonel gıda ve doğal destek ürünleri alanında değerlendirilebileceğini gösterdiğini belirtti.</p>

<p>Araştırmada ayrıca üzüm çekirdeği ekstraktının, vücudun doğal savunma mekanizmasında görev alan antioksidan enzimlerin aktivitesini desteklediği ifade edildi.</p>

<p>Söz konusu çalışma, Kafkas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Tıbbi Biyokimya Anabilim Dalında hazırlanan "Erzincan (Cimin) Üzümünden Elde Edilen Su Ekstraktlarının Ratlarda Antienflamatuvar ve Antioksidan Özelliklerinin Belirlenmesi" başlıklı doktora tezinde yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.isindetayi.com/bilimsel-arastirma-cimin-uzumunun-cekirdegindeki-guclu-etkiyi-ortaya-koydu</guid>
      <pubDate>Fri, 15 May 2026 21:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://isindetayicom.teimg.com/crop/1280x720/isindetayi-com/uploads/2026/05/bilimsel-arastirma-cimin-uzumunun-cekirdegindeki-guclu-etkiyi-ortaya-koydu-isindetayi.jpg" type="image/jpeg" length="19339"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bakan Memişoğlu: "Hantavirüs konusunda bir salgın riski yok"]]></title>
      <link>https://www.isindetayi.com/bakan-memisoglu-hantavirus-konusunda-bir-salgin-riski-yok</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.isindetayi.com/bakan-memisoglu-hantavirus-konusunda-bir-salgin-riski-yok" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, "Hantavirüs konusunda herkes bilsin ki şu anda böyle bir salgın riski yok. Toplumumuz bu konuda müsterih olsun. Spekülasyonlar değil, Sağlık Bakanlığımızın açıklamaları dikkate alınmalıdır" dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, bir televizyon kanalında katıldığı canlı yayında sağlık gündemine dair açıklamalarda bulundu. Bakan Memişoğlu, "Hantavirüs konusunda herkes bilsin ki şu anda böyle bir salgın riski yok. Toplumumuz bu konuda müsterih olsun. Spekülasyonlar değil, Sağlık Bakanlığımızın açıklamaları dikkate alınmalıdır. Türkiye, COVID-19 pandemisinde sağlık sisteminin direncini ve kapasitesini dünyaya ispat etmiş bir ülke. Bunu en iyi şekilde yöneten ülkelerden bir tanesi olduk. Şu anda da sağlık sistemimiz ve insan gücümüzle her türlü salgını önlemeye ve takip etmeye muktediriz. Bu tip risklere karşı paydaşlarımızla birlikte hazırlıklıyız" dedi.</strong></p>

<p>Hantavirüs testi yapılan 5 vatandaşın test sonuçlarının negatif olduğunu açıklayan Memişoğlu, "İki vatandaşımız gemiden daha önce ayrılmıştı, onları da karantinaya aldık. Üç vatandaşımızı kendi uçağımızla gemiden indikleri andan itibaren izole şekilde aldık. Bu beş kişinin Hantavirüs testleri negatif çıktı, 42 günlük karantina süreci devam ediyor" diye konuştu.</p>

<p><strong>"Türkiye sağlık sistemiyle dünyada en iyi sağlık hizmeti sunan ülkelerden biri olmuş durumda"</strong></p>

<p>Türkiye’nin sağlık sistemiyle dünyada en iyi sağlık hizmeti sunan ülkelerden biri olduğunu söyleyen Memişoğlu, "Bizim atalarımız ve medeniyetimiz sağlık sistemini hep ön planda tutmuş. Şimdi biz 2002’den beri Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde, Sağlıkta Dönüşüm Projesi ile sağlık alanında inanılmaz bir gelişim süreci yaşadık. Türkiye sağlık sistemiyle dünyada en iyi sağlık hizmeti sunan ülkelerden biri olmuş durumda" şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>"TÜSEB son bir senede 2 bin projeyi destekledi"</strong></p>

<p>TÜSEB’in son bir senede 2 bin projeyi desteklediğini aktaran Bakan Memişoğlu, "Türkiye esasında sağlık alanında üretim yapma konusunda TÜSEB’in, USHAŞ’ın kurulmasıyla son 10-15 yıl içinde önemli adımlar attı. Bu çalışmalar, bir buçuk sene evvel Sayın Cumhurbaşkanımızın ‘Sağlıklı Türkiye Yüzyılı’ vizyonunu ‘Koruyan, Geliştiren ve Üreten Sağlık’ modeliyle ortaya koymasıyla çok daha yoğunlaşmaya başladı. Biz ‘Üreten Sağlık’ modelinin merkezine Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığını koyduk. TÜSEB son bir senede 2 bin projeyi destekledi" ifadelerini kullandı.</p>

<p>CAR-T hücre tedavisindeki uygulamaların aralık ayından beri yapıldığı vurgulayan Bakan Memişoğlu, şunları kaydetti:</p>

<p>"Üreten Sağlık Portalı’nı oluşturduk. Bu portal vasıtasıyla, Türkiye Sağlık Enstitüsü Başkanlığında fikri, finansı ve üreticiyi bir araya getiriyoruz. Yani esasında yaptığımız şu; bilim insanının, fikir insanının fikrini, bilgisini alıp bunu finansla ve üreticiyle buluşturmak ve onu ticari ürün hâline getirmek. Ticari ürün haline getirme aşamasından itibaren Ticaret Bakanlığı ile Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının desteğiyle de büyük bir sağlık üretim sistemi, ekosistemi oluşturmaya çalışıyoruz. Biz yaklaşık bir hafta evvel, yerli renkli doppler ultrasonografi cihazının üretim ve geliştirme süreçleri için imzaları attık. Böylece Türkiye iki sene sonra kendi doppler ultrasonografi cihazını üretebilir hâle gelecek. Hematolojik kanser, kan kanseri tedavileriyle ilgili 4-5 yere TÜSEB vasıtasıyla destek verdik. Yerli CAR-T hücre tedavisinde ilk üretim ve uygulamamızı aralık ayında Ankara Etlik Şehir Hastanemizde gerçekleştirdik ve birçok hastamıza başarıyla uyguladık. Antalya, İstanbul, Kayseri gibi başka illerde de başlıyor"</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"Türkiye’nin yerli üreticisine ve bilim insanına çok büyük katkısı var"</strong></p>

<p>Türkiye’nin yerli üreticisine ve bilim insanlarına katkısının yüksek olduğunu söyleyen Bakan Memişoğlu, "Türkiye’de 985 tane çok kapsamlı klinik çalışma var, bunların 10’u yerli fikirle üretilmiş. Biz istiyoruz ki bu sayıyı artıralım. Sağlık Bakanlığı ve TÜSEB olarak Türkiye’ye faydası olacak yerli bir fikrin klinik çalışmalarını birlikte yürütüyorsak bu klinik çalışmalardaki hastalarımızın maliyetini Sosyal Güvenlik Kurumunun karşılayacağı şekilde bir düzenleme yaptık. Bunun Türkiye’nin yerli üreticisine ve bilim insanına çok büyük katkısı var" dedi.</p>

<p><strong>"Yerli kalp-akciğer makinesini ASELSAN’la beraber ürettik"</strong></p>

<p>TÜSEB aracılığıyla 8 aşı için "Yerli Aşı Çağrısı"na çıkıldığını ve Hepatit A aşısını yerli üretim olarak yapıldığını söyleyen Bakan Memişoğlu, Hepatit A aşısının hastanelere verildiğini söyledi. Yutulabilir tablet şeklindeki endoskopi cihazını, dünyada birkaç ülkenin yapabildiğini ifade eden Bakan Memişoğlu, Türkiye’nin preklinik çalışmasını yaptığını açıkladı. Bakan Memişoğlu, "Yerli kalp-akciğer makinesini ASELSAN’la beraber ürettik. İlk olarak Bilkent Hastanesine teslim ettik. Önümüzdeki günlerde ilk defa kullanacağız. Biz yerli üretilen, gerçekten millî değerleriyle yeni şeyler söyleyen her türlü girişimi ve teknolojik yatırımı destekliyoruz. Böylece Türkiye esasında sağlıkla ilgili yeni büyük bir yol kat etmeye başladı. Türkiye; sağlık turizmi dâhil, ilaç sanayisi dâhil, malzeme ve cihaz üreticisi dâhil, altyapısıyla sağlık sektörü olarak büyük bir potansiyele sahip. Bunu her zaman ifade ediyorum; bizim hedefimiz 5 yılda 10 milyar dolar, 10 yılda 50 milyar dolarlık ihracat yapmaktır" diye konuştu.</p>

<p><strong>"Bin 700 tane kendi sağlık üreticimiz var"</strong></p>

<p>Bakan Memişoğlu, "Bu ihracat hedefini başarabilecek bir altyapı ve insan gücüne, artı şu anda bunu yapabilecek kapasiteye sahip bir ülke Türkiye. Bin 700 tane kendi sağlık üreticimiz var bizim. 800 tane ilaç fabrikamız, 200’ü kendi ilacını üreten fabrikamız var. Bunlara baktığınız zaman bilim insanlarıyla, şehir hastaneleriyle, TÜSEB’in desteğiyle biz bunu rahatlıkla başarabilecek bir kapasiteye sahibiz. Ama şu anda baktığınızda yaklaşık 2 milyar dolarlık bir ilaç ihracatımız, 2-3 milyar dolar arasında bir sağlık turizmi kapasitemiz var ama bu bize artık yetmez. Biz bunun çok daha üstüne çıkabilecek altyapıya sahibiz" dedi.</p>

<p><strong>"SMA ilacımızı kendimiz üretiyoruz artık"</strong></p>

<p>SMA ilaçlarının Türkiye tarafından üretildiğini ifade eden Bakan Memişoğlu, "Bilim insanımız, mühendisimiz, sağlık üreticimiz üretsin. Biz Sağlık Bakanlığı olarak bunları sağlık sistemimizde kullanmaya hazırız. Yeter ki onlar üretsinler. Baktığınız zaman 2.000 tane proje destekliyoruz. SMA ilacımızı kendimiz üretiyoruz artık. Klinik çalışmalar başladı. SMA ilacının özel sektör ve onlarla beraber TÜSEB’in desteğiyle, TİTCK’nin ruhsatını verdiği preklinik çalışmasının son aşamasına gelerek insanlarımıza kullandırdığımız kendi SMA ilacımızı üretiyoruz. Ben bunu uluslararası alanda da söylüyorum; Türkiye artık sağlıkta sadece bir pazar gibi gözükmesin. Türkiye sağlıkta artık teknolojisinde, üretiminde bir ortaktır, bir rol ortaya koyucudur diyoruz" şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>"Son bir sene içinde 7 milyon insanımızı taradık"</strong></p>

<p>‘Koruyan Sağlık’ kapsamında yapılan çalışmalardan bahseden Memişoğlu, "‘Koruyan Sağlık’ kapsamında kanserle ilgili; biz ücretsiz olarak belli yaş grubundaki insanlara Aile Hekimliklerinde ve Sağlıklı Hayat Merkezlerinde kanser taraması yapıyoruz. Esasında tedaviden önce korunmayı ön plana tutmamız gerekiyor. Son bir sene içinde 7 milyon insanımızı taradık. Bunlardan 276 binini kanser şüphesiyle hastanemizden randevu alarak ikinci ve üçüncü basamaklarda takip ettik. Ve ileri tetkiklerle destekleyerek 28 bin kişiye erken kanser teşhisi koyduk. Böylece kanseri hem tedavi ettik hem de insanların yaşamını yeniden kazandırdık. ‘Kanserden korkmayın, geç kalmaktan korkun’ diyoruz. Bu erken taramaları, ücretsiz taramaları Aile Hekimliklerinde ve Sağlıklı Hayat Merkezlerinde toplumumuzun özellikle gidip yaptırmasını istiyoruz" dedi.</p>

<p><strong>Sezaryen ameliyattan bahseden Bakan Memişoğlu, şunları kaydetti:</strong></p>

<p>"Vatandaşımızın sağlıklı kalmak için de sağlık hizmetlerinden faydalanmasını istiyoruz. Sadece hastalık için bizden hizmet almasınlar. Sağlıklı kalmak, sağlıkla yaşamlarını sürdürmek için biz onları Sigara Bırakma Polikliniklerine, Sağlıklı Hayat Merkezlerine, Aile Sağlığı Merkezlerine bekliyoruz. Ben Sağlık Bakanıyım. İnsanlara sağlıklı olmayı ve nasıl sağlıklı kalınacağını da anlatmakla mükellefim. Nasıl sigara içmeyin diyorsam, sigara sağlığa zararlıdır diyorsam, sigara insanları öldürür, akciğer kanseri yapar, kalp krizi geçirme riskini artırır, damar hastalıklarına neden olur diyorsam; sezaryenin de bir ameliyat şekli olduğunu, zorunlu kalmadıkça sezaryen yapılmaması gerektiğini, fizyolojik olanın yani doğal olanın normal doğum olduğunu, vajinal doğum olduğunu, hem anne sağlığı açısından hem de çocuk sağlığı açısından normal olanın doğal doğum olduğunu söylüyorum."</p>

<p><strong>"Türkiye’de ilk defa geçen sene sezaryen oranı düşme meyline girdi"</strong></p>

<p>Türkiye’de sezaryen oranının ilk defa geçen sene düşme meyline girdiğini ifaden Bakan Memişoğlu, şu ifadeleri kullandı:</p>

<p>"Bu ameliyat türü (sezaryen) ne zaman gerekli? 10 doğumdan en fazla bir buçuğunda; yani 1 ile 1,5 arasında. Ama biz şu anda Türkiye’de 10 doğumdan 6’sını, yarısından çoğunu sezaryen yapıyoruz. 59,7 şu anda sezaryen oranımız. İlk doğumda sezaryen oranımız yüzde 30,4; yani 3 doğumdan 1 tanesi. Halbuki Dünya Sağlık Örgütü tıbbi olarak 10 doğumdan 1 tanesinin sezaryen olması gerektiğini söylüyor. Şimdi eğer siz 10 doğumdan 6’sını sezaryen yapıyorsanız demek ki en az 4’ünü isteğe bağlı sezaryen yapıyorsunuz. Biz her hastanede koordinatör ebeler görevlendirdik. Ebelerin doğuma girmesini ve onu koordine etmesinin mevzuatının altyapısını oluşturduk. İlk kez anne olacak anne adaylarına gebeliğinin son üç ayında ebelerimiz eşlik edecek. ‘Annelik Yolculuğu’ diye bir telefon uygulaması yaptık. Hastanelerimizde, Aile Hekimliklerimizde ve Sağlıklı Hayat Merkezlerimizde Gebe Okulları oluşturduk." "Ben anne adaylarımızla ve hekimlerimizle hep beraber sezaryen oranlarımızı sağlıklı hale getirmek istiyorum. Şu anda Türkiye’de ilk defa geçen sene sezaryen oranı düşme meyline girdi yıllar sonra. Bunu biz hep beraber daha da düşüreceğiz."</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.isindetayi.com/bakan-memisoglu-hantavirus-konusunda-bir-salgin-riski-yok</guid>
      <pubDate>Fri, 15 May 2026 00:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://isindetayicom.teimg.com/crop/1280x720/isindetayi-com/uploads/2026/05/bakan-memisoglu-hantavirus-konusunda-bir-salgin-riski-yok-isindetayi.jpg" type="image/jpeg" length="90851"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sağlık Bakanlığı'ndan "(Hantavirüs) açıklaması"]]></title>
      <link>https://www.isindetayi.com/saglik-bakanligindan-hantavirus-aciklamasi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.isindetayi.com/saglik-bakanligindan-hantavirus-aciklamasi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Şu ana kadar 5 kişide herhangi bir klinik belirti veya semptoma rastlanmamıştır"]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h3 id="content"><strong>Sağlık Bakanlığı, uluslararası bir seyahat gemisinde bulunan son 3 vatandaşın da Türkiye’ye getirildiğini belirterek, "Yapılan izlemelerde şu ana kadar 5 kişide herhangi bir klinik belirti veya semptoma rastlanmamıştır. Süreç, Bakanlığımız tarafından titizlikle ve yakından takip edilmektedir" açıklamasında bulundu.</strong></h3>

<p>Sağlık Bakanlığı, hantavirüs vakası görülen uluslararası bir seyahat gemisinde olan son 3 vatandaşın da ambulans uçak ile Türkiye’ye getirildiğini bildirdi. Bakanlık açıklamasında gelen vatandaşların yakın takip ve izolasyon süreçlerinin başlandığı belirtilerek "Daha önce ülkeye giriş yapan 2 kişide olduğu gibi, bu kişilerden de gerekli numuneler alınmıştır. Sonuçlarının negatif olduğu saptanmış olup; önerilen süre boyunca karantinada tutulacaktır. Sağlık Bakanlığı ekipleri tarafından klinik durumları sürekli değerlendirilmekte ve sağlık durumları yakından takip edilmektedir. Yapılan izlemelerde şu ana kadar 5 kişide herhangi bir klinik belirti veya semptoma rastlanmamıştır. Süreç, Bakanlığımız tarafından titizlikle ve yakından takip edilmektedir" ifadeleri kullanıldı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.isindetayi.com/saglik-bakanligindan-hantavirus-aciklamasi</guid>
      <pubDate>Mon, 11 May 2026 22:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://isindetayicom.teimg.com/crop/1280x720/isindetayi-com/uploads/2026/05/saglik-bakanligindan-hantavirus-aciklamasi-isindetayi.jpg" type="image/jpeg" length="33650"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Otizmli Çocuklarda Göz Teması ve Göz Sağlığı: Görünmeyen Detaylara Dikkat]]></title>
      <link>https://www.isindetayi.com/otizmli-cocuklarda-goz-temasi-ve-goz-sagligi-gorunmeyen-detaylara-dikkat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.isindetayi.com/otizmli-cocuklarda-goz-temasi-ve-goz-sagligi-gorunmeyen-detaylara-dikkat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Otizm spektrum bozukluğu, çocukluk döneminde sosyal iletişim, davranış ve duyusal algı süreçlerini etkileyen nörogelişimsel bir durumdur. Bu tabloda en erken fark edilen belirtilerden biri ise göz teması kurmada yaşanan zorluklardır. Ancak göz teması eksikliği çoğu zaman yalnızca davranışsal bir farklılık olarak değerlendirilse de, altta yatan görme problemleri açısından da dikkatle ele alınması gereken bir bulgudur.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img alt="Batıgöz Sağlık Grubu Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Uğur Ünsal Isindetayi Haber" class="detail-photo img-fluid" height="806" src="https://isindetayicom.teimg.com/isindetayi-com/uploads/2026/05/batigoz-saglik-grubu-goz-hastaliklari-uzmani-doc-dr-ugur-unsal-isindetayi-haber.jpg" width="1067" /></p>

<p><a href="https://www.isindetayi.com/isin-detayi-reklam-ver"><span style="color:#2980b9"><strong>Batıgöz Sağlık Grubu</strong></span></a> Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Uğur Ünsal, otizmli çocuklarda göz sağlığının ihmal edilmemesi gerektiğini belirterek, erken dönemde yapılacak kapsamlı değerlendirmelerin çocuğun gelişim sürecine doğrudan katkı sağlayabileceğini ifade ediyor.</p>

<p>Göz Teması Kurmamak Her Zaman Tek Bir Nedene Bağlı Değildir</p>

<p>Otizmli çocuklarda göz teması kuramama, sosyal iletişimdeki farklılıkların bir parçası olarak kabul edilir. Ancak bu durumun tek başına nörogelişimsel bir özellik olarak değerlendirilmesi, bazı göz hastalıklarının öngörülememesine neden olabilir.</p>

<p>Doç. Dr. Uğur Ünsal:<br />
“Göz teması kurmayan bir çocukta yalnızca otizmle ilişkili bir durum var demek yeterli değildir. Görme keskinliğinde azalma, odaklanma problemleri veya göz kaslarıyla ilgili sorunlar da bu davranışı etkileyebilir. Bu nedenle mutlaka detaylı bir göz muayenesi yapılmalıdır.”</p>

<p>Otizmli Çocuklarda Görme Problemleri Daha Sık Eşlik Edebilir</p>

<p>Bilimsel çalışmalar, otizm spektrumundaki çocuklarda bazı göz hastalıklarının daha yüksek oranda görülebildiğini göstermektedir. Bu durum, çocuğun çevreyi algılama biçimini ve sosyal etkileşim kurma sürecini doğrudan etkileyebilir.</p>

<p>Doç. Dr. Uğur Ünsal:<br />
“Otizmli çocuklarda en sık karşılaştığımız göz problemleri arasında şaşılık, miyopi, hipermetropi, astigmatizma ve göz tembelliği yer alır. Bunun yanı sıra bazı çocuklarda göz hareketlerini kontrol etmede zorluk veya görsel algı farklılıkları da gözlemlenebilir.”</p>

<p><img alt="Otizmli Çocuklar Isindetayi Haber" class="detail-photo img-fluid" height="2057" src="https://isindetayicom.teimg.com/isindetayi-com/uploads/2026/05/otizmli-cocuklar-isindetayi-haber.jpg" width="3311" /></p>

<p>Bu tür sorunların erken dönemde fark edilmemesi durumunda:</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Görsel gelişim gerileyebilir.</li>
 <li>Öğrenme süreçleri etkilenebilir.</li>
 <li>Sosyal iletişim daha da zorlaşabilir.</li>
</ul>

<p>Görsel Algı Farklılıkları Davranışlara Yansıyabilir</p>

<p>Otizmli çocuklarda yalnızca göz hastalıkları değil, görsel bilgiyi işleme biçimi de farklı olabilir. Bu durum, çocuğun çevreyle kurduğu ilişkiyi doğrudan etkiler.</p>

<p>Doç. Dr. Uğur Ünsal:<br />
“Bazı otizmli çocuklar parlak ışıklardan rahatsız olabilir, hareketli nesnelere odaklanmakta zorlanabilir ya da detaylara aşırı hassasiyet gösterebilir. Bu da göz teması kurmaktan kaçınmalarına neden olabilir.”</p>

<p>Bu nedenle göz teması kuramama davranışı:</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Duyusal hassasiyet,</li>
 <li>Görme problemi,</li>
 <li>Görsel işlemleme farklılığı</li>
</ul>

<p>gibi birden fazla faktörün birleşimiyle ortaya çıkabilir.</p>

<p>Muayene Süreci Çocuğun İhtiyaçlarına Göre Planlanmalıdır</p>

<p>Otizmli çocuklarda göz muayenesi, standart bir değerlendirmeden farklı olarak daha özel bir yaklaşım gerektirir. Çocuğun duyusal hassasiyetleri, iletişim şekli ve dikkat süresi dikkate alınmalıdır.</p>

<p>Doç. Dr. Uğur Ünsal:<br />
“Muayene sırasında çocuğun kendini güvende hissetmesi çok önemlidir. Daha kısa süreli, aşamalı ve gerekirse oyunlaştırılmış bir yaklaşım tercih edilebilir. Amaç, çocuğu zorlamadan sağlıklı bir değerlendirme yapabilmektir.”</p>

<p>Bu süreçte:</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Ortamın sade ve sakin olması,</li>
 <li>Ani ışık ve seslerden kaçınılması,</li>
 <li>Ailenin sürece dahil edilmesi</li>
</ul>

<p>muayenenin başarısını artırabilir.</p>

<p>Erken Tanı, Gelişim Sürecini Doğrudan Etkileyebilir</p>

<p>Görme problemleri erken dönemde fark edilmediğinde, çocuğun bilişsel ve sosyal gelişimi üzerinde uzun vadeli etkiler oluşturabilir. Özellikle okul öncesi dönemde yapılan göz kontrolleri önemli.</p>

<p>Doç. Dr. Uğur Ünsal:<br />
“Görme, çocukların öğrenme sürecinin temel bileşenlerinden biridir. Görme ile ilgili sorunların erken tespit edilmesi, çocuğun hem akademik hem de sosyal gelişimini destekleyebilir.”</p>

<p>Ailelerin Dikkat Etmesi Gereken Belirtiler</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Otizmli çocuklarda bazı davranışlar göz sağlığıyla ilgili ipuçları verebilir. Ailelerin bu belirtileri göz ardı etmemesi gerekir:</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Göz teması kurmaktan kaçınma</li>
 <li>Nesnelere çok yakından bakma</li>
 <li>Gözleri kısarak bakma</li>
 <li>Göz kayması fark edilmesi</li>
 <li>Işığa karşı aşırı hassasiyet</li>
 <li>Odaklanma ve takip güçlüğü</li>
</ul>

<p>Bu belirtiler her zaman ciddi bir hastalık anlamına gelmeyebilir; ancak mutlaka bir göz hastalıkları uzmanı tarafından değerlendirilmelidir.</p>

<p>“Otizmli çocuklarda göz teması eksikliği yalnızca davranışsal bir özellik olarak değerlendirilmemelidir. Göz sağlığı ile ilgili olası sorunların erken dönemde tespit edilmesi, çocukların çevreyle kurduğu ilişkiyi ve gelişim sürecini olumlu yönde etkileyebilir. Bu nedenle düzenli göz muayeneleri ihmal edilmemelidir.”</p>

<p>- Doç. Dr. Uğur Ünsal</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.isindetayi.com/otizmli-cocuklarda-goz-temasi-ve-goz-sagligi-gorunmeyen-detaylara-dikkat</guid>
      <pubDate>Fri, 08 May 2026 00:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://isindetayicom.teimg.com/crop/1280x720/isindetayi-com/uploads/2026/05/otizmli-cocuklarda-goz-temasi-ve-goz-sagligi-gorunmeyen-detaylara-dikkat-isindetayi.jpg" type="image/jpeg" length="26362"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İstanbul İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Güner: "1 yılda 300 kere doktora giden hasta var"]]></title>
      <link>https://www.isindetayi.com/istanbul-il-saglik-muduru-doc-dr-guner-1-yilda-300-kere-doktora-giden-hasta-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.isindetayi.com/istanbul-il-saglik-muduru-doc-dr-guner-1-yilda-300-kere-doktora-giden-hasta-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Abdullah Emre Güner, başvuruda ilk basamağın aile hekimi olması gerektiğini söyleyerek, "Kocamustafapaşa’da bir teyzemiz vardı, bir yılda 300 kere doktora gitmişti, sordum; ‘Alışkanlığım böyle’ dedi. Sosyalleşme aracı olarak da kullanıyorlar, ihtiyacı olan hastanın ulaşmasıyla ilgili problem yaşama ihtimalimiz var.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h3 id="content"><strong>Acilde sarı ve kırmızı alanda herhangi bir sıkıntı yok. Yoldan geçerken ‘Bir acile uğrayayım’ , ‘Pazara inmiştim, gelmişken bir acile uğrayayım’ bunlarla karşılaşıyoruz. Vatandaşlar, evine ortalama 7 dakika yürüme mesafesindeki aile hekimliklerine başvurarak sorunlarının çoğunu çözebilir" dedi.</strong></h3>

<p>İstanbul İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Abdullah Emre Güner, megakentteki muayene sayılarından devam eden sağlık yatırımlarına kadar birçok konuda bilgi verdi. Vatandaşların aile hekimliklerine başvurusunun önemine dikkat çeken Doç. Dr. Güner, İstanbul’daki ilk 3 aya ilişkin verileri de paylaştı.</p>

<p><strong>"Kocamustafapaşa’da bir teyzemiz 300 kere doktora gitmişti"</strong></p>

<p>’İstanbul’da 53 tane devlet, 130’dan fazla özel hastane var’ diyerek sözlerine başlayan Doç. Dr. Abdullah Emre Güner, "Aile hekimlikleriyle beraber devasa bir sistemde sağlık hizmeti sunuyoruz. Bunun için zaten dünyanın sağlık başkenti diyoruz. 7-24, bayramı seyranı, gecesi gündüzü olmadan hiçbir şekilde inkıtaya uğramaması gereken bir süreç var. Sağlık hizmetini kesintisiz bir şekilde veriyoruz. 201 ülkeden 500 bin vatandaşın genel cerrahi, ortopedi, onkoloji hastalarının gelip şifa bulduğu bir kentten bahsediyoruz. Estetik olsun botoks, rinoplasti olsun, saç ekimi İstanbul’da hatta Antalya, İzmir gibi noktalarda da büyük bir teveccühle tüm dünyada karşılanıyor. Şunu biliyoruz ki; İstanbul bu noktanın ana başkenti. 2025 yılında 207 milyon muayene, 2 milyon 600 bin ameliyat. Sadece 5 milyon kardiyoloji muayenesi yapmış durumdayız, 90 bine yakın anjiyo, 100 binden fazla kalp ameliyatı. 207 milyon muayene yapmışız kişi başı 12’ye denk geliyor, bu tüm dünyanın ortalamasının çok üstünde bir rakam. İnsanlar sağlık hizmetine erişmekte zorluk yaşamıyorlar ama bir problem de şu; acaba doğru sağlık hizmetine mi ulaşıyoruz? En yakın sağlık danışmanımız kim; aile hekimi. Ben hastaneye geçen sene sadece 1 kere başvurdum, Kocamustafapaşa’da bir teyzemiz vardı, bir yılda 300 kere doktora gitmişti. Ben de aradım, sordum, neden? O, ‘Alışkanlığım böyle’ dedi. Pazartesi, Salı, Çarşamba, Perşembe, Cuma, Çapa’sı, Samatya’sı, Haseki’si. Sosyalleşme aracı olarak da kullanıyorlar, bizim ihtiyacı olan hastanın ulaşmasıyla ilgili problem yaşama ihtimalimiz var. Teyzemiz 1 yıl içinde gitmiş zaten 365 gün var, aynı gün içinde 3-4 yere gitmiş olması gerekiyor. Bu bir alışkanlık olmuş " dedi.</p>

<p><strong>"3 branş dışında her branşa aynı güne randevu verebiliyoruz"</strong></p>

<p>‘80’den fazla branşta randevu açıyoruz’ diyen Doç. Dr. Güner, "MHRS’yi kontrol ettiğimizde 3 tane branşımız dışında her branşa aynı güne randevu verebiliyoruz. 3 branş; göz, cildiye ve kardiyoloji. Bunlara 10 gün içinde randevu verebilir durumdayız. İsteğimiz şu; nitelikli tetkik dediğimiz kolonoskopi, endoskopi, ameliyat süreleri gibi bunların da minimize edilebilmesi. Şükür olsun sayın Bakanımız, Bakan olduktan sonra geliştirdiği performans sistemleriyle, kamu hastane sistemleriyle bu rakamlar geriye doğru geldi. Muayene ile ilgili problemi çözmüş olduk. Yapay zekaya, internete sorduğumuz kadar aile hekimine sorsak o 12 başvurunun belki 3,4’ünü minimize etmiş olacağız. İstanbul’da 43 milyon radyolojik görüntüleme yapılmış, 207 milyon muayenenin üzerine" ifadelerini kullandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"Akşam polikliniklerinde 1 milyondan fazla muayene yapmış durumdayız"</strong></p>

<p>‘Akşam poliklinikleri bir ihtiyaç olarak belirlediğimiz bir şey’ diyerek sözlerine devam eden Doç. Dr. Güner, vatandaşların da süreçten memnun olduğunu ifade ederek, "Çok büyük teveccühüyle karşılaşıyor. İnsanlar çalışırken muayeneye ulaşmakta zorluk yaşıyorlar. Muayene için izin almanız gerekiyor. Şu anda akşam 17.00’dan gece 22.00’a kadar akşam poliklinikleri tesisleştirdik. Günden güne de sayılarını artırıyoruz. Biz 2025’in ekiminde başladık. Akşam polikliniklerinde 1 milyondan fazla bir muayene yapmış durumdayız. Sarı ve kırmızı alan acil kapsamında herhangi bir sıkıntı yok, bekleme sürelerimiz de çok düşük. Sorun şu; MHRS’yi takip etmezsek, randevu almazsak, gerekli kontrol ve muayenelerimizi zamanında yapmaya çalışmazsak ilk başvurduğumuz yer acil oluyor. Yoldan geçerken ‘Bir acile uğrayayım’ diyenler oluyor veya ‘Pazara inmiştim, gelmişken de bir acile uğrayayım’ bunlarla karşılaşıyoruz. Ortalama bekleme süremiz 20-30 dakika arasında değişiyor. Vatandaşlar, evine ortalama 7 dakika yürüme mesafesindeki aile hekimliklerine başvurarak sorunlarının çoğunu çözebilir" diye konuştu.</p>

<p><strong>"Şu anda İstanbul’daki doğurganlık hızı 1,2"</strong></p>

<p>Sözlerini sürdüren Doç. Dr. Güner, "Şu anda İstanbul’daki doğurganlık hızı 1,2. Türkiye’de bu 1.48’lerde aslında 2,1’in üzerine çıkartmamız lazım. Şöyle düşünün; nüfusunuz sabit kalsa bile yaşlılara bakacak genç nüfusa ihtiyacınız var. Sezaryen ile mücadelemizde ana noktalardan birisi bu, sağlık açısından değerlendirdiğimizde her türlü ameliyatın bir komplikasyon, hastamıza zarar verme riski var. Nüfus piramidimiz günden güne yaşlanıyor. Aile Yılı ilan edilmesinin ana etmenlerinden biri de bu, biz de sağlık açısından üzerimize düşen vazifeleri yaparak bununla mücadele etmemiz lazım. 2,6’lardan itibaren Türkiye’nin doğum hızı 1,48’lere kadar düştü" şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>"İlk 3 ayda 61 milyon muayene yaptık"</strong></p>

<p>2026 yılının ilk 3 ayına ilişkin istatistiklere ilişkin konuşan Doç. Dr. Güner, "İlk 3 ay verilerimize de bakmak gerekirse 2025’i 207 milyon ile kapattık. İlk 3 ayda 61 milyon muayene yaptık, yine yüksek bir rakam ve altını çizmek istiyorum; Ramazan olmasına rağmen. 880 bin ameliyat, 11 milyon görüntüleme. Sorun şu; 2 ihtimal var, vatandaşımız ya gereksiz yere doktora gidiyor, bunu engellememiz lazım ya da sağlığını korumuyor, doktora gitmek zorunda kalıyor, bunu da engellememiz lazım. Onun için korumak, korumak, korumak. Aile hekimi sadece ilaç yazdırılan, çocuğunuzu aşıya götürdüğünüz, gebe olduğunuzda izlemleri yaptırdığınız yer değil, sizin sağlıkla ilgili, genel cerrahi, kardiyoloji ile ilgili olsun soruyu soracağınız kişi" dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.isindetayi.com/istanbul-il-saglik-muduru-doc-dr-guner-1-yilda-300-kere-doktora-giden-hasta-var</guid>
      <pubDate>Thu, 30 Apr 2026 10:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://isindetayicom.teimg.com/crop/1280x720/isindetayi-com/uploads/2026/04/istanbul-il-saglik-muduru-doc-dr-guner-1-yilda-300-kere-doktora-giden-hasta-var-isindetayi.jpg" type="image/jpeg" length="24508"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Türkiye yaşlanıyor: 65 yaş üstü için aşılar hayati önem taşıyor]]></title>
      <link>https://www.isindetayi.com/turkiye-yaslaniyor-65-yas-ustu-icin-asilar-hayati-onem-tasiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.isindetayi.com/turkiye-yaslaniyor-65-yas-ustu-icin-asilar-hayati-onem-tasiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Aşılanma, ileri yaşta enfeksiyonlardan korunma ve hastalığın hafif seyri açısından kritik rol oynuyor]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Türkiye'de 65 yaş üstü nüfusun yüzde 11'e ulaşması, ülkemizin hızla yaşlanan bir topluma dönüştüğünü ortaya koyuyor. Bu demografik değişimle birlikte bağışıklık sisteminin zayıflaması ve kronik hastalıkların artması ileri yaş grubunda enfeksiyonların daha sık ve ağır seyretmesine neden oluyor. Bu nedenle aşılama yalnızca çocukluk döneminde değil, yaşamın ileri evrelerinde de koruyucu hekimliğin temel unsurlarından biri. Akademik Geriatri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Meltem Gülhan Halil, 24-30 Nisan Aşı Haftası kapsamında özellikle 65 yaş sonrası dönemde bazı aşıların belirli aralıklarla tekrarlanması gerektiğini vurguladı.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yaşamın bazı dönemleri enfeksiyonlar açısından daha yüksek risk taşır. Özellikle ileri yaşta, “kırılgan” olarak tanımlanan; yani çoklu hastalıkları bulunan ve genel sağlık durumu daha hassas olan bireylerin bağışıklık sistemi daha zayıf çalışır. Yaşlanma süreciyle birlikte ortaya çıkan bu durum, diyabet, kalp hastalıkları, KOAH ve kalp yetmezliği gibi kronik hastalıkların da etkisiyle enfeksiyonların daha sık ve ağır seyretmesine de neden olur.<br />
<br />
Aşıların bir kısmı ömür boyu koruyuculuk sağlamadığı için, özellikle 65 yaş sonrasında belirli aşıların düzenli aralıklarla tekrarlanması büyük önem taşır.<br />
<br />
<strong>65 yaş sonrasında yılda en az bir kez geriatri değerlendirmesi öneriliyor</strong></p>

<p><img alt="Akademik Geriatri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Meltem Gülhan Halil Isindetayi" class="detail-photo img-fluid" height="522" src="https://isindetayicom.teimg.com/isindetayi-com/uploads/2026/04/akademik-geriatri-dernegi-yonetim-kurulu-baskani-prof-dr-meltem-gulhan-halil-isindetayi.jpg" width="842" /><br />
<br />
<strong>Akademik Geriatri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Meltem Gülhan Halil,</strong> geriatrinin yalnızca hastalıkları değil, bireyin genel sağlık durumu ve yaşam kalitesini bütüncül olarak ele aldığını belirterek şunları söyledi: “65 yaş sonrasında demans (bunama), depresyon, osteoporoz (kemik erimesi), idrar kaçırma, malnütrisyon (yetersiz beslenme) ve sarkopeni (kas kaybı) gibi sağlık sorunlarının görülme sıklığı artmaktadır. Bu sorunlar yaşlanmanın doğal bir parçası olarak kabul edildiği için dile getirilemeyebilir. Bu nedenle hiçbir şikâyeti olmasa bile her yaşlı bireyin yılda en az bir kez geriatri değerlendirmesinden geçmesini öneriyoruz. Bu yaklaşım hem geriatrik sendromların erken dönemde fark edilmesini hem de koruyucu hekimlik uygulamalarının hayata geçirilmesini sağlar. Örneğin kemik erimesi (osteoporoz) taraması 65 yaş üzerindeki tüm kadınlara, 70 yaş üzerindeki tüm erkeklere önerilmektedir. Bunun yanında aşılar ve kanser taramaları gibi koruyucu sağlık uygulamaları da sağlıklı yaşlanmanın vazgeçilmez bir parçasıdır” diye konuştu.<br />
<br />
<strong>Yaşlanan nüfusta aşılamanın önemi artıyor</strong><br />
<br />
“Aşılar, hastalıkları ortaya çıkmadan önleyerek bireysel ve toplumsal sağlığın korunmasında hayati bir rol oynar. Türkiye, aşılama alanında önemli başarılar elde etmiş bir ülke olup, toplumsal bağışıklama sayesinde birçok hastalığın görülme sıklığı da belirgin şekilde azalmıştır. Ayrıca aşılar, tedavi maliyetlerini önleyerek sağlık sistemine ekonomik katkı sağlar” diye belirten <strong>Prof. Dr. Meltem Gülhan Halil</strong>, sözlerine şöyle devam etti: “Ben bir geriatri uzmanı olarak özellikle yaşlı nüfusa vurgu yapmak isterim. Aşılar çoğunlukla çocukluk dönemiyle ilişkilendirilse de aslında her yaş grubunda koruyucu sağlık açısından son derece önemli bir yere sahiptir. Özellikle yaşlı nüfusun artmasıyla birlikte geriatrik grupta aşılama çok daha kritik hale gelmiştir.”<br />
<br />
<strong>Aşılar yaşlılıkta sadece enfeksiyonu değil, komplikasyonları da önler</strong><br />
<br />
Yaşla birlikte bağışıklık sisteminde doğal bir zayıflama meydana geldiğini belirten Halil, diyabet, kalp hastalıkları ve KOAH gibi kronik hastalıkların da enfeksiyon riskini artırdığını ifade etti. Aşılar, hastalıkları tamamen engellemese bile çok daha hafif geçirilmesini sağlar. Örneğin zatürre aşısı yapılmamış bir yaşlı bireyde enfeksiyon ağır seyredebilir, hastaneye yatış ve yoğun bakım ihtiyacı doğabilir. Aşılanan bireylerde ise hastalık çoğu zaman daha hafif klinik tabloyla atlatılabilmektedir. Ayrıca enfeksiyonlara bağlı hastane yatışlarının yalnızca akut hastalıkla sınırlı kalmadığını belirten A<strong>kademik Geriatri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Meltem Gülhan</strong>, uzun süreli hareketsizliğin kas kaybı, düşme ve bağımlılık riskini artırdığına dikkat çekti.<br />
<br />
<strong>Solunum yolu enfeksiyonları ileri yaşta daha ağır seyrediyor</strong><br />
<br />
Bazı aşıların yılın her döneminde yapılabildiğini, ancak özellikle solunum yolu viral enfeksiyonları açısından belirli riskli dönemler bulunduğunu belirten <strong>Prof. Dr. Meltem Gülhan Halil</strong>, aşılama zamanlamasının önemine dikkat çekti: “İleri yaş grubunda influenza (grip), RSV ve pnömokok gibi etkenler ciddi solunum yolu enfeksiyonlarına yol açabilir. İnfluenza ve RSV enfeksiyonları özellikle sonbahar aylarından itibaren artar, kış mevsiminde ise en yüksek seviyeye ulaşır. Bu nedenle bu dönemler, özellikle riskli gruplarda aşılama açısından kritik önem taşır. Buna karşılık tetanos, zona, hepatit ve pnömokok gibi bazı aşılar mevsimden bağımsız olarak yılın herhangi bir döneminde uygulanabilmektedir.”<br />
<br />
İleri yaş grubunda solunum yolu enfeksiyonlarının viral ve bakteriyel olarak iki ana grupta değerlendirilebileceğini ifade eden <strong>Prof. Dr. Meltem Gülhan Halil</strong>, “Viral enfeksiyonlar arasında influenza, RSV ve kısmen devam eden COVID-19 enfeksiyonlarını sayabiliriz. Ancak özellikle influenza ve RSV, ileri yaşta en sık ve en önemli solunum yolu viral enfeksiyonları olarak öne çıkmaktadır” dedi.<br />
<br />
Bakteriyel enfeksiyonlar açısından en önemli etkenin pnömokok bakterisi olduğunu vurgulayan <strong>Prof. Dr. Meltem Gülhan Halil</strong>, “Pnömokok, yaşlı bireylerde zatürreye en sık neden olan bakterilerden biridir. Bazı durumlarda enfeksiyon akciğerle sınırlı kalmayıp kana karışarak tüm vücuda yayılabilir. Bu durum ‘invaziv pnömokok hastalığı' olarak tanımlanır ve ileri yaşta daha sık görülür. Özellikle kırılgan yaşlı olarak tanımladığımız; çoklu hastalığı olan, beslenme durumu bozulmuş, kas kaybı gelişmiş ve bakım ihtiyacı artmış bireylerde bu enfeksiyonlar çok daha ağır seyretmektedir” ifadelerini kullandı.<br />
<br />
Bu hasta grubunda enfeksiyonların yalnızca daha ağır seyretmediğini; hastane yatış, yoğun bakım ihtiyacı ve solunum desteği gereksiniminin de belirgin şekilde arttığını söyleyen <strong>Prof. Dr. Meltem Gülhan Halil</strong>, yaşlanmayla birlikte bağışıklık sisteminde doğal bir zayıflama olduğunu hatırlatarak diyabet, KOAH, astım ve kalp yetmezliği gibi kronik hastalıkların tabloyu daha da ağırlaştırdığını vurguladı.<br />
<br />
<strong>RSV ve pnömokok ileri yaşta ciddi risk oluşturuyor</strong><br />
<br />
<strong>Prof. Dr. Meltem Gülhan Halil</strong>, solunum yolu enfeksiyonlarına ilişkin verileri de paylaşarak RSV enfeksiyonlarında ileri yaş yetişkinlerde semptomatik hastalık oranının yüzde 3–7 arasında değiştiğini, bu hastaların yaklaşık üçte birinin tıbbi tedavi gerektirdiğini ifade etti ve ekledi: “Tedavi edilenlerin yaklaşık yüzde 10'u hastaneye yatırılıyor, hastaneye yatan hastalarda ise yüzde 10–15 oranında yoğun bakım ihtiyacı gelişiyor, mortalite (ölüm oranı) ise yaklaşık yüzde 5 düzeyinde seyrediyor.”<br />
<br />
Pnömokok enfeksiyonlarının da benzer şekilde ağır seyredebileceğini belirten <strong>Prof. Dr. Meltem Gülhan Halil</strong>, TÜİK 2024 verilerine göre solunum sistemi hastalıklarının ölüm nedenleri arasında üçüncü sırada yer aldığını, pnömoninin ise tek başına yaklaşık 40 bin ölümle önemli bir yük oluşturduğunu söyleyerek sözlerini şöyle sürdürdü: “Viral enfeksiyonlar zaman zaman bakteriyel enfeksiyonlarla komplike hale gelebiliyor. Bu durum yaşlı hastalarda daha sık görülüyor. Özellikle diyabet, KOAH ve kalp hastalıkları gibi kronik hastalıklar bağışıklık sistemini farklı mekanizmalarla etkilediği için enfeksiyon riskini artırıyor. Bu hastalıkların yaşlılıkla birlikte daha sık görülmesi, enfeksiyonlara karşı en önemli risk üçlüsünü oluşturuyor.”<br />
<br />
<strong>Kafa karışıklığı, ani davranış değişiklikleri veya düşme gibi durumlara dikkat</strong><br />
<br />
<strong>Prof. Dr. Meltem Gülhan Halil</strong>: “İleri yaş grubunda enfeksiyonların her zaman klasik belirtilerle ortaya çıkmadığını, ateş, öksürük ve balgam gibi tipik bulguların her zaman görülmeyebildiğini vurgulayarak, bunun yerine deliryum (kafa karışıklığı), dikkat ve oryantasyon bozukluğu, bilinçte dalgalanmalar ve hatta halüsinasyonlar gibi atipik bulguların ön planda olabileceğini söyledi. Bunun yanı sıra ani düşmelerin de enfeksiyonun ilk işareti olabileceğine dikkat çekti. Bu atipik tablo nedeniyle tanı ve tedavide gecikmeler yaşanabildiğini belirten <strong>Prof. Dr. Meltem Gülhan Halil,</strong> hastaların sağlık kuruluşlarına başvurduğunda daha ağır klinik durumlarla karşılaşılabildiğini ifade etti. Özellikle COVID-19 döneminde yaşlı bireylerin klasik solunum yolu bulguları yerine düşme veya bilinç değişikliği gibi şikâyetlerle başvurduğunun sıkça gözlemlendiğini hatırlattı.<br />
<br />
Bu nedenle yaşlı bireylerin yakınlarının, genel durumdaki en küçük değişiklikleri bile dikkatle takip etmesi gerektiğini vurgulayan <strong>Prof. Dr. Halil</strong>, kafa karışıklığı, ani davranış değişiklikleri veya düşme gibi durumların mutlaka ciddiye alınması ve tıbbi değerlendirme gerektirdiğini belirtti.<br />
<br />
<strong>Aşılama, yaşlı bireylerde ağır hastalık riskini azaltıyor</strong><br />
<br />
“Bazen viral enfeksiyonlar tabloya tek başına başlamıyor; üzerine bakteriyel enfeksiyonlar eklenerek hastalığın seyri ağırlaşabiliyor. Bunu özellikle yaşlı hastalarda sık görüyoruz. Örneğin RSV ya da influenza (grip) geçiren bir bireyde, sonrasında ikincil bakteriyel enfeksiyon gelişmesi klinikte karşılaştığımız önemli durumlardan biridir” diye belirten <strong>Prof. Dr. Meltem Gülhan Halil</strong>, sözlerine şöyle devam etti: “Yaşlı hastalarda diyabet sıklığının yaklaşık yüzde 45'e ulaştığını görüyoruz. Yaklaşık her iki yaşlı bireyden birinde diyabet olduğu anlamına geliyor ve diyabet bağışıklık sistemini en çok etkileyen kronik hastalıkların başında geliyor. Bunun yanında KOAH akciğer yapısını bozarak, kalp hastalıkları ise genel sağlık durumunu etkileyerek enfeksiyonlara karşı direnci azaltıyor. Diyabet, KOAH ve kalp hastalıklarının yaşlılıkla birlikte sık görülmesi, enfeksiyonlar açısından önemli bir risk üçlüsünü oluşturuyor.”<br />
<br />
Aşılamanın bu noktadaki rolüne dikkat çeken <strong>Prof. Dr. Halil</strong>, “Aşılar, bu hastalıkların ortaya çıkmasını tamamen engellemese de hastalığın çok daha hafif geçirilmesini sağlayabilir. Örneğin zatürre aşısı yapılmamış bir yaşlı bireyde enfeksiyon ağır seyrederek hastaneye yatış, hatta yoğun bakım ihtiyacı doğurabilirken; aşılı bireylerde hastalık çoğu zaman daha hafif klinik tabloyla atlatılabilmektedir” dedi.<br />
<br />
<strong>Aşılanma, 65 yaş üstünde enfeksiyonlardan korunma ve hastalığın hafif seyri açısından kritik</strong><br />
<br />
“65 yaş üstü bireyler, tıpkı çocukluk çağındaki gibi özel bir grup olarak değerlendirilmelidir” diyen <strong>Prof. Dr. Meltem Gülhan Halil</strong>, bu yaş grubunda bağışıklık sisteminin zayıfladığını ve eşlik eden kronik hastalıkların arttığını belirtti. Bu nedenle enfeksiyonların daha ağır ve atipik seyredebileceğine dikkat çekerek, 65 yaş üstü bireylerin hem enfeksiyonlardan korunmak hem de hastalığı daha hafif atlatabilmek için düzenli olarak aşılanması gerektiğini vurguladı.<br />
<br />
“Hayatın belirli dönemlerinde belirli aşıların yapılması büyük önem taşıyor. Bu nedenle bireylerin doktora başvurduklarında aşı önerilerini özellikle sormaları gerekir” diyen <strong>Prof. Dr. Meltem Gülhan Halil</strong>, yoğun klinik tempo nedeniyle hekimlerin zaman zaman aşılamayı gözden kaçırabileceğini, bu noktada hastanın ‘Hangi aşıları yaptırmalıyım?' sorusunu sormasının önemli bir hatırlatıcı olacağını ifade etti. Özellikle huzurevi ve bakım evi gibi toplu yaşam alanlarında enfeksiyon riskinin çok daha yüksek olduğuna dikkat çekti.<br />
<br />
<strong>Prof. Dr. Meltem Gülhan Halil</strong> sözlerini şöyle tamamladı: “65 yaş üstü bireylerin, hekimlerine başvurduklarında mutlaka aşılanma programı hakkında bilgi almaları ve önerilen aşıları zamanında yaptırmaları büyük önem taşımaktadır.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.isindetayi.com/turkiye-yaslaniyor-65-yas-ustu-icin-asilar-hayati-onem-tasiyor</guid>
      <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 10:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://isindetayicom.teimg.com/crop/1280x720/isindetayi-com/uploads/2026/04/turkiye-yaslaniyor-65-yas-ustu-icin-asilar-hayati-onem-tasiyor-isindetayi.webp" type="image/jpeg" length="41661"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanlardan ‘kahve’ uyarısı: "Günde 4 fincan ve üzeri olumsuz etkiler oluşturabiliyor"]]></title>
      <link>https://www.isindetayi.com/uzmanlardan-kahve-uyarisi-gunde-4-fincan-ve-uzeri-olumsuz-etkiler-olusturabiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.isindetayi.com/uzmanlardan-kahve-uyarisi-gunde-4-fincan-ve-uzeri-olumsuz-etkiler-olusturabiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[En çok tüketilen içeceklerden olan kahvenin kalp sağlığına etkilerine yönelik konuşan Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Duygu Ersan Demirci, "Gençler arasında giderek yaygınlaşmakta. Hem ülkemizde hem dünya genelinde en sık tüketilen içecek durumuna gelmekte. 4 fincan ve üzeri kahve tüketimi artık kafeine bağlı olumsuz etkileri beraberinde getirebiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h3><strong>Bunlar genellikle nabız artışı, tansiyonda ani yükseliş, kaygı hali oluşturabilir. Yeni nesil kahvecilerdeki kahveler fazla miktarda şeker, şurup içerebilmekte, olumsuz etkiler göz önünde bulundurulmalı" dedi.</strong></h3>

<p>Her gün milyonlarca kişinin tükettiği kahve, çay gibi ürünlerde bulunan kafeinin kalp sağlığına etkilerine ilişkin bilgi veren uzmanlar uyarıyor. Mehmet Akif Ersoy Göğüs Kalp ve Damar Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kardiyoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Duygu Ersan Demirci de kafeinin hem olumlu hem olumsuz etkileri olabildiğini söyledi. Günde 4 fincan ve üzeri kahve tüketiminin olumsuz etkiler oluşturabileceğini belirten Doç. Dr. Duygu Ersan Demirci, kalp sağlığının korunması için yapılması gerekenleri sıraladı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="Doç. Dr. Duygu Ersan Demirci İsi̇ndetayi̇" class="detail-photo img-fluid" height="343" src="https://isindetayicom.teimg.com/isindetayi-com/uploads/2026/04/doc-dr-duygu-ersan-demirci-isindetayi.jpg" width="854" /></p>

<p><strong>"Nabız artışı, tansiyonda ani yükseliş, kaygı oluşturabilir"</strong></p>

<p>‘Kafein şu anda dünya genelinde çok tüketilen içeceklerin içerisinde bulunan temel bileşen, çalışmaların devam ettiği bir molekül’ diyerek sözlerine başlayan Doç. Dr. Duygu Ersan Demirci, "Kafein tüketiminin hem olumlu hem olumsuz etkileri var. Mevcut veriler ışığında söylenebilecek olan kafein tüketiminin genel olarak hafif orta düzeyde güvenli olduğu, hatta bazı kardiyak ve metabolik açılardan koruyucu etkilerinin de olduğu yönünde. Yüksek dozda tüketiminin kalp krizini arttırdığını gösteren çalışmalar olduğu gibi sağlıklı bireylerde orta düzeyde tüketimin koruyucu olduğunu gösteren çalışmalar da var. Bu konu halen araştırma aşamasında. 4 fincan ve üzeri kahve tüketimi artık kafeine bağlı olumsuz etkileri beraberinde getirebiliyor. Genel olarak nabız artışı, düzensiz ritim olabilir. Tansiyonda ani yükselişe neden olabilir, sinirlilik hali, kaygı oluşturabilir. Özellikle öğleden sonra fazla tüketiminde uykuyu olumsuz yönde etkileyebilir, kalp dışı etkileri; kalsiyum emilimini bozarak kemik erimesine neden olabilir. Gebeler bu açıdan riskli diyebiliriz, yüksek dozda tüketim erken doğum ya da bebekte gelişme geriliğine neden olabiliyor bu açıdan da dikkatli olmak gerekir" dedi.</p>

<p><strong>"Yeni nesil kahvecilerdeki kahveler fazla miktarda şeker, şurup içerebilmekte"</strong></p>

<p>‘Kafein tüketim deyince ilki başta çay kahve tüketimi akla gelmekte’ diyen Doç. Dr. Duygu Ersan Demirci, "Ama yüksek dozda kafein içeren enerji içecekleri mevcut. Enerji içeceklerinin kalp damar sağlığı açısından olumsuz etkileri giderek daha fazla ortaya çıkmakta. Sağlıklı bireylerde dahi enerji içeceği tüketimi sonrası önemli ritim bozuklukları, tansiyon yüksekliği, kalp krizinin tetiklenmesi gibi durumlar ortaya çıkabilmekte. Kafeinin etkileri açısından bireysel farklılıklar olduğunu söyleyebiliriz. Kafeini metabolize eden enzimdeki bireysel değişikliklerden kaynaklanıyor. Kahve tüketimi özellikle gençler arasında giderek yaygınlaşmakta. Hem ülkemizde hem dünya genelinde en sık tüketilen içecek durumuna gelmekte. Yeni nesil kahvecilerde mevcut olan kahveler fazla miktarda şeker, şurup içerebilmekte. Bunlara bağlı fazla şeker alımının getirdiği olumsuz etkiler de yine göz önünde bulundurulmalı. Kalp hastaları için şuan ki veriler ışığında orta düzeyde tüketim güvenilir gözükmekte. Kalp damar sağlığı dediğimiz zaman en temel 2 nokta; sağlıklı beslenme ve fiziksel egzersiz. Akdeniz tipi beslenme, bitkisel ağırlıklı bir beslenmeyi kast ediyoruz. Doymuş yağ asitleri yerine doymamış yağ asitlerinin tercih edilmesi, işlenmiş etin minimum oranda tüketilmesi, bunun yerine balık tüketiminin haftada en az 1 gün olacak şekilde desteklenmesi önerilmekte. Tuz ve şeker tüketimini mümkün olduğunca kısıtlamak ve yine fazla alkol tüketimine dikkat etmek vurgulanması gereken noktalar. Sigaranın bırakılması, mental sağlık, stres yönetimi de kalp sağlığı açısından önemli noktalar" şeklinde konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.isindetayi.com/uzmanlardan-kahve-uyarisi-gunde-4-fincan-ve-uzeri-olumsuz-etkiler-olusturabiliyor</guid>
      <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 11:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://isindetayicom.teimg.com/crop/1280x720/isindetayi-com/uploads/2026/04/uzmanlardan-kahve-uyarisi-gunde-4-fincan-ve-uzeri-olumsuz-etkiler-olusturabiliyor-isindetayi.jpg" type="image/jpeg" length="22716"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu, Bezmiâlem'in Biyoteknoloji Enstitüsü'nü Ziyaret Etti]]></title>
      <link>https://www.isindetayi.com/saglik-bakani-prof-dr-kemal-memisoglu-bezmialemin-biyoteknoloji-enstitusunu-ziyaret-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.isindetayi.com/saglik-bakani-prof-dr-kemal-memisoglu-bezmialemin-biyoteknoloji-enstitusunu-ziyaret-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu, Bezmiâlem Vakıf Üniversitesi Beykoz Yaşam Bilimleri ve Biyoteknoloji Enstitüsü'nü (YABBE) ziyaret etti. Rektör Prof. Dr. Adem Akçakaya'nın yakın desteğiyle sürdürülen araştırma projelerini yerinde inceleyen Bakan Memişoğlu, laboratuvarlarda çalışan öğretim üyelerini tek tek dinleyerek Türkiye'nin biyoteknoloji alanındaki geleceğine ilişkin görüşlerini paylaştı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h2><strong>Tarihi Kışladan Dünya Standartlarında Araştırma Merkezine</strong></h2>

<p>1845 yılında Bezmiâlem Valide Sultan tarafından kurulan köklü mirasımız, bugün Beykoz'da yeni bir boyut kazanmaktadır. Yaklaşık 200 yıllık geçmişe sahip tarihi kışla, kapsamlı bir restorasyon projesiyle modern bir bilim yuvasına dönüştürülmüştür. Temel ve translasyonel araştırmalara yönelik modern moleküler sistemler içeren laboratuvarlarıyla YABBE; kanser biyolojisinden nörobilime, moleküler genetikten biyoenformatik ve gelişim biyolojisine uzanan geniş bir araştırma yelpazesinde çalışmalarını sürdürmektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2><img alt="Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu, Bezmiâlem'in Biyoteknoloji Enstitüsü'nü Ziyaret Etti Isindetayi Haber" class="detail-photo img-fluid" height="610" src="https://isindetayicom.teimg.com/isindetayi-com/uploads/2026/03/saglik-bakani-prof-dr-kemal-memisoglu-bezmialemin-biyoteknoloji-enstitusunu-ziyaret-etti-isindetayi-haber.png" width="929" /></h2>

<h2><strong>Tersine Beyin Göçü: Dünyanın Dört Bir Yanından Türkiye'ye</strong></h2>

<p>Bezmiâlem Vakıf Üniversitesi Beykoz Yaşam Bilimleri ve Biyoteknoloji Enstitüsü’nün (YABBE) en özgün niteliklerinden biri, kadrosunu oluşturan araştırmacıların profilidir. Harvard, Cambridge, Rockefeller, Max Planck ve Johns Hopkins gibi dünyanın en köklü araştırma kurumlarından ülkemize kazandırılan bilim insanları, Rektör Prof. Dr. Adem Akçakaya’nın güçlü desteğiyle projelerini büyütmeye devam etmektedir. Bakan Memişoğlu, ziyareti sırasında kanser biyolojisi alanında Prof. Dr. Ahmet Cingöz, nörobilim alanında Prof. Dr. Caner Çağlar, moleküler biyoloji alanında Prof. Dr. Şükrü Anıl Doğan, mikrobiyoloji alanında Prof. Dr. Mehmet Ziya Doymaz, sirkadyen biyoloji ve ilaç geliştirme alanında Prof. Dr. Şeref Gül, nöroşirürji alanında Prof. Dr. Mustafa Aziz Hatiboğlu, biyoenformatik alanında Prof. Dr. Mohammad Asif Khan, moleküler genetik alanında Prof. Dr. Onur Emre Onat ve gelişim biyolojisi alanında Prof. Dr. Matteen Rafiqi ile birebir görüşerek her birinin yürüttüğü projeleri ve hedeflerini yakından takip etmiştir.</p>

<p><img alt="Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu, Bezmiâlem'in Biyoteknoloji Enstitüsü'nü Ziyaret Etti Haber Isindetayi" class="detail-photo img-fluid" height="604" src="https://isindetayicom.teimg.com/isindetayi-com/uploads/2026/03/saglik-bakani-prof-dr-kemal-memisoglu-bezmialemin-biyoteknoloji-enstitusunu-ziyaret-etti-haber-isindetayi.png" width="924" /></p>

<h2><strong>Bakanın Değerlendirmesi ve Gelecek Hedefleri</strong></h2>

<blockquote>
<p><strong>Bakan Memişoğlu</strong>, ziyaret boyunca öğretim üyelerinin sunumlarını dikkatle dinlemiş; TÜBİTAK ve TÜSEB gibi prestijli kaynaklardan desteklenen projelerle yakından ilgilenmiştir. Bakanımız; Bezmiâlem Vakıf Üniversitesi Beykoz Yaşam Bilimleri ve Biyoteknoloji Enstitüsü’nün (YABBE) temel bilimden ürün odaklı araştırmaya uzanan vizyonunu ve araştırma-geliştirme kapasitesini özellikle değerli bulduğunu ifade etmiştir.</p>

<p>Sağlık Bakanlığı'nın biyoteknoloji ve ilaç geliştirme alanlarında yerli araştırma kapasitesini güçlendirme hedefleriyle örtüşen bu ziyaret; YABBE ile Bakanlık arasında daha kapsamlı bir iş birliği zemini oluşturulması açısından önemli bir adım olarak değerlendirilmektedir.</p>

<p><em>“Sayın Bakanımızın projelerimize gösterdiği yakın ilgi, tüm ekibimiz için en değerli teşvik oldu. 1845’ten bu yana sürdürdüğümüz insana hizmet yolculuğumuzun bugün Beykoz’daki bu köklü yapıda yeni bir anlam kazandığını görmek bizleri derinden onurlandırmaktadır. YABBE, artık Türk biliminin uluslararası arenada sesini yükselteceği güçlü bir platform haline gelmiştir.”</em></p>
</blockquote>

<p><strong> Prof. Dr. Adem Akçakaya, Bezmiâlem Vakıf Üniversitesi Rektörü</strong></p>

<p><em>“Sağlıkta tam bağımsızlık ve yüksek teknoloji hedefimiz doğrultusunda yerli ve milli bilimsel çalışmaları her daim desteklemeye devam edeceğiz. Burada gördüklerimiz, Türkiye’nin bu alanda ne denli güçlü bir potansiyele sahip olduğunun en somut kanıtı. Bilim yolunda emek veren tüm araştırmacılarımıza başarılar diliyorum.”</em></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.isindetayi.com/saglik-bakani-prof-dr-kemal-memisoglu-bezmialemin-biyoteknoloji-enstitusunu-ziyaret-etti</guid>
      <pubDate>Sun, 08 Mar 2026 17:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://isindetayicom.teimg.com/crop/1280x720/isindetayi-com/uploads/2026/03/saglik-bakani-prof-dr-kemal-memisoglu-bezmialemin-biyoteknoloji-enstitusunu-ziyaret-etti-isindetayi.png" type="image/jpeg" length="64913"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Türk Kızılay’dan iftar sonrası kan bağış daveti]]></title>
      <link>https://www.isindetayi.com/turk-kizilaydan-iftar-sonrasi-kan-bagis-daveti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.isindetayi.com/turk-kizilaydan-iftar-sonrasi-kan-bagis-daveti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türk Kızılay, Ramazan ayında da hastanelerin kan ve kan ürünleri ihtiyacının kesintisiz karşılanabilmesi için vatandaşları iftar sonrasında kan bağışında bulunmaya davet ediyor. Ramazan boyunca iftar sonrası açık tutulacak kan bağışı noktaları ile gezici ekipler, bağışçıları meydanlarda, etkinlik alanlarında ve uygun noktalarda bekliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img alt="Türk Kızılay’dan iftar sonrası kan bağış daveti
" height="912" src="https://cdn.iha.com.tr/Contents/images/2026/03/07/20260307aw656663-2.jpg" width="1276" /></p>

<p>Türk Kızılay, Ramazan ayında dönemsel olarak azalan kan bağışlarının, hastanelerde devam eden ihtiyacı etkilememesi için vatandaşlara gönüllü kan bağışı çağrısında bulunuyor. Paylaşma, yardımlaşma ve dayanışma ayı olan Ramazan’da yapılacak her kan bağışı, tedavi bekleyen hastalar için hayati önem taşıyor. Ramazan ayı süresince kan bağışı çalışmalarını yoğun şekilde sürdüren Türk Kızılay, vatandaşların bağışlarını daha kolay gerçekleştirebilmesi amacıyla iftar sonrasında da hizmet vermeye devam ediyor. "Kan Acil Değil Sürekli İhtiyaç" anlayışıyla yürütülen çalışmalar kapsamında, bağış noktaları iftar sonrası saatlerde açık tutulurken, gezici ekipler de çeşitli alanlarda vatandaşlarla buluşuyor. Ayrıca teravih namazı saatlerinde camilerde, belediyeler tarafından Ramazan ayına özel düzenlenen etkinliklerde ve meydanlarda gezici ekipleri aracılığıyla kan bağışı kabul ediyor. Böylece bağışçılara daha kolay erişim sağlanması ve Ramazan ayında kan bağışının sürekliliğinin korunması hedefleniyor.</p>

<h2><strong>2026 yılının ilk iki ayında 444 bin 702 ünite kan bağışı alındı</strong></h2>

<p>Türk Kızılay, gönüllü kan bağışçılarının desteğiyle ülke genelinde bin 140 hastanenin günlük kan ve kan ürünleri ihtiyacını karşılamayı sürdürüyor. 2026 yılının ilk iki ayında ise 444 bin 702 ünite kan bağışı alındı. Ramazan ayı boyunca 4 bini aşkın uzman sağlık personeliyle sürdürülen çalışmalarla, bu hayati sistemin kesintisiz şekilde devam etmesi amaçlanıyor.</p>

<p><br />
 </p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.isindetayi.com/turk-kizilaydan-iftar-sonrasi-kan-bagis-daveti</guid>
      <pubDate>Sun, 08 Mar 2026 02:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://isindetayicom.teimg.com/crop/1280x720/isindetayi-com/uploads/2026/03/turk-kizilaydan-iftar-sonrasi-kan-bagis-daveti-isindetayi.jpg" type="image/jpeg" length="49753"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[DİYABET HASTALARINA 5 KRİTİK ORUÇ UYARISI]]></title>
      <link>https://www.isindetayi.com/diyabet-hastalarina-5-kritik-oruc-uyarisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.isindetayi.com/diyabet-hastalarina-5-kritik-oruc-uyarisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ramazan ayında diyabet hastalarının en sık sorduğu soru “Oruç tutabilir miyim?” oluyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#2980b9"><strong>Diyabet; kan şekeri dalgalanmalarına bağlı olarak hipoglisemi, hiperglisemi ve diyabetik koma gibi ciddi riskler barındırabilen kronik bir hastalık olduğu için oruç kararı kişiye özel tıbbi değerlendirme gerektiriyor. Bazı hasta gruplarında riskler hayati boyuta ulaşabiliyorken uygun hastalarda, doğru planlama ve düzenli takip ile oruç süreci güvenli bir şekilde yürütülebiliyor. Memorial Göztepe Hastanesi İç Hastalıkları Bölümü’nden Prof. Dr. Serap Yavuzer, Ramazan ayında oruç tutmak isteyen diyabet hastalarının dikkat etmesi gereken önemli noktalar hakkında bilgi verdi.</strong></span></p>

<p><strong fr-original-style="">1️</strong><strong fr-original-style="">. </strong><strong fr-original-style="">Oruç kararı doktor kontrolüyle verilmeli</strong></p>

<p>Her diyabet hastası, takip edildiği hekimin mevcut durumunu değerlendirerek onay vermesi ve daha önemlisi güvenli oruç tutma sorumluluğunu alacak şekilde eğitim alması koşuluyla oruç tutabilir. Bu karar mutlaka kişinin durumu değerlendirilerek özel olarak verilmelidir. Kişi sağlıklı bir şekilde oruç tutmak istiyorsa öncelikle doktoruna başvurmalıdır. Yaş, diyabet tipi, ek hastalıklar, kullanılan tüm ilaçlar, hastalığın kontrol düzeyi ve hatta hastanın yaşam koşulları birlikte değerlendirilmelidir. Kontrolsüz diyabeti olan, HbA1c değeri 9’un üzerinde seyreden, sık hipoglisemi yaşayan veya yakın zamanda diyabet koması geçiren hastalar yüksek risk grubunda kabul edilir ve bu hastaların genellikle oruç tutması önerilmez.</p>

<p><strong fr-original-style="">2️</strong><strong fr-original-style="">. </strong><strong fr-original-style="">Kan şekerinin kritik sınırları aşmamasına dikkat edilmeli</strong></p>

<p>Kan şekerinin 70 mg/dl’nin altına düşmesi ya da 300 mg/dl’nin üzerine çıkması diyabet hastaları açısından ciddi risk oluşturur. Bu nedenle oruç sürecinde kan şekeri değerlerinin güvenli aralıkta seyretmesine özellikle dikkat edilmelidir. Hipoglisemi; titreme, soğuk terleme, çarpıntı, bulanık görme, konuşma bozukluğu ve bilinç kaybı gibi belirtilerle kendini gösterebilir. Bu tür şikayetlerin ciddiye alınması ve kan şekeri takibinin ihmal edilmemesi gerekir. Kan şekeri ölçümü gün içinde ihtiyaç duyulan her an ölçüm yapılması, olası risklerin erken fark edilmesi açısından önem taşır.</p>

<p><strong fr-original-style="">3️. İlaç ve insülin dozları yeniden planlanmalı</strong></p>

<p>Oruç tutmayı planlayan diyabet hastalarında ilaç saatleri iftar ve sahura göre yeniden düzenlenmelidir. İnsülin kullanan hastalarda özellikle sahur dozu hipoglisemi riskine karşı azaltılabilir, iftar dozu ise alınan kaloriye göre ayarlanmalıdır. Doz ayarlaması yapmadan oruç tutmak ciddi risk oluşturabileceği için dikkat edilmelidir.</p>

<p><strong fr-original-style="">4️</strong><strong fr-original-style="">. </strong><strong fr-original-style="">Sahurda protein, iftarda dengeli karbonhidrat</strong></p>

<p>Sahur, uzun açlık sürecine geçiş öğünü olduğu için içeriği büyük önem taşır. Böbrek fonksiyonları uygunsa; süt, yoğurt, kefir ve peynir gibi süt ürünleri, yumurta, az tuzlu zeytin, tavuk gibi protein açısından zengin besinler tercih edilmelidir. Bu öğüne domates ve salatalık gibi lif oranı yüksek sebzeler ile gereğinde tam tahıllar eklenebilir. Protein içeren besinler midede daha uzun süre kaldığı için tokluk süresini uzatır ve hipoglisemi riskini azaltmaya yardımcı olur.</p>

<p>İftarda ise uzun süren açlık sonrası hızlı ve aşırı karbonhidrat tüketimi kan şekerinin ani yükselmesine neden olabilir. Pide, hamur işleri, pirinç pilavı ve şerbetli tatlılar sınırlandırılmalıdır. İftara çorbayla başlamak hem sıvı ihtiyacını karşılamaya yardımcı olur hem de daha kontrollü bir geçiş sağlar. Sebze ve zeytinyağlı yemeklere ağırlık verilmesi, kuru fasulye, nohut, mercimek ve bulgur pilavı gibi glisemik indeksi düşük besinlerin tercih edilmesi gün içindeki kan şekeri dengesine katkı sağlar. Büyük porsiyonlar yerine daha küçük ve dengeli öğünler önerilir. Tatlı tüketilecekse küçük porsiyonlu sütlü tatlılar tercih edilmelidir.</p>

<p><strong fr-original-style="">5️. İftardan sahura kadar sıvı ihtiyacını sağlanmalı</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Diyabetli hastada gün içi su ve sıvı alımının azalması ile oluşan sıvı açığı kan şekerinde dengesizlik yaratabilir. Sıvı açığı hipoglisemi, hiperglisemi ve ketoasidoz dahil tüm diyabetik komaların gelişimi için risk oluşturabilir. Bu nedenle iftara bol su ile başlamak, iki ana öğün ve aralarda yeterince su ve şekersiz içecekler ile vücudun sıvı dengesini düzenlemek gerekir. Ayrıca kahve ve çay gibi idrar söktürücü etki ile sıvı kaybını arttıran ve şeker ilave edilmiş meyve suyu, komposto, şurup gibi kan şekerini hızlıca arttıran içecekler en aza indirilmelidir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>isindetayi.com</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.isindetayi.com/diyabet-hastalarina-5-kritik-oruc-uyarisi</guid>
      <pubDate>Fri, 27 Feb 2026 16:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://isindetayicom.teimg.com/crop/1280x720/isindetayi-com/uploads/2026/02/diyabet-hastalarina-5-kritik-oruc-uyarisi-isindetayi.webp" type="image/jpeg" length="47851"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[86 milyonluk Türkiye’de yapılan muayene sayısı 1.5 milyar oldu]]></title>
      <link>https://www.isindetayi.com/86-milyonluk-turkiyede-yapilan-muayene-sayisi-15-milyar-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.isindetayi.com/86-milyonluk-turkiyede-yapilan-muayene-sayisi-15-milyar-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye'de yıllık muayene sayısının 1,5 milyara, MR sayısının 15 milyona, tomografi sayısının ise 17 milyona ulaştığını açıklayan Uzm. Dr. Adil Kurban, ortalama bir vatandaşın yılda 20'nin üzerinde sağlık kuruluşuna başvurduğunu söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Fazla ilaç kullanımının bağımlılık riskini artırdığını ve yan etkiler nedeniyle yeni sağlık sorunlarına yol açabildiğini vurgulayan Kurban, sürekli baş ağrısı ilacı kullanımının ağrıyı azaltmak yerine arttırdığını belirterek toplumda bilinçli ilaç kullanımının önemine dikkat çekti.</strong><br />
<br />
HEKİMSEN Genel Başkanı Uzm. Dr. Adil Kurban, Türkiye'de yıllık muayene sayısının 1,5 milyara, yıllık MR sayısının yaklaşık 15 milyona, tomografi sayısının ise 17 milyona ulaştığını belirterek, bu tablonun sağlık sisteminde yapısal sorunlara işaret ettiğini söyledi. Ortalama bir vatandaşın yılda 20'nin üzerinde sağlık kuruluşuna başvurduğunu, bazı kişilerin ise neredeyse haftada bir hastaneye gittiğini ifade eden Kurban, performansa dayalı ödeme modeli, bağımlılık ilaç kullanımı ve stratejik planlama eksikliklerinin sistemi tetkik ve reçete odaklı hale getirdiğini savundu. Artan başvuruların gerçek ihtiyaç sahiplerinin önüne geçtiğini vurgulayan Kurban, gereksiz muayene, tetkik ve ilaç kullanımının hem bütçeye yük oluşturduğunu hem de hekimlik pratiğini zayıflattığını dile getirdi.<br />
<br />
<strong>"Türkiye'de yıllık muayene sayısı 1,5 milyar"</strong></p>

<p>Türkiye'de yıllık muayene sayısının 1,5 milyar civarına çıktığını belirten Uzm. Dr. Adil Kurban, "Bazı insanımızın yılda belki de 30-40 kez hastaneye gitmesi söz konusu. Dünyada hiçbir yerde bu kadar yüksek sayıda muayene yok. Böyle bir şey savaş ortamlarında bile olmaz. Gerçekten ihtiyacı olanla olmayan hastaların arasındaki ayrım zorlaşıyor. Bu kadar hasta gelince hangisi daha acil, hangisi daha az acil ayırmak güçleşiyor. Gelen hasta sayısı arttıkça hata sayısı da artar. Hastalar hastaneye gitmeye teşvik ediliyor. Bunlardan bir tanesi ek ödeme sistemi. Ek ödeme sistemi ne kadar fazla olursa, maaşlar ne kadar performansa bağlanırsa bu durum buna sebebiyet verir" ifadelerine yer verdi.<br />
<br />
<strong>"İlaçlara bağlı hale geliyoruz ve bu durum belirli kesim tarafından isteniyor"</strong></p>

<p>Toplumda ilaç kullanımının yaygınlaştığını ve bağımlı hale getirildiğini belirten Kurban, "Sadece kırmızı reçeteli ilaçlar değil; ağrı kesiciler, mide ilaçları ve antidepresanlar çok sık kullanılıyor. Eskiden grip olurduk, dinlenirdik. Şimdi sürekli ilaç kullanır hale geldik. Doğal yöntemlerin göz ardı ediliyor. Bu kadar ilaç bağımlısı kitleyi bir süre sonra ‘nane limon iç', ‘ıhlamur iç' diye ikna edemezsiniz. Oysa günlük yaşamda tükettiğimiz çay ve bazı baharatlar bile sağlığa katkı sağlayabilir. Aslında ilaçlara bağlı hale geliyoruz ve bu durum belirli kesim tarafından isteniyor" dedi.<br />
<br />
<strong>"Bir yılda 17 milyon tomografi, 15 milyon MR çekilmiş"</strong></p>

<p>Sağlık harcamalarındaki artışa da dikkat çeken Kurban, "Muayene israfı, ilaç israfı var. Bir yılda 17 milyon tomografi, 15 milyon MR çekilmiş. Bu inanılmaz bir sayı. Toplumun neredeyse yarısına bir yılda MR ya da tomografi çekilmiş demektir. Sorunun temelinde sistemsel çıkar ilişkileri var. Bu kadar muayenenin arkasında rantlanan bir sistem var. Hasta muayenesinden kim çıkar sağlıyorsa bilin ki buna sebebiyet veren temel mesele budur" diye konuştu.<br />
<br />
<strong>"Aile hekimlerine GETAT yerleştirildi"</strong></p>

<p>Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp (GETAT) düzenlemesine de değinen Kurban, kanunun çıktığını ancak yönetmeliklerin henüz hazırlanmadığını söyledi. Kurban, "Güzel bir GETAT kanunu çıktı ama yönetmelik hala yok. Aile hekimlerine GETAT yerleştirildi. Gerekli eğitimleri aldıktan sonra aile hekimleri sadece ilaç değil, günlük yaşamda temin edilebilecek yöntemleri de önerebilecek" ifadelerini kullandı.<br />
Yönetmeliklerin gecikmesini eleştiren Kurban, "Kanun çıktı ama uygulama yok. Yönetmelik olmadan bu işler yürümüyor" dedi.<br />
<br />
<strong>"Hekimlik yasa tasarısı muayene sayısını azaltacak"</strong></p>

<p>HEKİMSEN Genel Başkanı Adil Kurban, hazırladıkları hekimlik yasa tasarısında muayene sayılarının azaltılmasına yönelik düzenlemelerin yer aldığını belirterek, "Bu kadar muayene, hekimlik yasa tasarımızda durdurulacak. Hasta muayene sayısı azaltılacak. Türkiye'de ortalama bir insan yılda 20 ve üzeri sağlık kuruluşuna gidiyor, bazı vatandaşların neredeyse haftada bir gittiği anlaşılıyor" diye konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Acil servislerde uygulanan bazı ücretlendirmelere de değinen Kurban, "Acil servislere girişlerde bazı küçük ücretlendirmeler var. Yeşil triyaj, sarı triyaj uygulamaları var. Keza hasta ilaç alırken katılım payı ödüyor. Bunlarla ilgili bazı önlemler alınıyor ama bu yeterli değil" ifadelerini kullandı.<br />
<br />
<strong>"Sürekli baş ağrısı ilacı kullanmak baş ağrısını artırır"</strong></p>

<p>İlaç kullanımına ilişkin uyarılarda bulunan Kurban, "'Suyun bile fazlası zarardır' deriz. İlaçların prospektüslerini okuduğunuzda birçok yan etkiyi görürsünüz. Herkeste görülmez ama 10 binde bir, 20 binde bir oranında dahi olsa yan etkiler vardır. Boşu boşuna vücudunuzu, böbreklerinizi ilaçla yüklüyorsunuz, karaciğerinizi zorluyorsunuz. İlaç gereksiz kullanılmaz. Halkımızın bunu anlaması gerekiyor. Gerçekten gereksiz kullanıyorsak bu bize sadece zarar verir. Mesela sürekli baş ağrısı ilacı kullanmak baş ağrısını artırır. Bilimsel olarak ifada edilmiştir; devamlı kullanırsanız ağrı bitmez, tekrarlar" şeklinde konuştu.<br />
<br />
<strong>"Türkiye dünyada rekor seviyede"</strong></p>

<p>Sağlık sisteminde israfın önlenmesi gerektiğini vurgulayan Kurban, "Sağlık sistemimizi beraber ideal hale getirebiliriz. Elimizde imkan var. Gereksiz tetkiklere, gereksiz muayenelere ve gereksiz harcamalara son verilirse sağlık sistemimiz daha az bütçeyle çok daha büyük hizmetler yapabilir. Her şeyi eksiksiz yapabiliriz. Biz bu kadar hasta bir millet değiliz. Yılda 30-50 kez hastaneye girecek kadar hasta değiliz. Eğer gerçekten böyle bir durum varsa bunun için sağlık komisyonu kurulmalı, araştırma yapılmalı. Bu konuda Türkiye dünyada rekor seviyede" ifadelerine yer verdi.<br />
<br />
<strong>"Bir doktor bu kadar hastayı nasıl muayene etsin"</strong></p>

<p>HEKİMSEN Genel Başkanı Adil Kurban, artan hasta sayısının hekimlik pratiğini zayıflattığını savunarak, "Bir doktor bu kadar sürede bu kadar hastayı nasıl muayene etsin? Bu mümkün değil. Bu şekilde gerçek anlamda muayene yapılamaz. Doktor inspeksiyon (gözlem), palpasyon (elle hissederek), perküsyon (parmaklarla vurarak) yapamazsa, fizik muayene özelliklerini yerine getiremezse sistem farklı bir noktaya evrilir. O zaman ‘Bunu herkes yapabilir' denir. Baş ağrısı şikayetiyle gelen hastayı doktor da MR'a gönderiyorsa, Chatgpt de MR'a gönderebilir denir. İkisi de tetkike yönlendirmiş olur" diye konuştu.<br />
<br />
<strong>"Hekim tecrübesiyle hastalığı hisseder"</strong></p>

<p>Hekimliğin yalnızca tetkik istemekten ibaret olmadığını vurgulayan Kurban, "Hekimlik bu kadar basit değil. Savaşta Chatgpt'yi bulamazsın. Hekim bakar, görür, temas eder, empati yapar. Hastanın duygularını anlar, onunla birlikte hisseder. Fizik muayene üstünlüğü vardır. Zamanla hastalığın adeta kokusunu alırsınız. Kişi odaya girerken, duruşundan, halinden bir şeylerin yolunda gitmediğini hissedersiniz. Bazen daha tetkik yapılmadan ciddi bir hastalığı tahmin edersiniz. Bu tecrübe ve eğitimle olur. Hekim sadece bilgiye dayanmaz; gözlemiyle, temasıyla, sezgisiyle ve tecrübesiyle karar verir" diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.isindetayi.com/86-milyonluk-turkiyede-yapilan-muayene-sayisi-15-milyar-oldu</guid>
      <pubDate>Wed, 25 Feb 2026 13:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://isindetayicom.teimg.com/crop/1280x720/isindetayi-com/uploads/2026/02/86-milyonluk-turkiyede-yapilan-muayene-sayisi-15-milyar-oldu-isindetayi.jpg" type="image/jpeg" length="10811"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sevgililer Günü’nde hayat veren bağ: Bağışladığı karaciğeriyle sevdiğine umut oldu]]></title>
      <link>https://www.isindetayi.com/sevgililer-gununde-hayat-veren-bag-bagisladigi-karacigeriyle-sevdigine-umut-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.isindetayi.com/sevgililer-gununde-hayat-veren-bag-bagisladigi-karacigeriyle-sevdigine-umut-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul’da yaşayan Esra Işıl Tahtacı, ani karaciğer yetmezliği teşhisi konulan ve nakil listesine alınan sevgilisi Ömer Gökhan Karagöz’e donör oldu. Tahtacı, karaciğerinin yüzde 70’ini bağışlayarak Karagöz’e yeniden yaşam umudu verdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul’da yaşayan Esra Işıl Tahtacı ve Ömer Gökhan Karagöz çifti, 1 sene öncesinde hayatlarının en zorlu sınavıyla karşı karşıya kaldı. Uzun yıllardır birlikte olan çiftin mutluluğu, gittikleri bir tatilin ardından yaşanan ani bir rahatsızlıkla gölgelendi. Tatil dönüşünde hastaneye başvuran Karagöz’e yapılan tetkiklerde karaciğer yetmezliği teşhisi konuldu. Karagöz, sürecin bir anda geliştiğini belirtirken herhangi bir kronik hastalık geçmişi olmadan böyle bir tabloyla karşılaşmanın şokunu yaşadı. Acil olarak organ nakli listesine alınması gereken Karagöz’e uygun donörün ne zaman bulunacağının belirsiz olması, çifti zorlu bir bekleyişle karşı karşıya bıraktı. Bu noktada Esra Işıl Tahtacı, Karagöz’e karaciğerini vermeye karar verdi. Yapılan tetkiklerin ardından donör olmaya uygun olduğu belirlenen Tahtacı; Medical Park Göztepe Hastane Kompleksi’nde Organ Nakli Sorumlusu Prof. Dr. Deniz Balcı ve ekibi tarafından yapılan operasyonla karaciğerinin yüzde 70’ini sevgilisine bağışladı.</p>

<p>Nakil sonrası ilk Sevgililer Günü’nü birlikte kutlayan çiftin yaşadığı bu süreç, "sevgi" kavramına farklı bir anlam kazandırdı. Birlikte kurdukları hayali yarıda bırakmak istemeyen Tahtacı ve Karagöz, zorlu ameliyat sürecinin ardından adeta yeni bir hayata başlarken yaşadıkları bu deneyim, organ naklinin hayati önemini bir kez daha gözler önüne serdi.</p>

<p><strong>"Göbeğim var diye düşünürken karaciğerimin iflas ettiğini öğrendim"</strong></p>

<p>Ömer Gökhan Karagöz, başına gelen ani hastalık sürecini ve sonrasında yaşadıklarını şu sözlerle açıkladı:</p>

<p>"Karaciğerimde bir sıkıntı varmış ama biz klasik olarak ‘Karaciğerimde yağlanma vardır, göbeğim var’ gibi şeyler düşünüp geçtik. Ama öyle değilmiş, göbeğimde sıvı birikmiş. Tatildeyken bir anda bir yüzüm sarardı, bir sıkıntı geldi. Meğerse, karaciğerim maalesef iflas etmiş. Yani hiçbir belirti, hiçbir herhangi bir ekstra bir durum yokken. Dediler ki ‘Akraban var mı, yok mu?’. Annem zaten yaşlı, tek çocuğum. İki teyzem var, onlar da yaşlı. ‘Nasıl olacak?’ derken organ nakli sırasına girmemiz gerekti. Bu sıra 2 buçuk senede de gelebilir, 4 senede de gelebilir, 3 ayda da gelebilir. ‘Artık bu şekilde yaşayacaksın’ dediler. Tabii insan psikolojik olarak çöküyor. O sırada sevgilim dedi ki, ‘Ya ben vereyim mi?’. Dedim ki; ‘Bu diş çektirmeye ya da kan vermeye benzemez’. Dedi ki ‘Ben vermek istiyorum". Öyle olunca süreç de başlamış oldu."</p>

<p><strong>"Anlık bir karardı ve hiçbir şekilde ‘Biraz daha düşüneyim’ demedim"</strong></p>

<p>Karaciğerinin yüzde 70’ini sevgilisi Karagöz’e veren Esra Işıl Tahtacı, teşhis sürecinde yaşadıkları korku ve endişeye rağmen organ bağışı kararını tereddütsüz bir şekilde verdiğini dile getirerek, "İnsan başına gelmeyince hiçbir şekilde anlamıyormuş, o yüzden bizim için de çok ani oldu. Hastaneye gittik, bize dediler ‘Nakil olacak’. Biz ‘Nakil ne demek? Tamam, hadi olsun’ dedik ama aslında şey öyle değilmiş. Bizi her halükarda nakil listesine alacaklarını söylediler. Benim verdiğim karar da o andaydı. Anlık bir karardı ve hiçbir şekilde biraz daha düşüneyim demedim. Dedim ki, ‘Eğer kan grubuyla alakalı bir sıkıntı yoksa ben verebilirim, sıkıntı olmaz’. Ondan sonra tamam dediler. Bizim o arada konuşma imkânımız olmamıştı, en son hastaneden çıktıktan dedi ki, ‘Anneni ara, sor’. Çünkü bu normal ve kolay bir ameliyat değil. Ama ameliyatın zorluğunu görmüyorsunuz aslında; bir hayat kurtarıyorsun ve hele ki bu değer verdiğin bir insan olunca daha farklı oluyor, hiçbir şeyi gözün görmüyor. Anneme söylediğimde de o da kararıma saygı duydu" dedi.</p>

<p><strong>"O benim hayat arkadaşım, ben bunu seve seve yaptım"</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Organ nakli için etik kurul onayı sürecinden geçtiklerini belirten Tahtacı, şu şekilde konuştu:</p>

<p>"İkimiz zaten bir hayatı paylaştığımız için birbirimize değer verdiğimize ve birlikte bir şeyler paylaştığımıza onları da inandırdık. Çünkü onlara bir şey sunmamız gerekiyordu ve samimiyetimizle, birbirimize olan bağlılığımızla sunduk aslında; onları da ikna ettik. Tabii ameliyat sonrasında bize çok videolar geldi özellikle de bana, mesela sokak röportajlarında soruluyor ya ‘Eşinize böbreğinizi verir misiniz, karaciğerinizi verir misiniz?’ diye. Herhangi bir evlilik durumumuz olmamasına rağmen o benim hayat arkadaşım, sonuçta bir ilişki yaşıyoruz ve ben bunu seve seve yaptım. Bazen insanlar öyle şeyler söylüyorlar ki dışarıdan, ama işte insan kendi başına gelmediği zaman anlamıyor bazı şeyleri. Karşısına geldiği zaman da gözünüz hiçbir şey görmüyor açıkçası. Değer daha önemli. Ona verdiğim değer, hayatımı paylaşmam ve onu o şekilde görmek istememem, hepsi karar vermemde etkendi."</p>

<p><strong>"Hiç tereddüt etmeden sağ olsun karaciğerinin yüzde 70’ini bana verdi"</strong></p>

<p>Son olarak Ömer Gökhan Karagöz, sevgilisi Tahtacı’nın karaciğerini vereceğini duyunca yine de inanamadığını dile getirerek, şunları söyledi:</p>

<p>"Dediler ki ‘Sevgilin karaciğerini verecek’. Tabii ki ben bir şüpheye düştüm acaba verir mi diye. Hiç ‘tutar mı?’ diye düşünmemiştim aslında çünkü o an zaten ne olduğunu anlamıyorsunuz; yani siz de gelseniz, yan komşu da gelip ‘Ben de vereyim’ dese aynı soru; tutacak mı? Ama Esra’nın kanı tutunca bir yerden sonra artık ‘Bakalım verecek mi?’ diye tabii ki ben de düşündüm. Demek ki beni o kadar çok seviyormuş ki o da hiç tereddüt etmeden sağ olsun hemen karaciğerinin yüzde 70’ini bana verdi, yüzde 30’u da kendinde kalacak şekilde böyle bir güzellik yaptı. O yüzden doğum günüm normalde ağustos benim ama 8 Şubat’ta nakil oldum; bundan sonra her doğum günümü artık 8 Şubat’ta birlikte kutlamayı düşünüyoruz bir ömür boyunca."</p>

<p><strong>"Bir insanın sevdiği bir insana canından bir parçayı bağışlaması gerçekten kutsal"</strong></p>

<p>Bahçeşehir Üniversitesi Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı Başkanı ve Medical Park Göztepe Hastane Kompleksi Organ Nakli Sorumlusu Prof. Dr. Deniz Balcı, hastanın karaciğer nakli sürecine ilişkin detayları şu sözlerle anlattı:</p>

<p>"Hastamızda karaciğer yetmezliği belirtileriyle bize başvurmuştu. Bu şartlar altında bu hastaların ilerleyen dönemde hızlıca nakil olmaları gerekiyor. Biz de hastamız bize başvurduktan sonra hızlıca karaciğerle ilgili tedavisine başladık. Bu tedavi sırasında da aileyi bir nakil ihtiyacı konusunda bilgilendirdik. Biliyorsunuz, 4. dereceye kadar akrabalara kadar Türkiye’de kanunen nakil yapılabiliyor. Bu genellikle kuzenlerimizi, yeğenlerimizi de içerisine alan bir kan bağı gerektiriyor. Ama hastamızın ailesi içerisinden böyle bir kan grubu uyumlu vericisi olmadı. Böyle bir durumda da sevgilisi bize başvurdu ve dedi ki ‘Ben karaciğerimi verebilirim’. Biz de kendisini bu süreç hakkında tıbbi olarak bilgilendirdik ve donör olarak uygunluğu netleştiğinde de etik kurul başvurusunu yaptık. Organ bağışçısı olabilmeniz için etik kurul ihtiyacının ortadan kalkması için 2 yıllık bir evlilik süresi var; o süre geçtikten sonra eş kapsamında verici olabiliyor kişiler. Ama böyle bir süre olmadığı için biz tıbbi hazırlığını yaptıktan sonra etik kurula başvurduk. Etik kurul değerlendirmesini yaptı, etik kurul onayını alır almaz karaciğer naklini gerçekleştirdik. Başarılı bir karaciğer naklinden sonra hastamızı hastaneden başarıyla taburcu ettik. Tabii ki organ nakli hayat kurtarıcı bir süreç. Bir insanın sevdiği bir insana canından bir parçayı bağışlaması gerçekten kutsal. İkisine de bir ömür boyu mutluluk ve sağlık diliyoruz."</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.isindetayi.com/sevgililer-gununde-hayat-veren-bag-bagisladigi-karacigeriyle-sevdigine-umut-oldu</guid>
      <pubDate>Sat, 14 Feb 2026 20:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://isindetayicom.teimg.com/crop/1280x720/isindetayi-com/uploads/2026/02/sevgililer-gununde-hayat-veren-bag-bagisladigi-karacigeriyle-sevdigine-umut-oldu-isindetayi.jpg" type="image/jpeg" length="74122"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bilecik’te çöp tesisinin suyu kesilince salgın riski oluştu]]></title>
      <link>https://www.isindetayi.com/bilecikte-cop-tesisinin-suyu-kesilince-salgin-riski-olustu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.isindetayi.com/bilecikte-cop-tesisinin-suyu-kesilince-salgin-riski-olustu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bilecik’te çöp bertaraf işi yapan Biosun Entegre Katı Atık Tesisi ile Karasu Su Birliği arasında yaşanan anlaşmazlık sonrası tesisin suyu kesilirken kentte salgın riski oluştu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bilecik Belediyeler Birliğine bağlı Biosun Entegre Katı Atık Tesisi ile CHP’li Bilecik Belediye Başkanı Melek Mızrak Subaşı’nın başkanlığını yürüttüğü Karasu Su Birliği arasında sayaç, abonelik ve metreküp fiyatının 5 TL’den 50 TL’ye çıkarılmak istenmesi üzerine anlaşmazlık yaşandı. Bilecik Karasu İçme Ve Kullanma Suyu İşletme Birliği Başkanlığı bunun üzerine tesisin 8 yıldır kullandığı suyu kesti. Yaşanan su kesintisi sonrası firma çevre ilçe ve köylerde tankerler su taşımaya başladı. Hal böyle olunca günde 200-225 ton çöpün toplandığı tesiste su sıkıntısı yaşanmaya başladı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2><strong>İlgili kurumlara salgın riskine karşı dilekçe verdiler</strong></h2>

<p>Biosun Entegre Katı Atık Tesisi yetkileri yaşanan bu olaylardan sonra Bilecik İl Sağlık Müdürlüğü ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü’ne yazı yazdı. Yazıda, Bilecik’in evsel nitelikli katı atıklarının ve tıbbi atıklarının toplandığı tesiste bulunan işçilerin hijyeninin sağlanamadan şehre dağıldığı, evsel nitelikli katı atıkları ve tıbbi atıkları toplayan araçların yıkanması ve dezenfektesinin yapılamadığı konularına değinildi.</p>

<h2><strong>Ayrıca dilekçede bu hususun Bilecik halkında salgına sebebiyet verebileceği bildirildi.</strong></h2></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.isindetayi.com/bilecikte-cop-tesisinin-suyu-kesilince-salgin-riski-olustu</guid>
      <pubDate>Wed, 11 Feb 2026 02:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://isindetayicom.teimg.com/crop/1280x720/isindetayi-com/uploads/2026/02/bilecikte-cop-tesisinin-suyu-kesilince-salgin-riski-olustu-isindetayi.jpg" type="image/jpeg" length="12728"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[SİGARA İRADE MESELESİ DEĞİL, TEDAVİ EDİLEBİLİR BİR BAĞIMLILIKTIR!]]></title>
      <link>https://www.isindetayi.com/sigara-irade-meselesi-degil-tedavi-edilebilir-bir-bagimliliktir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.isindetayi.com/sigara-irade-meselesi-degil-tedavi-edilebilir-bir-bagimliliktir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[9 Şubat Sigarayı Bırakma Günü, sigara bağımlılığından kurtulmak ve sağlıklı bir yaşama adım atmak için önemli bir fırsat olarak görülmeli!]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi Psikiyatri Uzmanı <strong>Dr. Pelin Taş</strong>, sigara bağımlılığının toplumda hâlâ yanlış algılandığına dikkati çekerek, “Sigara sadece kötü bir alışkanlık değil; beyin kimyasını değiştiren, duygusal düzenlemeyi bozan ve profesyonel destekle tedavi edilmesi gereken bir bağımlılıktır” diyor.</p>

<p><strong>“Sigara Beynin Kimyasını Değiştiriyor”</strong></p>

<p>Sigara bağımlılığının çoğu zaman “irade eksikliği” ya da “bırakılsa bırakılır” düşüncesiyle hafife alındığını belirten Taş, bilimsel verilerin nikotinin beyinde güçlü bir bağımlılık döngüsü oluşturduğunu vurguluyor.</p>

<p><img alt="Nöroloji Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Pelin Taş Isindetayi Haber" class="detail-photo img-fluid" height="319" src="https://isindetayicom.teimg.com/isindetayi-com/uploads/2026/02/noroloji-hastanesi-psikiyatri-uzmani-dr-pelin-tas-isindetayi-haber.png" width="422" /></p>

<p>Dr. Pelin Taş, sigaranın beyin üzerindeki etkisini şöyle açıklıyor:</p>

<p>“Sigara, beynin ödül sistemini doğrudan etkileyerek dopamin salınımını artırır ve kişide kısa süreli bir rahatlama ve haz hissi yaratır. Ancak bu etki geçicidir. Beyin zamanla nikotini ‘normal’ kabul eder ve nikotin yokluğunda huzursuzluk, gerginlik ve mutsuzluk ortaya çıkar. Kişi sigarayı artık keyif almak için değil, yoksunluk belirtilerini bastırmak için içmeye başlar. Bu döngü sigarayı bırakmayı zorlaştıran en temel mekanizmadır.”</p>

<p><img alt="9 Şubat Sigarayı Bırakma Günü Isindetayi Haber" class="detail-photo img-fluid" height="532" src="https://isindetayicom.teimg.com/isindetayi-com/uploads/2026/02/9-subat-sigarayi-birakma-gunu-isindetayi-haber.png" width="754" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Toplumsal kabul, bırakmayı zorlaştırıyor</strong></p>

<p>Sigara bağımlılığının yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda duygusal bir bağımlılık olduğuna ve stres, kaygı, öfke, yalnızlık gibi duyguların sigara içmeyi tetiklediğine işaret eden Dr. Taş, “Sigara bırakıldığında kişi, bu duygularla baş etmeyi öğrenmek zorunda kalır. Aslında kişi sadece nikotinden değil, sigarayı bir baş etme yöntemi olarak kullanmaktan da vazgeçmektedir. Bu nedenle destek almadan bırakma girişimlerinin çoğu zaman başarısız olur” diyor.</p>

<p>Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Pelin Taş, sigara bağımlılığını diğer bağımlılıklardan ayıran en önemli farkı, “sigaranın toplumsal olarak kabul görmesi ve her an ulaşılabilir olması” şeklinde açıklayarak, bu durumun bırakma sürecini zorlaştırdığını ve tekrar başlama riskini artırdığını vurguluyor.</p>

<p><strong>En kritik dönem ilk 1 hafta </strong></p>

<p>Sigarayı bırakan kişilerin ilk günlerde huzursuzluk, sinirlilik, dikkat dağınıklığı, uyku sorunları, yoğun sigara isteği ve bazen depresif duygular yaşayabildiğini anlatan Dr. Taş, “Bu belirtiler genellikle ilk 3–7 günde en yoğundur, birkaç hafta içinde belirgin şekilde azalır. Bu sürecin geçici olduğunu bilmek, bırakma motivasyonu açısından kritik öneme sahiptir” diyor.</p>

<p><strong>"Bir taneden bir şey olmaz" tuzağı</strong></p>

<p>Dr. Pelin Taş, sigarayı bırakma sürecindeki en büyük tuzaklardan birinin “Bir taneden bir şey olmaz” düşüncesi olduğunu belirterek, şunları söylüyor:</p>

<p>“Bağımlılıkta ‘bir tane’ diye bir şey yoktur. Beyin, tek bir sigarayı bile eski bağımlılık devresini yeniden başlatmak için yeterli bir sinyal olarak algılayabilir. Pek çok nüks bu düşünceyle başlar.”</p>

<p><strong>Sigarayı bırakma yöntemleri: Tek Bir Yol Yok, Kişiye Özel Çözüm Var</strong></p>

<p>Dr. Taş, sigara bırakma sürecinde psikiyatrik desteğin ve kişiye özel planlamanın önemine işaret ederek, kullanılabilecek tedavi seçeneklerini şöyle sıralıyor:</p>

<p>“Nikotin Replasman Tedavileri: Nikotin bandı, sakız, pastil ve sprey gibi ürünler, sigaranın içindeki zararlı maddeler olmadan vücuda kontrollü nikotin verilmesini sağlar. Doğru doz ve sürede kullanıldığında bırakma sürecini belirgin biçimde kolaylaştırır.</p>

<p>Psikolojik Danışmanlık: Sigara bağımlılığı yalnızca bedensel değil, davranışsal ve duygusal bir bağımlılıktır. Danışmanlık sürecinde kişinin sigara içme tetikleyicileri belirlenir, stresle ve zor duygularla baş etme becerileri güçlendirilir.</p>

<p>İlaç tedavileri: Bazı kişilerde nikotin bağımlılığı daha yoğundur ve ilaç tedavileri bu süreci daha yönetilebilir hâle getirir. İlaç kullanımı mutlaka hekim değerlendirmesiyle planlanmalıdır.”</p>

<p><strong>Elektronik sigara, bir bırakma yöntemi değil; yeni bir bağımlılıktır </strong></p>

<p>Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Pelin Taş, elektronik sigara ve ısıtılmış tütün ürünlerinin, sigarayı bırakmak için güvenli ve etkili bir yöntem olmadığının altını çizerek, bu ürünlerin sigaranın yerini alan yeni bir nikotin bağımlılığına dönüştüğüne ve uzun vadeli etkileri hâlâ tam olarak bilinmediğine dikkati çekiyor.</p>

<p><strong>Sigarasız yaşam yalnızca bedeni değil, ruh sağlığını da iyileştirir</strong></p>

<p>Sigarayı bırakmanın hem bedeni hem de ruh sağlığını olumlu etkilediğini belirten Dr. Taş, 9 Şubat Sigara Bırakma Günü’nün, sigarayı bırakmak isteyen ama “doğru zamanı” bekleyen herkes için bir hatırlatma olduğunu söylüyor ve “Zorlanmanız bir zayıflık değil, bağımlılığın doğal bir sonucudur. Bir randevu almak, bir bilgiye ulaşmak, bir adım atmak bile yeterlidir. 9 Şubat, bunun için iyi bir başlangıç olabilir.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>isindetayi.com</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.isindetayi.com/sigara-irade-meselesi-degil-tedavi-edilebilir-bir-bagimliliktir</guid>
      <pubDate>Sun, 08 Feb 2026 17:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://isindetayicom.teimg.com/crop/1280x720/isindetayi-com/uploads/2026/02/sigara-irade-meselesi-degil-tedavi-edilebilir-bir-bagimliliktir-isindetayi-haber.png" type="image/jpeg" length="43818"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[SAĞLIK TURİZMİ 2025’TE 3 MİLYAR DOLAR EŞİĞİNİ AŞTI]]></title>
      <link>https://www.isindetayi.com/saglik-turizmi-2025te-3-milyar-dolar-esigini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.isindetayi.com/saglik-turizmi-2025te-3-milyar-dolar-esigini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye, sağlık turizmi sektöründe dünya genelinde en hızlı büyüyen ülkeler arasında yer alırken medikal turizm alanında ise, uluslararası hastaların tedavi için tercih ettiği ülkeler arasında ilk beşte yer alıyor. Medikal Estetik Hekimi Dr. Asel Seda Bal: “Sağlık turizmi yalnızca bir sağlık hizmeti değil, aynı zamanda Türkiye için güçlü bir hizmet ihracatı ve döviz girdisi alanı” dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h3><strong>Türkiye, sağlık turizminde büyümesini sürdürürken, sektör 2025’te hem ziyaretçi sayısı hem de gelir tarafında 3 milyar dolar bandına yerleşti. Uluslararası Sağlık Hizmetleri AŞ’nin (USHAŞ) yayımladığı verilere göre, 2025 yılında sağlık hizmeti almak amacıyla Türkiye’yi ziyaret eden kişi sayısı 1 milyon 398 bin 580’e ulaşırken, sağlık turizmi geliri 3 milyar 22 milyon 452 bin dolar olarak gerçekleşti.</strong></h3>

<p>Medikal Estetik Hekimi Dr. Asel Seda Bal, söz konusu performansın klasik turizme kıyasla daha yüksek katma değer üreten bir ihracat kalemi olduğunu belirterek, “Sağlık turizmi, doğrudan sağlık harcamasının yanı sıra konaklama, ulaşım ve şehir içi tüketimle çarpan etkisi yaratıyor. Bu nedenle ekonomi yönetimi açısından ‘nitelikli döviz geliri’ üreten stratejik bir alan” dedi.</p>

<p>Dr. Bal, sektörde rekabetin sürdürülebilirliği için fiyatlamanın disiplinli ve şeffaf yürütülmesi gerektiğini vurgulayarak, “Kur hareketleriyle fırsatçı fiyatlama kısa vadede gelir gibi görünse de, orta vadede talebi başka destinasyonlara kaydırabilir. Türkiye’nin rekabet zemini uygun fiyattan çok; klinik kalite, hasta güveni ve sonuç başarısıdır” değerlendirmesinde bulundu.</p>

<p>Türkiye’nin genel turizm gelirindeki yükselişin, sağlık turizmine de zemin oluşturduğuna işaret eden Dr. Bal, TÜİK’in açıkladığı verilere göre 2025’te turizm gelirinin 65,2 milyar dolara yükseldiğini hatırlatarak, “Bu ölçek içinde sağlık turizmi, kişi başı harcaması yüksek bir segment olarak öne çıkıyor. Ürün çeşitliliği (medikal, estetik, diş, göz, saç ekimi, rehabilitasyon) ve hizmet standardı korunursa payın büyümesi mümkün” diye konuştu.</p>

<blockquote>
<p>Dr. Bal, uluslararası hastaların en çok talep gösterdiği alanlar arasında burun estetiği, yüz gençleştirme uygulamaları, vücut şekillendirme işlemleri ve saç ekiminin yer aldığını belirterek, “Planlı süreç, kısa bekleme süresi, deneyimli ekip ve sonuç odaklı yaklaşım Türkiye’nin tercih edilirliğini artırıyor” ifadelerini kullandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
</blockquote>

<p><strong>Sektörün ekonomiye katkısı artıyor</strong></p>

<p>Türkiye, son yıllarda hızla büyüyen sağlık turizmi sektörüyle hizmet ihracatında önemli bir gelir kalemi oluştururken, özellikle estetik ve medikal uygulamalardaki uluslararası talep sektörün ekonomik katkısını artırıyor.</p>

<p>Küresel ölçekte sağlık hizmetlerine erişim maliyetlerinin yükselmesi ve bekleme sürelerinin uzaması, hastaları alternatif ülkelere yönlendirirken; Türkiye, güçlü sağlık altyapısı, deneyimli hekim kadrosu ve hızlı hizmet kapasitesiyle öne çıkıyor. Uzmanlara göre sektör, önümüzdeki dönemde hem hasta sayısı hem de kişi başı harcama açısından büyüme potansiyelini koruyor.</p>

<p><strong>Hizmet ihracatında güçlü artış</strong></p>

<p>Medikal Estetik Hekimi Dr. Asel Seda Bal, Türkiye’nin sağlık turizminde dünyanın en hızlı büyüyen ülkeleri arasında yer aldığını belirterek, sektörün ekonomik boyutuna dikkat çekti.</p>

<blockquote>
<p>Bal, “Sağlık turizmi, Türkiye açısından klasik turizmden farklı olarak yüksek katma değer üreten bir alan. Tedavi için gelen hastalar hem sağlık hizmeti alıyor hem konaklama, ulaşım ve turizm harcamalarıyla ekonomiye çok yönlü katkı sağlıyor” dedi.</p>
</blockquote>

<p>Türkiye’nin sağlık hizmeti ihracat gelirlerinin son yıllarda önemli ölçüde arttığını ifade eden Bal, özellikle estetik ve medikal uygulamaların sektörün büyümesinde belirleyici rol oynadığını kaydetti.</p>

<p><strong>Estetik ve medikal uygulamalar öne çıkıyor</strong></p>

<p>Uluslararası hastaların en çok tercih ettiği alanlar arasında burun estetiği, yüz gençleştirme uygulamaları, vücut şekillendirme işlemleri ve saç ekiminin bulunduğunu belirten Bal, Avrupa, Orta Doğu ve Kuzey Amerika’dan yoğun talep geldiğini söyledi.</p>

<blockquote>
<p>Bal, “Hastalar Türkiye’yi yalnızca fiyat avantajı için değil, yüksek kalite, deneyimli hekimler ve kısa sürede planlanabilen tedavi süreçleri nedeniyle tercih ediyor. Bu durum Türkiye’yi estetik ve medikal uygulamalarda küresel bir merkez haline getiriyor” diye konuştu.</p>
</blockquote>

<p><strong>Fiyat rekabeti ve sürdürülebilir büyüme</strong></p>

<p>Sektörde sürdürülebilir büyüme için fiyat dengesinin korunması gerektiğini vurgulayan Bal, döviz kurundaki dalgalanmalar ve bazı merkezlerde uygulanan yüksek fiyat politikalarının rekabet gücünü zayıflatabileceğini ifade etti.</p>

<blockquote>
<p>Bal, “Avrupa’daki bazı ülkelerde fiyatların Türkiye’ye yaklaşması, maliyet avantajının tek başına yeterli olmayacağını gösteriyor. Türkiye’nin rekabet gücü uygun fiyatın ötesinde kalite, güven ve hasta memnuniyetine dayanmalı” değerlendirmesinde bulundu.</p>
</blockquote>

<p><strong>Yüksek katma değerli turizm modeli</strong></p>

<p>Sağlık turizminin kişi başı harcama açısından klasik turizmin üzerinde gelir sağladığını belirten Bal, tedavi süreci ile turizm deneyiminin birlikte sunulmasının Türkiye’ye önemli bir avantaj kazandırdığını söyledi.</p>

<p>Bal, “Sağlık turizmi, yüksek katma değer üreten yapısıyla Türkiye’nin hizmet ihracatında stratejik alanlardan biri haline geldi. Doğru fiyat politikası, kalite standardının korunması ve uluslararası tanıtım faaliyetleriyle sektörün büyümesi hızlanacaktır” ifadelerini kullandı.</p>

<blockquote>
<p><em><strong><span style="color:#e74c3c">İŞİNDETAYI Medya Grubu</span>'</strong>nun yayın portalı <strong><a href="https://www.isindetayi.com/">www.isindetayi.com</a></strong>, Türkiye başta olmak üzere dünyada yaşanan son dakika gelişmelerini anında milyonlarca okuyucusuna ulaştırıyor.</em></p>

<p><em>İş ve ekonomi dünyası başta olmak üzere, finans, borsa, ekonomi, sağlık, sanat , spor dünyasından gelişmeleri takip etmek için takipte kalın.</em></p>

<h2><span style="color:#e74c3c"><em><strong>Mobilinize hemen indirebilirsiniz.</strong></em></span></h2>
</blockquote>

<p><a href="https://www.isindetayi.com/"><img height="135" src="https://isindetayicom.teimg.com/isindetayi-com/uploads/2024/10/isindetayi.png" width="462" /></a></p>

<p><a href="https://isindetayicom.teimg.com/isindetayi-com/uploads/2024/10/isindetayi-1.png" rel="nofollow" title=""><img src="https://isindetayicom.teimg.com/isindetayi-com/uploads/2024/10/isindetayi-1.png" /></a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.isindetayi.com/saglik-turizmi-2025te-3-milyar-dolar-esigini-asti</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Feb 2026 23:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://isindetayicom.teimg.com/crop/1280x720/isindetayi-com/uploads/2026/02/saglik-turizmi-2025te-3-milyar-dolar-esigini-asti-isindetayi-haber-saglik.png" type="image/jpeg" length="96229"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Beynin detoksu kaliteli uyku!]]></title>
      <link>https://www.isindetayi.com/beynin-detoksu-kaliteli-uyku</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.isindetayi.com/beynin-detoksu-kaliteli-uyku" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Son yıllarda ‘beyin detoksu’ kavramının yaygınlaştığını belirten uzmanlar, bu uygulamaların, nöroloji ve nörobilim literatüründe tanımlanmış bir karşılığı bulunmadığını söylüyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Beynin kendi temizlik ve düzenleme sistemlerinin özellikle derin uyku sırasında aktif hale geldiğini vurgulayan</strong> <strong fr-original-style="">Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Öğrenme, hafıza ve nörodejeneratif hastalıklarla ilişkilendirilen proteinlerin temizlenmesi büyük ölçüde uyku sırasında gerçekleşir.” dedi.</strong> <strong fr-original-style="">Detoks kürleri, takviyeler ya da ani beslenme değişikliklerinin beyni kısa sürede ‘arınmış’ hale getirdiğine dair güçlü bilimsel kanıtlar olmadığına dikkat çeken Alp, aksine, kontrolsüz kullanılan bu uygulamaların bazı nörolojik ve psikiyatrik belirtileri olumsuz etkileyebileceği uyarısında bulundu. </strong></p>

<p><img alt="Beynin Detoksu Kaliteli Uyku! Isindetayi Haber" class="detail-photo img-fluid" height="610" src="https://isindetayicom.teimg.com/isindetayi-com/uploads/2026/01/beynin-detoksu-kaliteli-uyku-isindetayi-haber.png" width="910" /></p>

<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, günlük hayatta sıkça kullanılan ‘beyin detoksu’ kavramını bilimsel açıdan değerlendirdi.</p>

<p><strong fr-original-style="">Beyin detoksu olarak adlandırılan süreçler, bilimsel karşılığı farklı olan mekanizmaları ifade ediyor!</strong></p>

<p>‘Beyin detoksu’ kavramının, nöroloji ve nörobilim literatüründe tanımlanmış, klinik olarak kullanılan bir terim olmadığını aktaran Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Bilimsel çalışmalarda beyni belirli bir sürede toksinlerden arındırmayı hedefleyen standart bir detoks yaklaşımından söz edilmez.” dedi.</p>

<p>Bu kavramın toplumda ilgi görmesinin altında yatan nedenin, beynin gerçekten de kendi iç dengesini koruyan ve kendini düzenleyen bir yapıya sahip olması olduğunu dile getiren Alp, “Günlük dilde ‘detoks’ olarak adlandırılan süreçler, aslında beynin doğal fizyolojik işleyişine atıfta bulunan, ancak bilimsel karşılığı farklı olan mekanizmaları ifade eder. Bu nedenle mesele, kavramın kendisinden çok, nasıl ve ne amaçla kullanıldığıdır.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong fr-original-style="">Beynin ‘detoksu’, uyku ve fizyolojik denge ile ilişkili!</strong></p>

<p>Beynin temel temizlik sisteminin, glimfatik sistem olarak adlandırılan ve beyin omurilik sıvısı aracılığıyla çalışan bir yapı olduğunu ifade eden Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, şöyle devam etti:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Bu sistem, metabolik faaliyetler sonucu ortaya çıkan atık maddelerin beyinden uzaklaştırılmasını sağlar ve en aktif olduğu dönem derin uyku evreleridir. Özellikle öğrenme, hafıza ve nörodejeneratif hastalıklarla ilişkilendirilen proteinlerin temizlenmesi büyük ölçüde uyku sırasında gerçekleşir. Buna ek olarak kan-beyin bariyeri zararlı maddelerin beyne geçişini sınırlandırırken, mikroglial hücreler hücresel düzeyde temizlik ve onarım süreçlerinde rol alırlar. Dolayısıyla beynin ‘detoksu’, uyanıkken yapılan uygulamalardan ziyade, uyku ve fizyolojik denge ile ilişkilidir.”</p>

<p><strong fr-original-style="">Bilimsel temeli olmayan ‘detoks’ uygulamaları, faydadan çok zarara yol açabilir!</strong></p>

<p>Detoks adı altında sunulan besinler, kürler ya da takviyelerin beyni doğrudan temizlediğini gösteren güçlü bilimsel kanıtlar bulunmadığına vurgu yapan Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Dengeli ve yeterli beslenme, beynin enerji ihtiyacını karşılamak ve sinaptik işlevleri desteklemek açısından önemlidir; ancak bu, belirli bir ürünün kısa sürede zihinsel arınma sağlayacağı anlamına gelmez.” dedi.</p>

<p>Kontrolsüz kullanılan takviyelerin, özellikle yüksek dozda alındığında, karaciğer ve böbrek üzerinde yük oluşturabileceğini ve bazı nörolojik ya da psikiyatrik belirtileri olumsuz etkileyebileceğini hatırlatan Alp, kullanılan ilaçlarla etkileşime girme riskinin de göz ardı edilmemesi gerektiğini vurguladı. Alp, bilimsel temeli olmayan ‘detoks’ uygulamalarının, faydadan çok zarara yol açabileceği uyarısında bulundu.</p>

<p><strong fr-original-style="">‘Doğal’ ürünlerin güvenli olduğu düşüncesi, nörolojik hastalıklar söz konusu olduğunda geçerli değil</strong><strong>!</strong></p>

<p>Nörolojik hastalığı olan bireylerde beyin dengesinin zaten hassas bir sistem üzerinden korunduğunu kaydeden Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Epilepsi, Alzheimer hastalığı, Parkinson hastalığı, migren ya da multipl skleroz gibi durumlarda ani beslenme değişiklikleri, uzun süreli açlık uygulamaları veya kontrolsüz takviye kullanımı bazı semptomları artırabilir.” dedi.</p>

<p>Bu nedenle bu tür uygulamaların, genel öneriler yerine kişiye özel olarak ele alınması gerektiğini hatırlatan Alp, “‘Doğal’ olarak tanımlanan ürünlerin her koşulda güvenli olduğu düşüncesi, nörolojik hastalıklar söz konusu olduğunda geçerli değildir. En sağlıklı yaklaşım, bu tür girişimleri mutlaka hekim ve alan uzmanlarıyla birlikte değerlendirmektir.” açıklamasını yaptı.</p>

<p><strong fr-original-style="">Sürekli ekrana maruz kalmak </strong><strong fr-original-style="">toksik yükten çok, zihinsel dengeyi zorlayan kronik bir uyarılma hâli!</strong></p>

<p>Sürekli ekrana maruz kalmanın beyin üzerinde kimyasal anlamda bir toksin birikimine yol açtığının söylenemeyeceğini dile getiren Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Ancak uzun süreli ekran kullanımı, beynin dikkat, uyanıklık ve bilgi işleme sistemleri üzerinde belirgin bir yük oluşturur.” dedi.</p>

<p>Özellikle sürekli değişen görsel uyaranların ve bildirimlerin, beynin dinlenme ağlarının yeterince devreye girmesini zorlaştırabileceğine işaret eden Alp, “Bu durum zamanla zihinsel yorgunluk, dikkat dağınıklığı ve uyku düzeninde bozulmalar şeklinde kendini gösterebilir. Dolayısıyla burada söz konusu olan bir toksik yükten çok, zihinsel dengeyi zorlayan kronik bir uyarılma hâlidir.” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong fr-original-style="">Beyin sağlığı, sürdürülebilir ve dengeli bir yaşam düzeniyle korunur!</strong></p>

<p>Beyin sağlığını korumak en önemli alışkanlığın düzenli ve kaliteli uyku olduğuna vurgu yapan Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Uyku sırasında beyin, gün içinde edinilen bilgileri düzenler, gereksiz uyarıları ayıklar ve kendini yeniler. Ayrıca duygusal düzenleme ve stresle başa çıkma kapasitesi de büyük ölçüde uyku kalitesiyle ilişkilidir. Yeterli uyku olmadığında, sağlıklı beslenme, egzersiz ya da diğer destekleyici alışkanlıkların etkisi sınırlı kalabilir. Bu nedenle beyin sağlığı, kısa süreli çözümlerden çok, sürdürülebilir ve dengeli bir yaşam düzeniyle korunur.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.isindetayi.com/beynin-detoksu-kaliteli-uyku</guid>
      <pubDate>Mon, 26 Jan 2026 23:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://isindetayicom.teimg.com/crop/1280x720/isindetayi-com/uploads/2026/01/beynin-detoksu-kaliteli-uyku-isindetayi-haber-saglik.jpg" type="image/jpeg" length="85523"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Profesörden ’üçlü salgın’ uyarısı: "H3N2, RSV ve COVID-19 aynı anda yayılıyor"]]></title>
      <link>https://www.isindetayi.com/profesorden-uclu-salgin-uyarisi-h3n2-rsv-ve-covid-19-ayni-anda-yayiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.isindetayi.com/profesorden-uclu-salgin-uyarisi-h3n2-rsv-ve-covid-19-ayni-anda-yayiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Şevket Özkaya, Ocak 2026 itibarıyla Avrupa ve Türkiye genelinde solunum yolu enfeksiyonlarında ciddi bir artış yaşandığını belirterek, bu kışın "üçlü salgın" (tripledemic) ile geçtiğine dikkat çekti. Prof. Dr. Özkaya, "Hastalarımız daha önce hiç yaşamadıkları kadar şiddetli ve yaygın vücut ağrılarından şikayet ediyor" dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>ECDC (Avrupa Hastalık Önleme ve Kontrol Merkezi) verilerine göre bu kış; Influenza A (H3N2), RSV ve COVID-19’un aynı anda yayılım gösterdiğini ifade eden Özkaya, özellikle yaygın kas ve eklem ağrılarının bu sezonun en belirgin özelliği olduğuna dikkat çekti. Bu yıl baskın olan influenza A (H3N2) enfeksiyonunun ani başlayan yüksek ateş, şiddetli halsizlik ve "kemiklerim kırılıyor gibi" tarif edilen ağrılarla seyrettiğini belirten Özkaya, COVID-19’un Nimbus ve JN.1 varyantlarında ise boğaz ağrısı ve yaygın vücut sızılarının öne çıktığını söyledi. RSV’nin ise özellikle 65 yaş üstü ve bağışıklığı zayıf bireylerde ağır kas ağrılarına ve solunum sıkıntısına yol açtığını vurguladı.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="Profesörden ’üçlü salgın’ uyarısı: " h3n2="" src="https://cdn.iha.com.tr/Contents/26-01/16/aw470618_01.jpg" width="1300" /></p>

<p>Vatandaşların panik yapmaması gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Özkaya, "Birçok enfeksiyon istirahat ve sıvı alımıyla geçebilir. Ancak ateşin üç günden uzun sürmesi, nefes darlığı, göğüs ağrısı, bilinç bulanıklığı ya da şikayetlerin 10 günü aşması durumunda mutlaka doktora başvurulmalıdır" diye konuştu. Antibiyotiklerin virüs kaynaklı enfeksiyonlarda etkili olmadığını hatırlatan Özkaya, gereksiz antibiyotik kullanımının ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirterek, "Grip aşısı yüzde 100 koruma sağlamasa da hastalığı ağır geçirme ve hastaneye yatış riskini önemli ölçüde azaltıyor" ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.isindetayi.com/profesorden-uclu-salgin-uyarisi-h3n2-rsv-ve-covid-19-ayni-anda-yayiliyor</guid>
      <pubDate>Fri, 16 Jan 2026 12:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://isindetayicom.teimg.com/crop/1280x720/isindetayi-com/uploads/2026/01/profesorden-uclu-salgin-uyarisi-h3n2-rsv-ve-covid-19-ayni-anda-yayiliyor-isindetayi-saglik.jpg" type="image/jpeg" length="35954"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
