<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>İşin Detayı Haber</title>
    <link>https://www.isindetayi.com</link>
    <description>Haberler ve ekonomide son dakika gelişmeleri türkiyenin uluslararası en çok takip edilen flash haber sitesi İşin Detayı Haber</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.isindetayi.com/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sat, 09 May 2026 07:20:23 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.isindetayi.com/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Otizmli Çocuklarda Göz Teması ve Göz Sağlığı: Görünmeyen Detaylara Dikkat]]></title>
      <link>https://www.isindetayi.com/otizmli-cocuklarda-goz-temasi-ve-goz-sagligi-gorunmeyen-detaylara-dikkat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.isindetayi.com/otizmli-cocuklarda-goz-temasi-ve-goz-sagligi-gorunmeyen-detaylara-dikkat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Otizm spektrum bozukluğu, çocukluk döneminde sosyal iletişim, davranış ve duyusal algı süreçlerini etkileyen nörogelişimsel bir durumdur. Bu tabloda en erken fark edilen belirtilerden biri ise göz teması kurmada yaşanan zorluklardır. Ancak göz teması eksikliği çoğu zaman yalnızca davranışsal bir farklılık olarak değerlendirilse de, altta yatan görme problemleri açısından da dikkatle ele alınması gereken bir bulgudur.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img alt="Batıgöz Sağlık Grubu Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Uğur Ünsal Isindetayi Haber" class="detail-photo img-fluid" height="806" src="https://isindetayicom.teimg.com/isindetayi-com/uploads/2026/05/batigoz-saglik-grubu-goz-hastaliklari-uzmani-doc-dr-ugur-unsal-isindetayi-haber.jpg" width="1067" /></p>

<p><a href="https://www.isindetayi.com/isin-detayi-reklam-ver"><span style="color:#2980b9"><strong>Batıgöz Sağlık Grubu</strong></span></a> Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Uğur Ünsal, otizmli çocuklarda göz sağlığının ihmal edilmemesi gerektiğini belirterek, erken dönemde yapılacak kapsamlı değerlendirmelerin çocuğun gelişim sürecine doğrudan katkı sağlayabileceğini ifade ediyor.</p>

<p>Göz Teması Kurmamak Her Zaman Tek Bir Nedene Bağlı Değildir</p>

<p>Otizmli çocuklarda göz teması kuramama, sosyal iletişimdeki farklılıkların bir parçası olarak kabul edilir. Ancak bu durumun tek başına nörogelişimsel bir özellik olarak değerlendirilmesi, bazı göz hastalıklarının öngörülememesine neden olabilir.</p>

<p>Doç. Dr. Uğur Ünsal:<br />
“Göz teması kurmayan bir çocukta yalnızca otizmle ilişkili bir durum var demek yeterli değildir. Görme keskinliğinde azalma, odaklanma problemleri veya göz kaslarıyla ilgili sorunlar da bu davranışı etkileyebilir. Bu nedenle mutlaka detaylı bir göz muayenesi yapılmalıdır.”</p>

<p>Otizmli Çocuklarda Görme Problemleri Daha Sık Eşlik Edebilir</p>

<p>Bilimsel çalışmalar, otizm spektrumundaki çocuklarda bazı göz hastalıklarının daha yüksek oranda görülebildiğini göstermektedir. Bu durum, çocuğun çevreyi algılama biçimini ve sosyal etkileşim kurma sürecini doğrudan etkileyebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Doç. Dr. Uğur Ünsal:<br />
“Otizmli çocuklarda en sık karşılaştığımız göz problemleri arasında şaşılık, miyopi, hipermetropi, astigmatizma ve göz tembelliği yer alır. Bunun yanı sıra bazı çocuklarda göz hareketlerini kontrol etmede zorluk veya görsel algı farklılıkları da gözlemlenebilir.”</p>

<p><img alt="Otizmli Çocuklar Isindetayi Haber" class="detail-photo img-fluid" height="2057" src="https://isindetayicom.teimg.com/isindetayi-com/uploads/2026/05/otizmli-cocuklar-isindetayi-haber.jpg" width="3311" /></p>

<p>Bu tür sorunların erken dönemde fark edilmemesi durumunda:</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Görsel gelişim gerileyebilir.</li>
 <li>Öğrenme süreçleri etkilenebilir.</li>
 <li>Sosyal iletişim daha da zorlaşabilir.</li>
</ul>

<p>Görsel Algı Farklılıkları Davranışlara Yansıyabilir</p>

<p>Otizmli çocuklarda yalnızca göz hastalıkları değil, görsel bilgiyi işleme biçimi de farklı olabilir. Bu durum, çocuğun çevreyle kurduğu ilişkiyi doğrudan etkiler.</p>

<p>Doç. Dr. Uğur Ünsal:<br />
“Bazı otizmli çocuklar parlak ışıklardan rahatsız olabilir, hareketli nesnelere odaklanmakta zorlanabilir ya da detaylara aşırı hassasiyet gösterebilir. Bu da göz teması kurmaktan kaçınmalarına neden olabilir.”</p>

<p>Bu nedenle göz teması kuramama davranışı:</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Duyusal hassasiyet,</li>
 <li>Görme problemi,</li>
 <li>Görsel işlemleme farklılığı</li>
</ul>

<p>gibi birden fazla faktörün birleşimiyle ortaya çıkabilir.</p>

<p>Muayene Süreci Çocuğun İhtiyaçlarına Göre Planlanmalıdır</p>

<p>Otizmli çocuklarda göz muayenesi, standart bir değerlendirmeden farklı olarak daha özel bir yaklaşım gerektirir. Çocuğun duyusal hassasiyetleri, iletişim şekli ve dikkat süresi dikkate alınmalıdır.</p>

<p>Doç. Dr. Uğur Ünsal:<br />
“Muayene sırasında çocuğun kendini güvende hissetmesi çok önemlidir. Daha kısa süreli, aşamalı ve gerekirse oyunlaştırılmış bir yaklaşım tercih edilebilir. Amaç, çocuğu zorlamadan sağlıklı bir değerlendirme yapabilmektir.”</p>

<p>Bu süreçte:</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Ortamın sade ve sakin olması,</li>
 <li>Ani ışık ve seslerden kaçınılması,</li>
 <li>Ailenin sürece dahil edilmesi</li>
</ul>

<p>muayenenin başarısını artırabilir.</p>

<p>Erken Tanı, Gelişim Sürecini Doğrudan Etkileyebilir</p>

<p>Görme problemleri erken dönemde fark edilmediğinde, çocuğun bilişsel ve sosyal gelişimi üzerinde uzun vadeli etkiler oluşturabilir. Özellikle okul öncesi dönemde yapılan göz kontrolleri önemli.</p>

<p>Doç. Dr. Uğur Ünsal:<br />
“Görme, çocukların öğrenme sürecinin temel bileşenlerinden biridir. Görme ile ilgili sorunların erken tespit edilmesi, çocuğun hem akademik hem de sosyal gelişimini destekleyebilir.”</p>

<p>Ailelerin Dikkat Etmesi Gereken Belirtiler</p>

<p>Otizmli çocuklarda bazı davranışlar göz sağlığıyla ilgili ipuçları verebilir. Ailelerin bu belirtileri göz ardı etmemesi gerekir:</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Göz teması kurmaktan kaçınma</li>
 <li>Nesnelere çok yakından bakma</li>
 <li>Gözleri kısarak bakma</li>
 <li>Göz kayması fark edilmesi</li>
 <li>Işığa karşı aşırı hassasiyet</li>
 <li>Odaklanma ve takip güçlüğü</li>
</ul>

<p>Bu belirtiler her zaman ciddi bir hastalık anlamına gelmeyebilir; ancak mutlaka bir göz hastalıkları uzmanı tarafından değerlendirilmelidir.</p>

<p>“Otizmli çocuklarda göz teması eksikliği yalnızca davranışsal bir özellik olarak değerlendirilmemelidir. Göz sağlığı ile ilgili olası sorunların erken dönemde tespit edilmesi, çocukların çevreyle kurduğu ilişkiyi ve gelişim sürecini olumlu yönde etkileyebilir. Bu nedenle düzenli göz muayeneleri ihmal edilmemelidir.”</p>

<p>- Doç. Dr. Uğur Ünsal</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.isindetayi.com/otizmli-cocuklarda-goz-temasi-ve-goz-sagligi-gorunmeyen-detaylara-dikkat</guid>
      <pubDate>Fri, 08 May 2026 00:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://isindetayicom.teimg.com/crop/1280x720/isindetayi-com/uploads/2026/05/otizmli-cocuklarda-goz-temasi-ve-goz-sagligi-gorunmeyen-detaylara-dikkat-isindetayi.jpg" type="image/jpeg" length="67663"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İstanbul İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Güner: "1 yılda 300 kere doktora giden hasta var"]]></title>
      <link>https://www.isindetayi.com/istanbul-il-saglik-muduru-doc-dr-guner-1-yilda-300-kere-doktora-giden-hasta-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.isindetayi.com/istanbul-il-saglik-muduru-doc-dr-guner-1-yilda-300-kere-doktora-giden-hasta-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Abdullah Emre Güner, başvuruda ilk basamağın aile hekimi olması gerektiğini söyleyerek, "Kocamustafapaşa’da bir teyzemiz vardı, bir yılda 300 kere doktora gitmişti, sordum; ‘Alışkanlığım böyle’ dedi. Sosyalleşme aracı olarak da kullanıyorlar, ihtiyacı olan hastanın ulaşmasıyla ilgili problem yaşama ihtimalimiz var.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h3 id="content"><strong>Acilde sarı ve kırmızı alanda herhangi bir sıkıntı yok. Yoldan geçerken ‘Bir acile uğrayayım’ , ‘Pazara inmiştim, gelmişken bir acile uğrayayım’ bunlarla karşılaşıyoruz. Vatandaşlar, evine ortalama 7 dakika yürüme mesafesindeki aile hekimliklerine başvurarak sorunlarının çoğunu çözebilir" dedi.</strong></h3>

<p>İstanbul İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Abdullah Emre Güner, megakentteki muayene sayılarından devam eden sağlık yatırımlarına kadar birçok konuda bilgi verdi. Vatandaşların aile hekimliklerine başvurusunun önemine dikkat çeken Doç. Dr. Güner, İstanbul’daki ilk 3 aya ilişkin verileri de paylaştı.</p>

<p><strong>"Kocamustafapaşa’da bir teyzemiz 300 kere doktora gitmişti"</strong></p>

<p>’İstanbul’da 53 tane devlet, 130’dan fazla özel hastane var’ diyerek sözlerine başlayan Doç. Dr. Abdullah Emre Güner, "Aile hekimlikleriyle beraber devasa bir sistemde sağlık hizmeti sunuyoruz. Bunun için zaten dünyanın sağlık başkenti diyoruz. 7-24, bayramı seyranı, gecesi gündüzü olmadan hiçbir şekilde inkıtaya uğramaması gereken bir süreç var. Sağlık hizmetini kesintisiz bir şekilde veriyoruz. 201 ülkeden 500 bin vatandaşın genel cerrahi, ortopedi, onkoloji hastalarının gelip şifa bulduğu bir kentten bahsediyoruz. Estetik olsun botoks, rinoplasti olsun, saç ekimi İstanbul’da hatta Antalya, İzmir gibi noktalarda da büyük bir teveccühle tüm dünyada karşılanıyor. Şunu biliyoruz ki; İstanbul bu noktanın ana başkenti. 2025 yılında 207 milyon muayene, 2 milyon 600 bin ameliyat. Sadece 5 milyon kardiyoloji muayenesi yapmış durumdayız, 90 bine yakın anjiyo, 100 binden fazla kalp ameliyatı. 207 milyon muayene yapmışız kişi başı 12’ye denk geliyor, bu tüm dünyanın ortalamasının çok üstünde bir rakam. İnsanlar sağlık hizmetine erişmekte zorluk yaşamıyorlar ama bir problem de şu; acaba doğru sağlık hizmetine mi ulaşıyoruz? En yakın sağlık danışmanımız kim; aile hekimi. Ben hastaneye geçen sene sadece 1 kere başvurdum, Kocamustafapaşa’da bir teyzemiz vardı, bir yılda 300 kere doktora gitmişti. Ben de aradım, sordum, neden? O, ‘Alışkanlığım böyle’ dedi. Pazartesi, Salı, Çarşamba, Perşembe, Cuma, Çapa’sı, Samatya’sı, Haseki’si. Sosyalleşme aracı olarak da kullanıyorlar, bizim ihtiyacı olan hastanın ulaşmasıyla ilgili problem yaşama ihtimalimiz var. Teyzemiz 1 yıl içinde gitmiş zaten 365 gün var, aynı gün içinde 3-4 yere gitmiş olması gerekiyor. Bu bir alışkanlık olmuş " dedi.</p>

<p><strong>"3 branş dışında her branşa aynı güne randevu verebiliyoruz"</strong></p>

<p>‘80’den fazla branşta randevu açıyoruz’ diyen Doç. Dr. Güner, "MHRS’yi kontrol ettiğimizde 3 tane branşımız dışında her branşa aynı güne randevu verebiliyoruz. 3 branş; göz, cildiye ve kardiyoloji. Bunlara 10 gün içinde randevu verebilir durumdayız. İsteğimiz şu; nitelikli tetkik dediğimiz kolonoskopi, endoskopi, ameliyat süreleri gibi bunların da minimize edilebilmesi. Şükür olsun sayın Bakanımız, Bakan olduktan sonra geliştirdiği performans sistemleriyle, kamu hastane sistemleriyle bu rakamlar geriye doğru geldi. Muayene ile ilgili problemi çözmüş olduk. Yapay zekaya, internete sorduğumuz kadar aile hekimine sorsak o 12 başvurunun belki 3,4’ünü minimize etmiş olacağız. İstanbul’da 43 milyon radyolojik görüntüleme yapılmış, 207 milyon muayenenin üzerine" ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>"Akşam polikliniklerinde 1 milyondan fazla muayene yapmış durumdayız"</strong></p>

<p>‘Akşam poliklinikleri bir ihtiyaç olarak belirlediğimiz bir şey’ diyerek sözlerine devam eden Doç. Dr. Güner, vatandaşların da süreçten memnun olduğunu ifade ederek, "Çok büyük teveccühüyle karşılaşıyor. İnsanlar çalışırken muayeneye ulaşmakta zorluk yaşıyorlar. Muayene için izin almanız gerekiyor. Şu anda akşam 17.00’dan gece 22.00’a kadar akşam poliklinikleri tesisleştirdik. Günden güne de sayılarını artırıyoruz. Biz 2025’in ekiminde başladık. Akşam polikliniklerinde 1 milyondan fazla bir muayene yapmış durumdayız. Sarı ve kırmızı alan acil kapsamında herhangi bir sıkıntı yok, bekleme sürelerimiz de çok düşük. Sorun şu; MHRS’yi takip etmezsek, randevu almazsak, gerekli kontrol ve muayenelerimizi zamanında yapmaya çalışmazsak ilk başvurduğumuz yer acil oluyor. Yoldan geçerken ‘Bir acile uğrayayım’ diyenler oluyor veya ‘Pazara inmiştim, gelmişken de bir acile uğrayayım’ bunlarla karşılaşıyoruz. Ortalama bekleme süremiz 20-30 dakika arasında değişiyor. Vatandaşlar, evine ortalama 7 dakika yürüme mesafesindeki aile hekimliklerine başvurarak sorunlarının çoğunu çözebilir" diye konuştu.</p>

<p><strong>"Şu anda İstanbul’daki doğurganlık hızı 1,2"</strong></p>

<p>Sözlerini sürdüren Doç. Dr. Güner, "Şu anda İstanbul’daki doğurganlık hızı 1,2. Türkiye’de bu 1.48’lerde aslında 2,1’in üzerine çıkartmamız lazım. Şöyle düşünün; nüfusunuz sabit kalsa bile yaşlılara bakacak genç nüfusa ihtiyacınız var. Sezaryen ile mücadelemizde ana noktalardan birisi bu, sağlık açısından değerlendirdiğimizde her türlü ameliyatın bir komplikasyon, hastamıza zarar verme riski var. Nüfus piramidimiz günden güne yaşlanıyor. Aile Yılı ilan edilmesinin ana etmenlerinden biri de bu, biz de sağlık açısından üzerimize düşen vazifeleri yaparak bununla mücadele etmemiz lazım. 2,6’lardan itibaren Türkiye’nin doğum hızı 1,48’lere kadar düştü" şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>"İlk 3 ayda 61 milyon muayene yaptık"</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>2026 yılının ilk 3 ayına ilişkin istatistiklere ilişkin konuşan Doç. Dr. Güner, "İlk 3 ay verilerimize de bakmak gerekirse 2025’i 207 milyon ile kapattık. İlk 3 ayda 61 milyon muayene yaptık, yine yüksek bir rakam ve altını çizmek istiyorum; Ramazan olmasına rağmen. 880 bin ameliyat, 11 milyon görüntüleme. Sorun şu; 2 ihtimal var, vatandaşımız ya gereksiz yere doktora gidiyor, bunu engellememiz lazım ya da sağlığını korumuyor, doktora gitmek zorunda kalıyor, bunu da engellememiz lazım. Onun için korumak, korumak, korumak. Aile hekimi sadece ilaç yazdırılan, çocuğunuzu aşıya götürdüğünüz, gebe olduğunuzda izlemleri yaptırdığınız yer değil, sizin sağlıkla ilgili, genel cerrahi, kardiyoloji ile ilgili olsun soruyu soracağınız kişi" dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.isindetayi.com/istanbul-il-saglik-muduru-doc-dr-guner-1-yilda-300-kere-doktora-giden-hasta-var</guid>
      <pubDate>Thu, 30 Apr 2026 10:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://isindetayicom.teimg.com/crop/1280x720/isindetayi-com/uploads/2026/04/istanbul-il-saglik-muduru-doc-dr-guner-1-yilda-300-kere-doktora-giden-hasta-var-isindetayi.jpg" type="image/jpeg" length="31873"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Türkiye yaşlanıyor: 65 yaş üstü için aşılar hayati önem taşıyor]]></title>
      <link>https://www.isindetayi.com/turkiye-yaslaniyor-65-yas-ustu-icin-asilar-hayati-onem-tasiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.isindetayi.com/turkiye-yaslaniyor-65-yas-ustu-icin-asilar-hayati-onem-tasiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Aşılanma, ileri yaşta enfeksiyonlardan korunma ve hastalığın hafif seyri açısından kritik rol oynuyor]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Türkiye'de 65 yaş üstü nüfusun yüzde 11'e ulaşması, ülkemizin hızla yaşlanan bir topluma dönüştüğünü ortaya koyuyor. Bu demografik değişimle birlikte bağışıklık sisteminin zayıflaması ve kronik hastalıkların artması ileri yaş grubunda enfeksiyonların daha sık ve ağır seyretmesine neden oluyor. Bu nedenle aşılama yalnızca çocukluk döneminde değil, yaşamın ileri evrelerinde de koruyucu hekimliğin temel unsurlarından biri. Akademik Geriatri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Meltem Gülhan Halil, 24-30 Nisan Aşı Haftası kapsamında özellikle 65 yaş sonrası dönemde bazı aşıların belirli aralıklarla tekrarlanması gerektiğini vurguladı.</strong></p>

<p>Yaşamın bazı dönemleri enfeksiyonlar açısından daha yüksek risk taşır. Özellikle ileri yaşta, “kırılgan” olarak tanımlanan; yani çoklu hastalıkları bulunan ve genel sağlık durumu daha hassas olan bireylerin bağışıklık sistemi daha zayıf çalışır. Yaşlanma süreciyle birlikte ortaya çıkan bu durum, diyabet, kalp hastalıkları, KOAH ve kalp yetmezliği gibi kronik hastalıkların da etkisiyle enfeksiyonların daha sık ve ağır seyretmesine de neden olur.<br />
<br />
Aşıların bir kısmı ömür boyu koruyuculuk sağlamadığı için, özellikle 65 yaş sonrasında belirli aşıların düzenli aralıklarla tekrarlanması büyük önem taşır.<br />
<br />
<strong>65 yaş sonrasında yılda en az bir kez geriatri değerlendirmesi öneriliyor</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="Akademik Geriatri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Meltem Gülhan Halil Isindetayi" class="detail-photo img-fluid" height="522" src="https://isindetayicom.teimg.com/isindetayi-com/uploads/2026/04/akademik-geriatri-dernegi-yonetim-kurulu-baskani-prof-dr-meltem-gulhan-halil-isindetayi.jpg" width="842" /><br />
<br />
<strong>Akademik Geriatri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Meltem Gülhan Halil,</strong> geriatrinin yalnızca hastalıkları değil, bireyin genel sağlık durumu ve yaşam kalitesini bütüncül olarak ele aldığını belirterek şunları söyledi: “65 yaş sonrasında demans (bunama), depresyon, osteoporoz (kemik erimesi), idrar kaçırma, malnütrisyon (yetersiz beslenme) ve sarkopeni (kas kaybı) gibi sağlık sorunlarının görülme sıklığı artmaktadır. Bu sorunlar yaşlanmanın doğal bir parçası olarak kabul edildiği için dile getirilemeyebilir. Bu nedenle hiçbir şikâyeti olmasa bile her yaşlı bireyin yılda en az bir kez geriatri değerlendirmesinden geçmesini öneriyoruz. Bu yaklaşım hem geriatrik sendromların erken dönemde fark edilmesini hem de koruyucu hekimlik uygulamalarının hayata geçirilmesini sağlar. Örneğin kemik erimesi (osteoporoz) taraması 65 yaş üzerindeki tüm kadınlara, 70 yaş üzerindeki tüm erkeklere önerilmektedir. Bunun yanında aşılar ve kanser taramaları gibi koruyucu sağlık uygulamaları da sağlıklı yaşlanmanın vazgeçilmez bir parçasıdır” diye konuştu.<br />
<br />
<strong>Yaşlanan nüfusta aşılamanın önemi artıyor</strong><br />
<br />
“Aşılar, hastalıkları ortaya çıkmadan önleyerek bireysel ve toplumsal sağlığın korunmasında hayati bir rol oynar. Türkiye, aşılama alanında önemli başarılar elde etmiş bir ülke olup, toplumsal bağışıklama sayesinde birçok hastalığın görülme sıklığı da belirgin şekilde azalmıştır. Ayrıca aşılar, tedavi maliyetlerini önleyerek sağlık sistemine ekonomik katkı sağlar” diye belirten <strong>Prof. Dr. Meltem Gülhan Halil</strong>, sözlerine şöyle devam etti: “Ben bir geriatri uzmanı olarak özellikle yaşlı nüfusa vurgu yapmak isterim. Aşılar çoğunlukla çocukluk dönemiyle ilişkilendirilse de aslında her yaş grubunda koruyucu sağlık açısından son derece önemli bir yere sahiptir. Özellikle yaşlı nüfusun artmasıyla birlikte geriatrik grupta aşılama çok daha kritik hale gelmiştir.”<br />
<br />
<strong>Aşılar yaşlılıkta sadece enfeksiyonu değil, komplikasyonları da önler</strong><br />
<br />
Yaşla birlikte bağışıklık sisteminde doğal bir zayıflama meydana geldiğini belirten Halil, diyabet, kalp hastalıkları ve KOAH gibi kronik hastalıkların da enfeksiyon riskini artırdığını ifade etti. Aşılar, hastalıkları tamamen engellemese bile çok daha hafif geçirilmesini sağlar. Örneğin zatürre aşısı yapılmamış bir yaşlı bireyde enfeksiyon ağır seyredebilir, hastaneye yatış ve yoğun bakım ihtiyacı doğabilir. Aşılanan bireylerde ise hastalık çoğu zaman daha hafif klinik tabloyla atlatılabilmektedir. Ayrıca enfeksiyonlara bağlı hastane yatışlarının yalnızca akut hastalıkla sınırlı kalmadığını belirten A<strong>kademik Geriatri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Meltem Gülhan</strong>, uzun süreli hareketsizliğin kas kaybı, düşme ve bağımlılık riskini artırdığına dikkat çekti.<br />
<br />
<strong>Solunum yolu enfeksiyonları ileri yaşta daha ağır seyrediyor</strong><br />
<br />
Bazı aşıların yılın her döneminde yapılabildiğini, ancak özellikle solunum yolu viral enfeksiyonları açısından belirli riskli dönemler bulunduğunu belirten <strong>Prof. Dr. Meltem Gülhan Halil</strong>, aşılama zamanlamasının önemine dikkat çekti: “İleri yaş grubunda influenza (grip), RSV ve pnömokok gibi etkenler ciddi solunum yolu enfeksiyonlarına yol açabilir. İnfluenza ve RSV enfeksiyonları özellikle sonbahar aylarından itibaren artar, kış mevsiminde ise en yüksek seviyeye ulaşır. Bu nedenle bu dönemler, özellikle riskli gruplarda aşılama açısından kritik önem taşır. Buna karşılık tetanos, zona, hepatit ve pnömokok gibi bazı aşılar mevsimden bağımsız olarak yılın herhangi bir döneminde uygulanabilmektedir.”<br />
<br />
İleri yaş grubunda solunum yolu enfeksiyonlarının viral ve bakteriyel olarak iki ana grupta değerlendirilebileceğini ifade eden <strong>Prof. Dr. Meltem Gülhan Halil</strong>, “Viral enfeksiyonlar arasında influenza, RSV ve kısmen devam eden COVID-19 enfeksiyonlarını sayabiliriz. Ancak özellikle influenza ve RSV, ileri yaşta en sık ve en önemli solunum yolu viral enfeksiyonları olarak öne çıkmaktadır” dedi.<br />
<br />
Bakteriyel enfeksiyonlar açısından en önemli etkenin pnömokok bakterisi olduğunu vurgulayan <strong>Prof. Dr. Meltem Gülhan Halil</strong>, “Pnömokok, yaşlı bireylerde zatürreye en sık neden olan bakterilerden biridir. Bazı durumlarda enfeksiyon akciğerle sınırlı kalmayıp kana karışarak tüm vücuda yayılabilir. Bu durum ‘invaziv pnömokok hastalığı' olarak tanımlanır ve ileri yaşta daha sık görülür. Özellikle kırılgan yaşlı olarak tanımladığımız; çoklu hastalığı olan, beslenme durumu bozulmuş, kas kaybı gelişmiş ve bakım ihtiyacı artmış bireylerde bu enfeksiyonlar çok daha ağır seyretmektedir” ifadelerini kullandı.<br />
<br />
Bu hasta grubunda enfeksiyonların yalnızca daha ağır seyretmediğini; hastane yatış, yoğun bakım ihtiyacı ve solunum desteği gereksiniminin de belirgin şekilde arttığını söyleyen <strong>Prof. Dr. Meltem Gülhan Halil</strong>, yaşlanmayla birlikte bağışıklık sisteminde doğal bir zayıflama olduğunu hatırlatarak diyabet, KOAH, astım ve kalp yetmezliği gibi kronik hastalıkların tabloyu daha da ağırlaştırdığını vurguladı.<br />
<br />
<strong>RSV ve pnömokok ileri yaşta ciddi risk oluşturuyor</strong><br />
<br />
<strong>Prof. Dr. Meltem Gülhan Halil</strong>, solunum yolu enfeksiyonlarına ilişkin verileri de paylaşarak RSV enfeksiyonlarında ileri yaş yetişkinlerde semptomatik hastalık oranının yüzde 3–7 arasında değiştiğini, bu hastaların yaklaşık üçte birinin tıbbi tedavi gerektirdiğini ifade etti ve ekledi: “Tedavi edilenlerin yaklaşık yüzde 10'u hastaneye yatırılıyor, hastaneye yatan hastalarda ise yüzde 10–15 oranında yoğun bakım ihtiyacı gelişiyor, mortalite (ölüm oranı) ise yaklaşık yüzde 5 düzeyinde seyrediyor.”<br />
<br />
Pnömokok enfeksiyonlarının da benzer şekilde ağır seyredebileceğini belirten <strong>Prof. Dr. Meltem Gülhan Halil</strong>, TÜİK 2024 verilerine göre solunum sistemi hastalıklarının ölüm nedenleri arasında üçüncü sırada yer aldığını, pnömoninin ise tek başına yaklaşık 40 bin ölümle önemli bir yük oluşturduğunu söyleyerek sözlerini şöyle sürdürdü: “Viral enfeksiyonlar zaman zaman bakteriyel enfeksiyonlarla komplike hale gelebiliyor. Bu durum yaşlı hastalarda daha sık görülüyor. Özellikle diyabet, KOAH ve kalp hastalıkları gibi kronik hastalıklar bağışıklık sistemini farklı mekanizmalarla etkilediği için enfeksiyon riskini artırıyor. Bu hastalıkların yaşlılıkla birlikte daha sık görülmesi, enfeksiyonlara karşı en önemli risk üçlüsünü oluşturuyor.”<br />
<br />
<strong>Kafa karışıklığı, ani davranış değişiklikleri veya düşme gibi durumlara dikkat</strong><br />
<br />
<strong>Prof. Dr. Meltem Gülhan Halil</strong>: “İleri yaş grubunda enfeksiyonların her zaman klasik belirtilerle ortaya çıkmadığını, ateş, öksürük ve balgam gibi tipik bulguların her zaman görülmeyebildiğini vurgulayarak, bunun yerine deliryum (kafa karışıklığı), dikkat ve oryantasyon bozukluğu, bilinçte dalgalanmalar ve hatta halüsinasyonlar gibi atipik bulguların ön planda olabileceğini söyledi. Bunun yanı sıra ani düşmelerin de enfeksiyonun ilk işareti olabileceğine dikkat çekti. Bu atipik tablo nedeniyle tanı ve tedavide gecikmeler yaşanabildiğini belirten <strong>Prof. Dr. Meltem Gülhan Halil,</strong> hastaların sağlık kuruluşlarına başvurduğunda daha ağır klinik durumlarla karşılaşılabildiğini ifade etti. Özellikle COVID-19 döneminde yaşlı bireylerin klasik solunum yolu bulguları yerine düşme veya bilinç değişikliği gibi şikâyetlerle başvurduğunun sıkça gözlemlendiğini hatırlattı.<br />
<br />
Bu nedenle yaşlı bireylerin yakınlarının, genel durumdaki en küçük değişiklikleri bile dikkatle takip etmesi gerektiğini vurgulayan <strong>Prof. Dr. Halil</strong>, kafa karışıklığı, ani davranış değişiklikleri veya düşme gibi durumların mutlaka ciddiye alınması ve tıbbi değerlendirme gerektirdiğini belirtti.<br />
<br />
<strong>Aşılama, yaşlı bireylerde ağır hastalık riskini azaltıyor</strong><br />
<br />
“Bazen viral enfeksiyonlar tabloya tek başına başlamıyor; üzerine bakteriyel enfeksiyonlar eklenerek hastalığın seyri ağırlaşabiliyor. Bunu özellikle yaşlı hastalarda sık görüyoruz. Örneğin RSV ya da influenza (grip) geçiren bir bireyde, sonrasında ikincil bakteriyel enfeksiyon gelişmesi klinikte karşılaştığımız önemli durumlardan biridir” diye belirten <strong>Prof. Dr. Meltem Gülhan Halil</strong>, sözlerine şöyle devam etti: “Yaşlı hastalarda diyabet sıklığının yaklaşık yüzde 45'e ulaştığını görüyoruz. Yaklaşık her iki yaşlı bireyden birinde diyabet olduğu anlamına geliyor ve diyabet bağışıklık sistemini en çok etkileyen kronik hastalıkların başında geliyor. Bunun yanında KOAH akciğer yapısını bozarak, kalp hastalıkları ise genel sağlık durumunu etkileyerek enfeksiyonlara karşı direnci azaltıyor. Diyabet, KOAH ve kalp hastalıklarının yaşlılıkla birlikte sık görülmesi, enfeksiyonlar açısından önemli bir risk üçlüsünü oluşturuyor.”<br />
<br />
Aşılamanın bu noktadaki rolüne dikkat çeken <strong>Prof. Dr. Halil</strong>, “Aşılar, bu hastalıkların ortaya çıkmasını tamamen engellemese de hastalığın çok daha hafif geçirilmesini sağlayabilir. Örneğin zatürre aşısı yapılmamış bir yaşlı bireyde enfeksiyon ağır seyrederek hastaneye yatış, hatta yoğun bakım ihtiyacı doğurabilirken; aşılı bireylerde hastalık çoğu zaman daha hafif klinik tabloyla atlatılabilmektedir” dedi.<br />
<br />
<strong>Aşılanma, 65 yaş üstünde enfeksiyonlardan korunma ve hastalığın hafif seyri açısından kritik</strong><br />
<br />
“65 yaş üstü bireyler, tıpkı çocukluk çağındaki gibi özel bir grup olarak değerlendirilmelidir” diyen <strong>Prof. Dr. Meltem Gülhan Halil</strong>, bu yaş grubunda bağışıklık sisteminin zayıfladığını ve eşlik eden kronik hastalıkların arttığını belirtti. Bu nedenle enfeksiyonların daha ağır ve atipik seyredebileceğine dikkat çekerek, 65 yaş üstü bireylerin hem enfeksiyonlardan korunmak hem de hastalığı daha hafif atlatabilmek için düzenli olarak aşılanması gerektiğini vurguladı.<br />
<br />
“Hayatın belirli dönemlerinde belirli aşıların yapılması büyük önem taşıyor. Bu nedenle bireylerin doktora başvurduklarında aşı önerilerini özellikle sormaları gerekir” diyen <strong>Prof. Dr. Meltem Gülhan Halil</strong>, yoğun klinik tempo nedeniyle hekimlerin zaman zaman aşılamayı gözden kaçırabileceğini, bu noktada hastanın ‘Hangi aşıları yaptırmalıyım?' sorusunu sormasının önemli bir hatırlatıcı olacağını ifade etti. Özellikle huzurevi ve bakım evi gibi toplu yaşam alanlarında enfeksiyon riskinin çok daha yüksek olduğuna dikkat çekti.<br />
<br />
<strong>Prof. Dr. Meltem Gülhan Halil</strong> sözlerini şöyle tamamladı: “65 yaş üstü bireylerin, hekimlerine başvurduklarında mutlaka aşılanma programı hakkında bilgi almaları ve önerilen aşıları zamanında yaptırmaları büyük önem taşımaktadır.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.isindetayi.com/turkiye-yaslaniyor-65-yas-ustu-icin-asilar-hayati-onem-tasiyor</guid>
      <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 10:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://isindetayicom.teimg.com/crop/1280x720/isindetayi-com/uploads/2026/04/turkiye-yaslaniyor-65-yas-ustu-icin-asilar-hayati-onem-tasiyor-isindetayi.webp" type="image/jpeg" length="43631"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanlardan ‘kahve’ uyarısı: "Günde 4 fincan ve üzeri olumsuz etkiler oluşturabiliyor"]]></title>
      <link>https://www.isindetayi.com/uzmanlardan-kahve-uyarisi-gunde-4-fincan-ve-uzeri-olumsuz-etkiler-olusturabiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.isindetayi.com/uzmanlardan-kahve-uyarisi-gunde-4-fincan-ve-uzeri-olumsuz-etkiler-olusturabiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[En çok tüketilen içeceklerden olan kahvenin kalp sağlığına etkilerine yönelik konuşan Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Duygu Ersan Demirci, "Gençler arasında giderek yaygınlaşmakta. Hem ülkemizde hem dünya genelinde en sık tüketilen içecek durumuna gelmekte. 4 fincan ve üzeri kahve tüketimi artık kafeine bağlı olumsuz etkileri beraberinde getirebiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h3><strong>Bunlar genellikle nabız artışı, tansiyonda ani yükseliş, kaygı hali oluşturabilir. Yeni nesil kahvecilerdeki kahveler fazla miktarda şeker, şurup içerebilmekte, olumsuz etkiler göz önünde bulundurulmalı" dedi.</strong></h3>

<p>Her gün milyonlarca kişinin tükettiği kahve, çay gibi ürünlerde bulunan kafeinin kalp sağlığına etkilerine ilişkin bilgi veren uzmanlar uyarıyor. Mehmet Akif Ersoy Göğüs Kalp ve Damar Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kardiyoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Duygu Ersan Demirci de kafeinin hem olumlu hem olumsuz etkileri olabildiğini söyledi. Günde 4 fincan ve üzeri kahve tüketiminin olumsuz etkiler oluşturabileceğini belirten Doç. Dr. Duygu Ersan Demirci, kalp sağlığının korunması için yapılması gerekenleri sıraladı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="Doç. Dr. Duygu Ersan Demirci İsi̇ndetayi̇" class="detail-photo img-fluid" height="343" src="https://isindetayicom.teimg.com/isindetayi-com/uploads/2026/04/doc-dr-duygu-ersan-demirci-isindetayi.jpg" width="854" /></p>

<p><strong>"Nabız artışı, tansiyonda ani yükseliş, kaygı oluşturabilir"</strong></p>

<p>‘Kafein şu anda dünya genelinde çok tüketilen içeceklerin içerisinde bulunan temel bileşen, çalışmaların devam ettiği bir molekül’ diyerek sözlerine başlayan Doç. Dr. Duygu Ersan Demirci, "Kafein tüketiminin hem olumlu hem olumsuz etkileri var. Mevcut veriler ışığında söylenebilecek olan kafein tüketiminin genel olarak hafif orta düzeyde güvenli olduğu, hatta bazı kardiyak ve metabolik açılardan koruyucu etkilerinin de olduğu yönünde. Yüksek dozda tüketiminin kalp krizini arttırdığını gösteren çalışmalar olduğu gibi sağlıklı bireylerde orta düzeyde tüketimin koruyucu olduğunu gösteren çalışmalar da var. Bu konu halen araştırma aşamasında. 4 fincan ve üzeri kahve tüketimi artık kafeine bağlı olumsuz etkileri beraberinde getirebiliyor. Genel olarak nabız artışı, düzensiz ritim olabilir. Tansiyonda ani yükselişe neden olabilir, sinirlilik hali, kaygı oluşturabilir. Özellikle öğleden sonra fazla tüketiminde uykuyu olumsuz yönde etkileyebilir, kalp dışı etkileri; kalsiyum emilimini bozarak kemik erimesine neden olabilir. Gebeler bu açıdan riskli diyebiliriz, yüksek dozda tüketim erken doğum ya da bebekte gelişme geriliğine neden olabiliyor bu açıdan da dikkatli olmak gerekir" dedi.</p>

<p><strong>"Yeni nesil kahvecilerdeki kahveler fazla miktarda şeker, şurup içerebilmekte"</strong></p>

<p>‘Kafein tüketim deyince ilki başta çay kahve tüketimi akla gelmekte’ diyen Doç. Dr. Duygu Ersan Demirci, "Ama yüksek dozda kafein içeren enerji içecekleri mevcut. Enerji içeceklerinin kalp damar sağlığı açısından olumsuz etkileri giderek daha fazla ortaya çıkmakta. Sağlıklı bireylerde dahi enerji içeceği tüketimi sonrası önemli ritim bozuklukları, tansiyon yüksekliği, kalp krizinin tetiklenmesi gibi durumlar ortaya çıkabilmekte. Kafeinin etkileri açısından bireysel farklılıklar olduğunu söyleyebiliriz. Kafeini metabolize eden enzimdeki bireysel değişikliklerden kaynaklanıyor. Kahve tüketimi özellikle gençler arasında giderek yaygınlaşmakta. Hem ülkemizde hem dünya genelinde en sık tüketilen içecek durumuna gelmekte. Yeni nesil kahvecilerde mevcut olan kahveler fazla miktarda şeker, şurup içerebilmekte. Bunlara bağlı fazla şeker alımının getirdiği olumsuz etkiler de yine göz önünde bulundurulmalı. Kalp hastaları için şuan ki veriler ışığında orta düzeyde tüketim güvenilir gözükmekte. Kalp damar sağlığı dediğimiz zaman en temel 2 nokta; sağlıklı beslenme ve fiziksel egzersiz. Akdeniz tipi beslenme, bitkisel ağırlıklı bir beslenmeyi kast ediyoruz. Doymuş yağ asitleri yerine doymamış yağ asitlerinin tercih edilmesi, işlenmiş etin minimum oranda tüketilmesi, bunun yerine balık tüketiminin haftada en az 1 gün olacak şekilde desteklenmesi önerilmekte. Tuz ve şeker tüketimini mümkün olduğunca kısıtlamak ve yine fazla alkol tüketimine dikkat etmek vurgulanması gereken noktalar. Sigaranın bırakılması, mental sağlık, stres yönetimi de kalp sağlığı açısından önemli noktalar" şeklinde konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.isindetayi.com/uzmanlardan-kahve-uyarisi-gunde-4-fincan-ve-uzeri-olumsuz-etkiler-olusturabiliyor</guid>
      <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 11:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://isindetayicom.teimg.com/crop/1280x720/isindetayi-com/uploads/2026/04/uzmanlardan-kahve-uyarisi-gunde-4-fincan-ve-uzeri-olumsuz-etkiler-olusturabiliyor-isindetayi.jpg" type="image/jpeg" length="72630"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu, Bezmiâlem'in Biyoteknoloji Enstitüsü'nü Ziyaret Etti]]></title>
      <link>https://www.isindetayi.com/saglik-bakani-prof-dr-kemal-memisoglu-bezmialemin-biyoteknoloji-enstitusunu-ziyaret-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.isindetayi.com/saglik-bakani-prof-dr-kemal-memisoglu-bezmialemin-biyoteknoloji-enstitusunu-ziyaret-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu, Bezmiâlem Vakıf Üniversitesi Beykoz Yaşam Bilimleri ve Biyoteknoloji Enstitüsü'nü (YABBE) ziyaret etti. Rektör Prof. Dr. Adem Akçakaya'nın yakın desteğiyle sürdürülen araştırma projelerini yerinde inceleyen Bakan Memişoğlu, laboratuvarlarda çalışan öğretim üyelerini tek tek dinleyerek Türkiye'nin biyoteknoloji alanındaki geleceğine ilişkin görüşlerini paylaştı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h2><strong>Tarihi Kışladan Dünya Standartlarında Araştırma Merkezine</strong></h2>

<p>1845 yılında Bezmiâlem Valide Sultan tarafından kurulan köklü mirasımız, bugün Beykoz'da yeni bir boyut kazanmaktadır. Yaklaşık 200 yıllık geçmişe sahip tarihi kışla, kapsamlı bir restorasyon projesiyle modern bir bilim yuvasına dönüştürülmüştür. Temel ve translasyonel araştırmalara yönelik modern moleküler sistemler içeren laboratuvarlarıyla YABBE; kanser biyolojisinden nörobilime, moleküler genetikten biyoenformatik ve gelişim biyolojisine uzanan geniş bir araştırma yelpazesinde çalışmalarını sürdürmektedir.</p>

<h2><img alt="Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu, Bezmiâlem'in Biyoteknoloji Enstitüsü'nü Ziyaret Etti Isindetayi Haber" class="detail-photo img-fluid" height="610" src="https://isindetayicom.teimg.com/isindetayi-com/uploads/2026/03/saglik-bakani-prof-dr-kemal-memisoglu-bezmialemin-biyoteknoloji-enstitusunu-ziyaret-etti-isindetayi-haber.png" width="929" /></h2>

<h2><strong>Tersine Beyin Göçü: Dünyanın Dört Bir Yanından Türkiye'ye</strong></h2>

<p>Bezmiâlem Vakıf Üniversitesi Beykoz Yaşam Bilimleri ve Biyoteknoloji Enstitüsü’nün (YABBE) en özgün niteliklerinden biri, kadrosunu oluşturan araştırmacıların profilidir. Harvard, Cambridge, Rockefeller, Max Planck ve Johns Hopkins gibi dünyanın en köklü araştırma kurumlarından ülkemize kazandırılan bilim insanları, Rektör Prof. Dr. Adem Akçakaya’nın güçlü desteğiyle projelerini büyütmeye devam etmektedir. Bakan Memişoğlu, ziyareti sırasında kanser biyolojisi alanında Prof. Dr. Ahmet Cingöz, nörobilim alanında Prof. Dr. Caner Çağlar, moleküler biyoloji alanında Prof. Dr. Şükrü Anıl Doğan, mikrobiyoloji alanında Prof. Dr. Mehmet Ziya Doymaz, sirkadyen biyoloji ve ilaç geliştirme alanında Prof. Dr. Şeref Gül, nöroşirürji alanında Prof. Dr. Mustafa Aziz Hatiboğlu, biyoenformatik alanında Prof. Dr. Mohammad Asif Khan, moleküler genetik alanında Prof. Dr. Onur Emre Onat ve gelişim biyolojisi alanında Prof. Dr. Matteen Rafiqi ile birebir görüşerek her birinin yürüttüğü projeleri ve hedeflerini yakından takip etmiştir.</p>

<p><img alt="Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu, Bezmiâlem'in Biyoteknoloji Enstitüsü'nü Ziyaret Etti Haber Isindetayi" class="detail-photo img-fluid" height="604" src="https://isindetayicom.teimg.com/isindetayi-com/uploads/2026/03/saglik-bakani-prof-dr-kemal-memisoglu-bezmialemin-biyoteknoloji-enstitusunu-ziyaret-etti-haber-isindetayi.png" width="924" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2><strong>Bakanın Değerlendirmesi ve Gelecek Hedefleri</strong></h2>

<blockquote>
<p><strong>Bakan Memişoğlu</strong>, ziyaret boyunca öğretim üyelerinin sunumlarını dikkatle dinlemiş; TÜBİTAK ve TÜSEB gibi prestijli kaynaklardan desteklenen projelerle yakından ilgilenmiştir. Bakanımız; Bezmiâlem Vakıf Üniversitesi Beykoz Yaşam Bilimleri ve Biyoteknoloji Enstitüsü’nün (YABBE) temel bilimden ürün odaklı araştırmaya uzanan vizyonunu ve araştırma-geliştirme kapasitesini özellikle değerli bulduğunu ifade etmiştir.</p>

<p>Sağlık Bakanlığı'nın biyoteknoloji ve ilaç geliştirme alanlarında yerli araştırma kapasitesini güçlendirme hedefleriyle örtüşen bu ziyaret; YABBE ile Bakanlık arasında daha kapsamlı bir iş birliği zemini oluşturulması açısından önemli bir adım olarak değerlendirilmektedir.</p>

<p><em>“Sayın Bakanımızın projelerimize gösterdiği yakın ilgi, tüm ekibimiz için en değerli teşvik oldu. 1845’ten bu yana sürdürdüğümüz insana hizmet yolculuğumuzun bugün Beykoz’daki bu köklü yapıda yeni bir anlam kazandığını görmek bizleri derinden onurlandırmaktadır. YABBE, artık Türk biliminin uluslararası arenada sesini yükselteceği güçlü bir platform haline gelmiştir.”</em></p>
</blockquote>

<p><strong> Prof. Dr. Adem Akçakaya, Bezmiâlem Vakıf Üniversitesi Rektörü</strong></p>

<p><em>“Sağlıkta tam bağımsızlık ve yüksek teknoloji hedefimiz doğrultusunda yerli ve milli bilimsel çalışmaları her daim desteklemeye devam edeceğiz. Burada gördüklerimiz, Türkiye’nin bu alanda ne denli güçlü bir potansiyele sahip olduğunun en somut kanıtı. Bilim yolunda emek veren tüm araştırmacılarımıza başarılar diliyorum.”</em></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.isindetayi.com/saglik-bakani-prof-dr-kemal-memisoglu-bezmialemin-biyoteknoloji-enstitusunu-ziyaret-etti</guid>
      <pubDate>Sun, 08 Mar 2026 17:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://isindetayicom.teimg.com/crop/1280x720/isindetayi-com/uploads/2026/03/saglik-bakani-prof-dr-kemal-memisoglu-bezmialemin-biyoteknoloji-enstitusunu-ziyaret-etti-isindetayi.png" type="image/jpeg" length="13386"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Türk Kızılay’dan iftar sonrası kan bağış daveti]]></title>
      <link>https://www.isindetayi.com/turk-kizilaydan-iftar-sonrasi-kan-bagis-daveti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.isindetayi.com/turk-kizilaydan-iftar-sonrasi-kan-bagis-daveti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türk Kızılay, Ramazan ayında da hastanelerin kan ve kan ürünleri ihtiyacının kesintisiz karşılanabilmesi için vatandaşları iftar sonrasında kan bağışında bulunmaya davet ediyor. Ramazan boyunca iftar sonrası açık tutulacak kan bağışı noktaları ile gezici ekipler, bağışçıları meydanlarda, etkinlik alanlarında ve uygun noktalarda bekliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><img alt="Türk Kızılay’dan iftar sonrası kan bağış daveti
" height="912" src="https://cdn.iha.com.tr/Contents/images/2026/03/07/20260307aw656663-2.jpg" width="1276" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Türk Kızılay, Ramazan ayında dönemsel olarak azalan kan bağışlarının, hastanelerde devam eden ihtiyacı etkilememesi için vatandaşlara gönüllü kan bağışı çağrısında bulunuyor. Paylaşma, yardımlaşma ve dayanışma ayı olan Ramazan’da yapılacak her kan bağışı, tedavi bekleyen hastalar için hayati önem taşıyor. Ramazan ayı süresince kan bağışı çalışmalarını yoğun şekilde sürdüren Türk Kızılay, vatandaşların bağışlarını daha kolay gerçekleştirebilmesi amacıyla iftar sonrasında da hizmet vermeye devam ediyor. "Kan Acil Değil Sürekli İhtiyaç" anlayışıyla yürütülen çalışmalar kapsamında, bağış noktaları iftar sonrası saatlerde açık tutulurken, gezici ekipler de çeşitli alanlarda vatandaşlarla buluşuyor. Ayrıca teravih namazı saatlerinde camilerde, belediyeler tarafından Ramazan ayına özel düzenlenen etkinliklerde ve meydanlarda gezici ekipleri aracılığıyla kan bağışı kabul ediyor. Böylece bağışçılara daha kolay erişim sağlanması ve Ramazan ayında kan bağışının sürekliliğinin korunması hedefleniyor.</p>

<h2><strong>2026 yılının ilk iki ayında 444 bin 702 ünite kan bağışı alındı</strong></h2>

<p>Türk Kızılay, gönüllü kan bağışçılarının desteğiyle ülke genelinde bin 140 hastanenin günlük kan ve kan ürünleri ihtiyacını karşılamayı sürdürüyor. 2026 yılının ilk iki ayında ise 444 bin 702 ünite kan bağışı alındı. Ramazan ayı boyunca 4 bini aşkın uzman sağlık personeliyle sürdürülen çalışmalarla, bu hayati sistemin kesintisiz şekilde devam etmesi amaçlanıyor.</p>

<p><br />
 </p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.isindetayi.com/turk-kizilaydan-iftar-sonrasi-kan-bagis-daveti</guid>
      <pubDate>Sun, 08 Mar 2026 02:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://isindetayicom.teimg.com/crop/1280x720/isindetayi-com/uploads/2026/03/turk-kizilaydan-iftar-sonrasi-kan-bagis-daveti-isindetayi.jpg" type="image/jpeg" length="55367"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[DİYABET HASTALARINA 5 KRİTİK ORUÇ UYARISI]]></title>
      <link>https://www.isindetayi.com/diyabet-hastalarina-5-kritik-oruc-uyarisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.isindetayi.com/diyabet-hastalarina-5-kritik-oruc-uyarisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ramazan ayında diyabet hastalarının en sık sorduğu soru “Oruç tutabilir miyim?” oluyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><span style="color:#2980b9"><strong>Diyabet; kan şekeri dalgalanmalarına bağlı olarak hipoglisemi, hiperglisemi ve diyabetik koma gibi ciddi riskler barındırabilen kronik bir hastalık olduğu için oruç kararı kişiye özel tıbbi değerlendirme gerektiriyor. Bazı hasta gruplarında riskler hayati boyuta ulaşabiliyorken uygun hastalarda, doğru planlama ve düzenli takip ile oruç süreci güvenli bir şekilde yürütülebiliyor. Memorial Göztepe Hastanesi İç Hastalıkları Bölümü’nden Prof. Dr. Serap Yavuzer, Ramazan ayında oruç tutmak isteyen diyabet hastalarının dikkat etmesi gereken önemli noktalar hakkında bilgi verdi.</strong></span></p>

<p><strong fr-original-style="">1️</strong><strong fr-original-style="">. </strong><strong fr-original-style="">Oruç kararı doktor kontrolüyle verilmeli</strong></p>

<p>Her diyabet hastası, takip edildiği hekimin mevcut durumunu değerlendirerek onay vermesi ve daha önemlisi güvenli oruç tutma sorumluluğunu alacak şekilde eğitim alması koşuluyla oruç tutabilir. Bu karar mutlaka kişinin durumu değerlendirilerek özel olarak verilmelidir. Kişi sağlıklı bir şekilde oruç tutmak istiyorsa öncelikle doktoruna başvurmalıdır. Yaş, diyabet tipi, ek hastalıklar, kullanılan tüm ilaçlar, hastalığın kontrol düzeyi ve hatta hastanın yaşam koşulları birlikte değerlendirilmelidir. Kontrolsüz diyabeti olan, HbA1c değeri 9’un üzerinde seyreden, sık hipoglisemi yaşayan veya yakın zamanda diyabet koması geçiren hastalar yüksek risk grubunda kabul edilir ve bu hastaların genellikle oruç tutması önerilmez.</p>

<p><strong fr-original-style="">2️</strong><strong fr-original-style="">. </strong><strong fr-original-style="">Kan şekerinin kritik sınırları aşmamasına dikkat edilmeli</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kan şekerinin 70 mg/dl’nin altına düşmesi ya da 300 mg/dl’nin üzerine çıkması diyabet hastaları açısından ciddi risk oluşturur. Bu nedenle oruç sürecinde kan şekeri değerlerinin güvenli aralıkta seyretmesine özellikle dikkat edilmelidir. Hipoglisemi; titreme, soğuk terleme, çarpıntı, bulanık görme, konuşma bozukluğu ve bilinç kaybı gibi belirtilerle kendini gösterebilir. Bu tür şikayetlerin ciddiye alınması ve kan şekeri takibinin ihmal edilmemesi gerekir. Kan şekeri ölçümü gün içinde ihtiyaç duyulan her an ölçüm yapılması, olası risklerin erken fark edilmesi açısından önem taşır.</p>

<p><strong fr-original-style="">3️. İlaç ve insülin dozları yeniden planlanmalı</strong></p>

<p>Oruç tutmayı planlayan diyabet hastalarında ilaç saatleri iftar ve sahura göre yeniden düzenlenmelidir. İnsülin kullanan hastalarda özellikle sahur dozu hipoglisemi riskine karşı azaltılabilir, iftar dozu ise alınan kaloriye göre ayarlanmalıdır. Doz ayarlaması yapmadan oruç tutmak ciddi risk oluşturabileceği için dikkat edilmelidir.</p>

<p><strong fr-original-style="">4️</strong><strong fr-original-style="">. </strong><strong fr-original-style="">Sahurda protein, iftarda dengeli karbonhidrat</strong></p>

<p>Sahur, uzun açlık sürecine geçiş öğünü olduğu için içeriği büyük önem taşır. Böbrek fonksiyonları uygunsa; süt, yoğurt, kefir ve peynir gibi süt ürünleri, yumurta, az tuzlu zeytin, tavuk gibi protein açısından zengin besinler tercih edilmelidir. Bu öğüne domates ve salatalık gibi lif oranı yüksek sebzeler ile gereğinde tam tahıllar eklenebilir. Protein içeren besinler midede daha uzun süre kaldığı için tokluk süresini uzatır ve hipoglisemi riskini azaltmaya yardımcı olur.</p>

<p>İftarda ise uzun süren açlık sonrası hızlı ve aşırı karbonhidrat tüketimi kan şekerinin ani yükselmesine neden olabilir. Pide, hamur işleri, pirinç pilavı ve şerbetli tatlılar sınırlandırılmalıdır. İftara çorbayla başlamak hem sıvı ihtiyacını karşılamaya yardımcı olur hem de daha kontrollü bir geçiş sağlar. Sebze ve zeytinyağlı yemeklere ağırlık verilmesi, kuru fasulye, nohut, mercimek ve bulgur pilavı gibi glisemik indeksi düşük besinlerin tercih edilmesi gün içindeki kan şekeri dengesine katkı sağlar. Büyük porsiyonlar yerine daha küçük ve dengeli öğünler önerilir. Tatlı tüketilecekse küçük porsiyonlu sütlü tatlılar tercih edilmelidir.</p>

<p><strong fr-original-style="">5️. İftardan sahura kadar sıvı ihtiyacını sağlanmalı</strong></p>

<p>Diyabetli hastada gün içi su ve sıvı alımının azalması ile oluşan sıvı açığı kan şekerinde dengesizlik yaratabilir. Sıvı açığı hipoglisemi, hiperglisemi ve ketoasidoz dahil tüm diyabetik komaların gelişimi için risk oluşturabilir. Bu nedenle iftara bol su ile başlamak, iki ana öğün ve aralarda yeterince su ve şekersiz içecekler ile vücudun sıvı dengesini düzenlemek gerekir. Ayrıca kahve ve çay gibi idrar söktürücü etki ile sıvı kaybını arttıran ve şeker ilave edilmiş meyve suyu, komposto, şurup gibi kan şekerini hızlıca arttıran içecekler en aza indirilmelidir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>isindetayi.com</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.isindetayi.com/diyabet-hastalarina-5-kritik-oruc-uyarisi</guid>
      <pubDate>Fri, 27 Feb 2026 16:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://isindetayicom.teimg.com/crop/1280x720/isindetayi-com/uploads/2026/02/diyabet-hastalarina-5-kritik-oruc-uyarisi-isindetayi.webp" type="image/jpeg" length="16922"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[86 milyonluk Türkiye’de yapılan muayene sayısı 1.5 milyar oldu]]></title>
      <link>https://www.isindetayi.com/86-milyonluk-turkiyede-yapilan-muayene-sayisi-15-milyar-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.isindetayi.com/86-milyonluk-turkiyede-yapilan-muayene-sayisi-15-milyar-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye'de yıllık muayene sayısının 1,5 milyara, MR sayısının 15 milyona, tomografi sayısının ise 17 milyona ulaştığını açıklayan Uzm. Dr. Adil Kurban, ortalama bir vatandaşın yılda 20'nin üzerinde sağlık kuruluşuna başvurduğunu söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Fazla ilaç kullanımının bağımlılık riskini artırdığını ve yan etkiler nedeniyle yeni sağlık sorunlarına yol açabildiğini vurgulayan Kurban, sürekli baş ağrısı ilacı kullanımının ağrıyı azaltmak yerine arttırdığını belirterek toplumda bilinçli ilaç kullanımının önemine dikkat çekti.</strong><br />
<br />
HEKİMSEN Genel Başkanı Uzm. Dr. Adil Kurban, Türkiye'de yıllık muayene sayısının 1,5 milyara, yıllık MR sayısının yaklaşık 15 milyona, tomografi sayısının ise 17 milyona ulaştığını belirterek, bu tablonun sağlık sisteminde yapısal sorunlara işaret ettiğini söyledi. Ortalama bir vatandaşın yılda 20'nin üzerinde sağlık kuruluşuna başvurduğunu, bazı kişilerin ise neredeyse haftada bir hastaneye gittiğini ifade eden Kurban, performansa dayalı ödeme modeli, bağımlılık ilaç kullanımı ve stratejik planlama eksikliklerinin sistemi tetkik ve reçete odaklı hale getirdiğini savundu. Artan başvuruların gerçek ihtiyaç sahiplerinin önüne geçtiğini vurgulayan Kurban, gereksiz muayene, tetkik ve ilaç kullanımının hem bütçeye yük oluşturduğunu hem de hekimlik pratiğini zayıflattığını dile getirdi.<br />
<br />
<strong>"Türkiye'de yıllık muayene sayısı 1,5 milyar"</strong></p>

<p>Türkiye'de yıllık muayene sayısının 1,5 milyar civarına çıktığını belirten Uzm. Dr. Adil Kurban, "Bazı insanımızın yılda belki de 30-40 kez hastaneye gitmesi söz konusu. Dünyada hiçbir yerde bu kadar yüksek sayıda muayene yok. Böyle bir şey savaş ortamlarında bile olmaz. Gerçekten ihtiyacı olanla olmayan hastaların arasındaki ayrım zorlaşıyor. Bu kadar hasta gelince hangisi daha acil, hangisi daha az acil ayırmak güçleşiyor. Gelen hasta sayısı arttıkça hata sayısı da artar. Hastalar hastaneye gitmeye teşvik ediliyor. Bunlardan bir tanesi ek ödeme sistemi. Ek ödeme sistemi ne kadar fazla olursa, maaşlar ne kadar performansa bağlanırsa bu durum buna sebebiyet verir" ifadelerine yer verdi.<br />
<br />
<strong>"İlaçlara bağlı hale geliyoruz ve bu durum belirli kesim tarafından isteniyor"</strong></p>

<p>Toplumda ilaç kullanımının yaygınlaştığını ve bağımlı hale getirildiğini belirten Kurban, "Sadece kırmızı reçeteli ilaçlar değil; ağrı kesiciler, mide ilaçları ve antidepresanlar çok sık kullanılıyor. Eskiden grip olurduk, dinlenirdik. Şimdi sürekli ilaç kullanır hale geldik. Doğal yöntemlerin göz ardı ediliyor. Bu kadar ilaç bağımlısı kitleyi bir süre sonra ‘nane limon iç', ‘ıhlamur iç' diye ikna edemezsiniz. Oysa günlük yaşamda tükettiğimiz çay ve bazı baharatlar bile sağlığa katkı sağlayabilir. Aslında ilaçlara bağlı hale geliyoruz ve bu durum belirli kesim tarafından isteniyor" dedi.<br />
<br />
<strong>"Bir yılda 17 milyon tomografi, 15 milyon MR çekilmiş"</strong></p>

<p>Sağlık harcamalarındaki artışa da dikkat çeken Kurban, "Muayene israfı, ilaç israfı var. Bir yılda 17 milyon tomografi, 15 milyon MR çekilmiş. Bu inanılmaz bir sayı. Toplumun neredeyse yarısına bir yılda MR ya da tomografi çekilmiş demektir. Sorunun temelinde sistemsel çıkar ilişkileri var. Bu kadar muayenenin arkasında rantlanan bir sistem var. Hasta muayenesinden kim çıkar sağlıyorsa bilin ki buna sebebiyet veren temel mesele budur" diye konuştu.<br />
<br />
<strong>"Aile hekimlerine GETAT yerleştirildi"</strong></p>

<p>Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp (GETAT) düzenlemesine de değinen Kurban, kanunun çıktığını ancak yönetmeliklerin henüz hazırlanmadığını söyledi. Kurban, "Güzel bir GETAT kanunu çıktı ama yönetmelik hala yok. Aile hekimlerine GETAT yerleştirildi. Gerekli eğitimleri aldıktan sonra aile hekimleri sadece ilaç değil, günlük yaşamda temin edilebilecek yöntemleri de önerebilecek" ifadelerini kullandı.<br />
Yönetmeliklerin gecikmesini eleştiren Kurban, "Kanun çıktı ama uygulama yok. Yönetmelik olmadan bu işler yürümüyor" dedi.<br />
<br />
<strong>"Hekimlik yasa tasarısı muayene sayısını azaltacak"</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>HEKİMSEN Genel Başkanı Adil Kurban, hazırladıkları hekimlik yasa tasarısında muayene sayılarının azaltılmasına yönelik düzenlemelerin yer aldığını belirterek, "Bu kadar muayene, hekimlik yasa tasarımızda durdurulacak. Hasta muayene sayısı azaltılacak. Türkiye'de ortalama bir insan yılda 20 ve üzeri sağlık kuruluşuna gidiyor, bazı vatandaşların neredeyse haftada bir gittiği anlaşılıyor" diye konuştu.</p>

<p>Acil servislerde uygulanan bazı ücretlendirmelere de değinen Kurban, "Acil servislere girişlerde bazı küçük ücretlendirmeler var. Yeşil triyaj, sarı triyaj uygulamaları var. Keza hasta ilaç alırken katılım payı ödüyor. Bunlarla ilgili bazı önlemler alınıyor ama bu yeterli değil" ifadelerini kullandı.<br />
<br />
<strong>"Sürekli baş ağrısı ilacı kullanmak baş ağrısını artırır"</strong></p>

<p>İlaç kullanımına ilişkin uyarılarda bulunan Kurban, "'Suyun bile fazlası zarardır' deriz. İlaçların prospektüslerini okuduğunuzda birçok yan etkiyi görürsünüz. Herkeste görülmez ama 10 binde bir, 20 binde bir oranında dahi olsa yan etkiler vardır. Boşu boşuna vücudunuzu, böbreklerinizi ilaçla yüklüyorsunuz, karaciğerinizi zorluyorsunuz. İlaç gereksiz kullanılmaz. Halkımızın bunu anlaması gerekiyor. Gerçekten gereksiz kullanıyorsak bu bize sadece zarar verir. Mesela sürekli baş ağrısı ilacı kullanmak baş ağrısını artırır. Bilimsel olarak ifada edilmiştir; devamlı kullanırsanız ağrı bitmez, tekrarlar" şeklinde konuştu.<br />
<br />
<strong>"Türkiye dünyada rekor seviyede"</strong></p>

<p>Sağlık sisteminde israfın önlenmesi gerektiğini vurgulayan Kurban, "Sağlık sistemimizi beraber ideal hale getirebiliriz. Elimizde imkan var. Gereksiz tetkiklere, gereksiz muayenelere ve gereksiz harcamalara son verilirse sağlık sistemimiz daha az bütçeyle çok daha büyük hizmetler yapabilir. Her şeyi eksiksiz yapabiliriz. Biz bu kadar hasta bir millet değiliz. Yılda 30-50 kez hastaneye girecek kadar hasta değiliz. Eğer gerçekten böyle bir durum varsa bunun için sağlık komisyonu kurulmalı, araştırma yapılmalı. Bu konuda Türkiye dünyada rekor seviyede" ifadelerine yer verdi.<br />
<br />
<strong>"Bir doktor bu kadar hastayı nasıl muayene etsin"</strong></p>

<p>HEKİMSEN Genel Başkanı Adil Kurban, artan hasta sayısının hekimlik pratiğini zayıflattığını savunarak, "Bir doktor bu kadar sürede bu kadar hastayı nasıl muayene etsin? Bu mümkün değil. Bu şekilde gerçek anlamda muayene yapılamaz. Doktor inspeksiyon (gözlem), palpasyon (elle hissederek), perküsyon (parmaklarla vurarak) yapamazsa, fizik muayene özelliklerini yerine getiremezse sistem farklı bir noktaya evrilir. O zaman ‘Bunu herkes yapabilir' denir. Baş ağrısı şikayetiyle gelen hastayı doktor da MR'a gönderiyorsa, Chatgpt de MR'a gönderebilir denir. İkisi de tetkike yönlendirmiş olur" diye konuştu.<br />
<br />
<strong>"Hekim tecrübesiyle hastalığı hisseder"</strong></p>

<p>Hekimliğin yalnızca tetkik istemekten ibaret olmadığını vurgulayan Kurban, "Hekimlik bu kadar basit değil. Savaşta Chatgpt'yi bulamazsın. Hekim bakar, görür, temas eder, empati yapar. Hastanın duygularını anlar, onunla birlikte hisseder. Fizik muayene üstünlüğü vardır. Zamanla hastalığın adeta kokusunu alırsınız. Kişi odaya girerken, duruşundan, halinden bir şeylerin yolunda gitmediğini hissedersiniz. Bazen daha tetkik yapılmadan ciddi bir hastalığı tahmin edersiniz. Bu tecrübe ve eğitimle olur. Hekim sadece bilgiye dayanmaz; gözlemiyle, temasıyla, sezgisiyle ve tecrübesiyle karar verir" diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.isindetayi.com/86-milyonluk-turkiyede-yapilan-muayene-sayisi-15-milyar-oldu</guid>
      <pubDate>Wed, 25 Feb 2026 13:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://isindetayicom.teimg.com/crop/1280x720/isindetayi-com/uploads/2026/02/86-milyonluk-turkiyede-yapilan-muayene-sayisi-15-milyar-oldu-isindetayi.jpg" type="image/jpeg" length="38419"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sevgililer Günü’nde hayat veren bağ: Bağışladığı karaciğeriyle sevdiğine umut oldu]]></title>
      <link>https://www.isindetayi.com/sevgililer-gununde-hayat-veren-bag-bagisladigi-karacigeriyle-sevdigine-umut-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.isindetayi.com/sevgililer-gununde-hayat-veren-bag-bagisladigi-karacigeriyle-sevdigine-umut-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul’da yaşayan Esra Işıl Tahtacı, ani karaciğer yetmezliği teşhisi konulan ve nakil listesine alınan sevgilisi Ömer Gökhan Karagöz’e donör oldu. Tahtacı, karaciğerinin yüzde 70’ini bağışlayarak Karagöz’e yeniden yaşam umudu verdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul’da yaşayan Esra Işıl Tahtacı ve Ömer Gökhan Karagöz çifti, 1 sene öncesinde hayatlarının en zorlu sınavıyla karşı karşıya kaldı. Uzun yıllardır birlikte olan çiftin mutluluğu, gittikleri bir tatilin ardından yaşanan ani bir rahatsızlıkla gölgelendi. Tatil dönüşünde hastaneye başvuran Karagöz’e yapılan tetkiklerde karaciğer yetmezliği teşhisi konuldu. Karagöz, sürecin bir anda geliştiğini belirtirken herhangi bir kronik hastalık geçmişi olmadan böyle bir tabloyla karşılaşmanın şokunu yaşadı. Acil olarak organ nakli listesine alınması gereken Karagöz’e uygun donörün ne zaman bulunacağının belirsiz olması, çifti zorlu bir bekleyişle karşı karşıya bıraktı. Bu noktada Esra Işıl Tahtacı, Karagöz’e karaciğerini vermeye karar verdi. Yapılan tetkiklerin ardından donör olmaya uygun olduğu belirlenen Tahtacı; Medical Park Göztepe Hastane Kompleksi’nde Organ Nakli Sorumlusu Prof. Dr. Deniz Balcı ve ekibi tarafından yapılan operasyonla karaciğerinin yüzde 70’ini sevgilisine bağışladı.</p>

<p>Nakil sonrası ilk Sevgililer Günü’nü birlikte kutlayan çiftin yaşadığı bu süreç, "sevgi" kavramına farklı bir anlam kazandırdı. Birlikte kurdukları hayali yarıda bırakmak istemeyen Tahtacı ve Karagöz, zorlu ameliyat sürecinin ardından adeta yeni bir hayata başlarken yaşadıkları bu deneyim, organ naklinin hayati önemini bir kez daha gözler önüne serdi.</p>

<p><strong>"Göbeğim var diye düşünürken karaciğerimin iflas ettiğini öğrendim"</strong></p>

<p>Ömer Gökhan Karagöz, başına gelen ani hastalık sürecini ve sonrasında yaşadıklarını şu sözlerle açıkladı:</p>

<p>"Karaciğerimde bir sıkıntı varmış ama biz klasik olarak ‘Karaciğerimde yağlanma vardır, göbeğim var’ gibi şeyler düşünüp geçtik. Ama öyle değilmiş, göbeğimde sıvı birikmiş. Tatildeyken bir anda bir yüzüm sarardı, bir sıkıntı geldi. Meğerse, karaciğerim maalesef iflas etmiş. Yani hiçbir belirti, hiçbir herhangi bir ekstra bir durum yokken. Dediler ki ‘Akraban var mı, yok mu?’. Annem zaten yaşlı, tek çocuğum. İki teyzem var, onlar da yaşlı. ‘Nasıl olacak?’ derken organ nakli sırasına girmemiz gerekti. Bu sıra 2 buçuk senede de gelebilir, 4 senede de gelebilir, 3 ayda da gelebilir. ‘Artık bu şekilde yaşayacaksın’ dediler. Tabii insan psikolojik olarak çöküyor. O sırada sevgilim dedi ki, ‘Ya ben vereyim mi?’. Dedim ki; ‘Bu diş çektirmeye ya da kan vermeye benzemez’. Dedi ki ‘Ben vermek istiyorum". Öyle olunca süreç de başlamış oldu."</p>

<p><strong>"Anlık bir karardı ve hiçbir şekilde ‘Biraz daha düşüneyim’ demedim"</strong></p>

<p>Karaciğerinin yüzde 70’ini sevgilisi Karagöz’e veren Esra Işıl Tahtacı, teşhis sürecinde yaşadıkları korku ve endişeye rağmen organ bağışı kararını tereddütsüz bir şekilde verdiğini dile getirerek, "İnsan başına gelmeyince hiçbir şekilde anlamıyormuş, o yüzden bizim için de çok ani oldu. Hastaneye gittik, bize dediler ‘Nakil olacak’. Biz ‘Nakil ne demek? Tamam, hadi olsun’ dedik ama aslında şey öyle değilmiş. Bizi her halükarda nakil listesine alacaklarını söylediler. Benim verdiğim karar da o andaydı. Anlık bir karardı ve hiçbir şekilde biraz daha düşüneyim demedim. Dedim ki, ‘Eğer kan grubuyla alakalı bir sıkıntı yoksa ben verebilirim, sıkıntı olmaz’. Ondan sonra tamam dediler. Bizim o arada konuşma imkânımız olmamıştı, en son hastaneden çıktıktan dedi ki, ‘Anneni ara, sor’. Çünkü bu normal ve kolay bir ameliyat değil. Ama ameliyatın zorluğunu görmüyorsunuz aslında; bir hayat kurtarıyorsun ve hele ki bu değer verdiğin bir insan olunca daha farklı oluyor, hiçbir şeyi gözün görmüyor. Anneme söylediğimde de o da kararıma saygı duydu" dedi.</p>

<p><strong>"O benim hayat arkadaşım, ben bunu seve seve yaptım"</strong></p>

<p>Organ nakli için etik kurul onayı sürecinden geçtiklerini belirten Tahtacı, şu şekilde konuştu:</p>

<p>"İkimiz zaten bir hayatı paylaştığımız için birbirimize değer verdiğimize ve birlikte bir şeyler paylaştığımıza onları da inandırdık. Çünkü onlara bir şey sunmamız gerekiyordu ve samimiyetimizle, birbirimize olan bağlılığımızla sunduk aslında; onları da ikna ettik. Tabii ameliyat sonrasında bize çok videolar geldi özellikle de bana, mesela sokak röportajlarında soruluyor ya ‘Eşinize böbreğinizi verir misiniz, karaciğerinizi verir misiniz?’ diye. Herhangi bir evlilik durumumuz olmamasına rağmen o benim hayat arkadaşım, sonuçta bir ilişki yaşıyoruz ve ben bunu seve seve yaptım. Bazen insanlar öyle şeyler söylüyorlar ki dışarıdan, ama işte insan kendi başına gelmediği zaman anlamıyor bazı şeyleri. Karşısına geldiği zaman da gözünüz hiçbir şey görmüyor açıkçası. Değer daha önemli. Ona verdiğim değer, hayatımı paylaşmam ve onu o şekilde görmek istememem, hepsi karar vermemde etkendi."</p>

<p><strong>"Hiç tereddüt etmeden sağ olsun karaciğerinin yüzde 70’ini bana verdi"</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Son olarak Ömer Gökhan Karagöz, sevgilisi Tahtacı’nın karaciğerini vereceğini duyunca yine de inanamadığını dile getirerek, şunları söyledi:</p>

<p>"Dediler ki ‘Sevgilin karaciğerini verecek’. Tabii ki ben bir şüpheye düştüm acaba verir mi diye. Hiç ‘tutar mı?’ diye düşünmemiştim aslında çünkü o an zaten ne olduğunu anlamıyorsunuz; yani siz de gelseniz, yan komşu da gelip ‘Ben de vereyim’ dese aynı soru; tutacak mı? Ama Esra’nın kanı tutunca bir yerden sonra artık ‘Bakalım verecek mi?’ diye tabii ki ben de düşündüm. Demek ki beni o kadar çok seviyormuş ki o da hiç tereddüt etmeden sağ olsun hemen karaciğerinin yüzde 70’ini bana verdi, yüzde 30’u da kendinde kalacak şekilde böyle bir güzellik yaptı. O yüzden doğum günüm normalde ağustos benim ama 8 Şubat’ta nakil oldum; bundan sonra her doğum günümü artık 8 Şubat’ta birlikte kutlamayı düşünüyoruz bir ömür boyunca."</p>

<p><strong>"Bir insanın sevdiği bir insana canından bir parçayı bağışlaması gerçekten kutsal"</strong></p>

<p>Bahçeşehir Üniversitesi Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı Başkanı ve Medical Park Göztepe Hastane Kompleksi Organ Nakli Sorumlusu Prof. Dr. Deniz Balcı, hastanın karaciğer nakli sürecine ilişkin detayları şu sözlerle anlattı:</p>

<p>"Hastamızda karaciğer yetmezliği belirtileriyle bize başvurmuştu. Bu şartlar altında bu hastaların ilerleyen dönemde hızlıca nakil olmaları gerekiyor. Biz de hastamız bize başvurduktan sonra hızlıca karaciğerle ilgili tedavisine başladık. Bu tedavi sırasında da aileyi bir nakil ihtiyacı konusunda bilgilendirdik. Biliyorsunuz, 4. dereceye kadar akrabalara kadar Türkiye’de kanunen nakil yapılabiliyor. Bu genellikle kuzenlerimizi, yeğenlerimizi de içerisine alan bir kan bağı gerektiriyor. Ama hastamızın ailesi içerisinden böyle bir kan grubu uyumlu vericisi olmadı. Böyle bir durumda da sevgilisi bize başvurdu ve dedi ki ‘Ben karaciğerimi verebilirim’. Biz de kendisini bu süreç hakkında tıbbi olarak bilgilendirdik ve donör olarak uygunluğu netleştiğinde de etik kurul başvurusunu yaptık. Organ bağışçısı olabilmeniz için etik kurul ihtiyacının ortadan kalkması için 2 yıllık bir evlilik süresi var; o süre geçtikten sonra eş kapsamında verici olabiliyor kişiler. Ama böyle bir süre olmadığı için biz tıbbi hazırlığını yaptıktan sonra etik kurula başvurduk. Etik kurul değerlendirmesini yaptı, etik kurul onayını alır almaz karaciğer naklini gerçekleştirdik. Başarılı bir karaciğer naklinden sonra hastamızı hastaneden başarıyla taburcu ettik. Tabii ki organ nakli hayat kurtarıcı bir süreç. Bir insanın sevdiği bir insana canından bir parçayı bağışlaması gerçekten kutsal. İkisine de bir ömür boyu mutluluk ve sağlık diliyoruz."</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.isindetayi.com/sevgililer-gununde-hayat-veren-bag-bagisladigi-karacigeriyle-sevdigine-umut-oldu</guid>
      <pubDate>Sat, 14 Feb 2026 20:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://isindetayicom.teimg.com/crop/1280x720/isindetayi-com/uploads/2026/02/sevgililer-gununde-hayat-veren-bag-bagisladigi-karacigeriyle-sevdigine-umut-oldu-isindetayi.jpg" type="image/jpeg" length="22586"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bilecik’te çöp tesisinin suyu kesilince salgın riski oluştu]]></title>
      <link>https://www.isindetayi.com/bilecikte-cop-tesisinin-suyu-kesilince-salgin-riski-olustu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.isindetayi.com/bilecikte-cop-tesisinin-suyu-kesilince-salgin-riski-olustu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bilecik’te çöp bertaraf işi yapan Biosun Entegre Katı Atık Tesisi ile Karasu Su Birliği arasında yaşanan anlaşmazlık sonrası tesisin suyu kesilirken kentte salgın riski oluştu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bilecik Belediyeler Birliğine bağlı Biosun Entegre Katı Atık Tesisi ile CHP’li Bilecik Belediye Başkanı Melek Mızrak Subaşı’nın başkanlığını yürüttüğü Karasu Su Birliği arasında sayaç, abonelik ve metreküp fiyatının 5 TL’den 50 TL’ye çıkarılmak istenmesi üzerine anlaşmazlık yaşandı. Bilecik Karasu İçme Ve Kullanma Suyu İşletme Birliği Başkanlığı bunun üzerine tesisin 8 yıldır kullandığı suyu kesti. Yaşanan su kesintisi sonrası firma çevre ilçe ve köylerde tankerler su taşımaya başladı. Hal böyle olunca günde 200-225 ton çöpün toplandığı tesiste su sıkıntısı yaşanmaya başladı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2><strong>İlgili kurumlara salgın riskine karşı dilekçe verdiler</strong></h2>

<p>Biosun Entegre Katı Atık Tesisi yetkileri yaşanan bu olaylardan sonra Bilecik İl Sağlık Müdürlüğü ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü’ne yazı yazdı. Yazıda, Bilecik’in evsel nitelikli katı atıklarının ve tıbbi atıklarının toplandığı tesiste bulunan işçilerin hijyeninin sağlanamadan şehre dağıldığı, evsel nitelikli katı atıkları ve tıbbi atıkları toplayan araçların yıkanması ve dezenfektesinin yapılamadığı konularına değinildi.</p>

<h2><strong>Ayrıca dilekçede bu hususun Bilecik halkında salgına sebebiyet verebileceği bildirildi.</strong></h2></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.isindetayi.com/bilecikte-cop-tesisinin-suyu-kesilince-salgin-riski-olustu</guid>
      <pubDate>Wed, 11 Feb 2026 02:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://isindetayicom.teimg.com/crop/1280x720/isindetayi-com/uploads/2026/02/bilecikte-cop-tesisinin-suyu-kesilince-salgin-riski-olustu-isindetayi.jpg" type="image/jpeg" length="70986"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[SİGARA İRADE MESELESİ DEĞİL, TEDAVİ EDİLEBİLİR BİR BAĞIMLILIKTIR!]]></title>
      <link>https://www.isindetayi.com/sigara-irade-meselesi-degil-tedavi-edilebilir-bir-bagimliliktir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.isindetayi.com/sigara-irade-meselesi-degil-tedavi-edilebilir-bir-bagimliliktir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[9 Şubat Sigarayı Bırakma Günü, sigara bağımlılığından kurtulmak ve sağlıklı bir yaşama adım atmak için önemli bir fırsat olarak görülmeli!]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi Psikiyatri Uzmanı <strong>Dr. Pelin Taş</strong>, sigara bağımlılığının toplumda hâlâ yanlış algılandığına dikkati çekerek, “Sigara sadece kötü bir alışkanlık değil; beyin kimyasını değiştiren, duygusal düzenlemeyi bozan ve profesyonel destekle tedavi edilmesi gereken bir bağımlılıktır” diyor.</p>

<p><strong>“Sigara Beynin Kimyasını Değiştiriyor”</strong></p>

<p>Sigara bağımlılığının çoğu zaman “irade eksikliği” ya da “bırakılsa bırakılır” düşüncesiyle hafife alındığını belirten Taş, bilimsel verilerin nikotinin beyinde güçlü bir bağımlılık döngüsü oluşturduğunu vurguluyor.</p>

<p><img alt="Nöroloji Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Pelin Taş Isindetayi Haber" class="detail-photo img-fluid" height="319" src="https://isindetayicom.teimg.com/isindetayi-com/uploads/2026/02/noroloji-hastanesi-psikiyatri-uzmani-dr-pelin-tas-isindetayi-haber.png" width="422" /></p>

<p>Dr. Pelin Taş, sigaranın beyin üzerindeki etkisini şöyle açıklıyor:</p>

<p>“Sigara, beynin ödül sistemini doğrudan etkileyerek dopamin salınımını artırır ve kişide kısa süreli bir rahatlama ve haz hissi yaratır. Ancak bu etki geçicidir. Beyin zamanla nikotini ‘normal’ kabul eder ve nikotin yokluğunda huzursuzluk, gerginlik ve mutsuzluk ortaya çıkar. Kişi sigarayı artık keyif almak için değil, yoksunluk belirtilerini bastırmak için içmeye başlar. Bu döngü sigarayı bırakmayı zorlaştıran en temel mekanizmadır.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="9 Şubat Sigarayı Bırakma Günü Isindetayi Haber" class="detail-photo img-fluid" height="532" src="https://isindetayicom.teimg.com/isindetayi-com/uploads/2026/02/9-subat-sigarayi-birakma-gunu-isindetayi-haber.png" width="754" /></p>

<p><strong>Toplumsal kabul, bırakmayı zorlaştırıyor</strong></p>

<p>Sigara bağımlılığının yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda duygusal bir bağımlılık olduğuna ve stres, kaygı, öfke, yalnızlık gibi duyguların sigara içmeyi tetiklediğine işaret eden Dr. Taş, “Sigara bırakıldığında kişi, bu duygularla baş etmeyi öğrenmek zorunda kalır. Aslında kişi sadece nikotinden değil, sigarayı bir baş etme yöntemi olarak kullanmaktan da vazgeçmektedir. Bu nedenle destek almadan bırakma girişimlerinin çoğu zaman başarısız olur” diyor.</p>

<p>Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Pelin Taş, sigara bağımlılığını diğer bağımlılıklardan ayıran en önemli farkı, “sigaranın toplumsal olarak kabul görmesi ve her an ulaşılabilir olması” şeklinde açıklayarak, bu durumun bırakma sürecini zorlaştırdığını ve tekrar başlama riskini artırdığını vurguluyor.</p>

<p><strong>En kritik dönem ilk 1 hafta </strong></p>

<p>Sigarayı bırakan kişilerin ilk günlerde huzursuzluk, sinirlilik, dikkat dağınıklığı, uyku sorunları, yoğun sigara isteği ve bazen depresif duygular yaşayabildiğini anlatan Dr. Taş, “Bu belirtiler genellikle ilk 3–7 günde en yoğundur, birkaç hafta içinde belirgin şekilde azalır. Bu sürecin geçici olduğunu bilmek, bırakma motivasyonu açısından kritik öneme sahiptir” diyor.</p>

<p><strong>"Bir taneden bir şey olmaz" tuzağı</strong></p>

<p>Dr. Pelin Taş, sigarayı bırakma sürecindeki en büyük tuzaklardan birinin “Bir taneden bir şey olmaz” düşüncesi olduğunu belirterek, şunları söylüyor:</p>

<p>“Bağımlılıkta ‘bir tane’ diye bir şey yoktur. Beyin, tek bir sigarayı bile eski bağımlılık devresini yeniden başlatmak için yeterli bir sinyal olarak algılayabilir. Pek çok nüks bu düşünceyle başlar.”</p>

<p><strong>Sigarayı bırakma yöntemleri: Tek Bir Yol Yok, Kişiye Özel Çözüm Var</strong></p>

<p>Dr. Taş, sigara bırakma sürecinde psikiyatrik desteğin ve kişiye özel planlamanın önemine işaret ederek, kullanılabilecek tedavi seçeneklerini şöyle sıralıyor:</p>

<p>“Nikotin Replasman Tedavileri: Nikotin bandı, sakız, pastil ve sprey gibi ürünler, sigaranın içindeki zararlı maddeler olmadan vücuda kontrollü nikotin verilmesini sağlar. Doğru doz ve sürede kullanıldığında bırakma sürecini belirgin biçimde kolaylaştırır.</p>

<p>Psikolojik Danışmanlık: Sigara bağımlılığı yalnızca bedensel değil, davranışsal ve duygusal bir bağımlılıktır. Danışmanlık sürecinde kişinin sigara içme tetikleyicileri belirlenir, stresle ve zor duygularla baş etme becerileri güçlendirilir.</p>

<p>İlaç tedavileri: Bazı kişilerde nikotin bağımlılığı daha yoğundur ve ilaç tedavileri bu süreci daha yönetilebilir hâle getirir. İlaç kullanımı mutlaka hekim değerlendirmesiyle planlanmalıdır.”</p>

<p><strong>Elektronik sigara, bir bırakma yöntemi değil; yeni bir bağımlılıktır </strong></p>

<p>Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Pelin Taş, elektronik sigara ve ısıtılmış tütün ürünlerinin, sigarayı bırakmak için güvenli ve etkili bir yöntem olmadığının altını çizerek, bu ürünlerin sigaranın yerini alan yeni bir nikotin bağımlılığına dönüştüğüne ve uzun vadeli etkileri hâlâ tam olarak bilinmediğine dikkati çekiyor.</p>

<p><strong>Sigarasız yaşam yalnızca bedeni değil, ruh sağlığını da iyileştirir</strong></p>

<p>Sigarayı bırakmanın hem bedeni hem de ruh sağlığını olumlu etkilediğini belirten Dr. Taş, 9 Şubat Sigara Bırakma Günü’nün, sigarayı bırakmak isteyen ama “doğru zamanı” bekleyen herkes için bir hatırlatma olduğunu söylüyor ve “Zorlanmanız bir zayıflık değil, bağımlılığın doğal bir sonucudur. Bir randevu almak, bir bilgiye ulaşmak, bir adım atmak bile yeterlidir. 9 Şubat, bunun için iyi bir başlangıç olabilir.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>isindetayi.com</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.isindetayi.com/sigara-irade-meselesi-degil-tedavi-edilebilir-bir-bagimliliktir</guid>
      <pubDate>Sun, 08 Feb 2026 17:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://isindetayicom.teimg.com/crop/1280x720/isindetayi-com/uploads/2026/02/sigara-irade-meselesi-degil-tedavi-edilebilir-bir-bagimliliktir-isindetayi-haber.png" type="image/jpeg" length="15881"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[SAĞLIK TURİZMİ 2025’TE 3 MİLYAR DOLAR EŞİĞİNİ AŞTI]]></title>
      <link>https://www.isindetayi.com/saglik-turizmi-2025te-3-milyar-dolar-esigini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.isindetayi.com/saglik-turizmi-2025te-3-milyar-dolar-esigini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye, sağlık turizmi sektöründe dünya genelinde en hızlı büyüyen ülkeler arasında yer alırken medikal turizm alanında ise, uluslararası hastaların tedavi için tercih ettiği ülkeler arasında ilk beşte yer alıyor. Medikal Estetik Hekimi Dr. Asel Seda Bal: “Sağlık turizmi yalnızca bir sağlık hizmeti değil, aynı zamanda Türkiye için güçlü bir hizmet ihracatı ve döviz girdisi alanı” dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h3><strong>Türkiye, sağlık turizminde büyümesini sürdürürken, sektör 2025’te hem ziyaretçi sayısı hem de gelir tarafında 3 milyar dolar bandına yerleşti. Uluslararası Sağlık Hizmetleri AŞ’nin (USHAŞ) yayımladığı verilere göre, 2025 yılında sağlık hizmeti almak amacıyla Türkiye’yi ziyaret eden kişi sayısı 1 milyon 398 bin 580’e ulaşırken, sağlık turizmi geliri 3 milyar 22 milyon 452 bin dolar olarak gerçekleşti.</strong></h3>

<p>Medikal Estetik Hekimi Dr. Asel Seda Bal, söz konusu performansın klasik turizme kıyasla daha yüksek katma değer üreten bir ihracat kalemi olduğunu belirterek, “Sağlık turizmi, doğrudan sağlık harcamasının yanı sıra konaklama, ulaşım ve şehir içi tüketimle çarpan etkisi yaratıyor. Bu nedenle ekonomi yönetimi açısından ‘nitelikli döviz geliri’ üreten stratejik bir alan” dedi.</p>

<p>Dr. Bal, sektörde rekabetin sürdürülebilirliği için fiyatlamanın disiplinli ve şeffaf yürütülmesi gerektiğini vurgulayarak, “Kur hareketleriyle fırsatçı fiyatlama kısa vadede gelir gibi görünse de, orta vadede talebi başka destinasyonlara kaydırabilir. Türkiye’nin rekabet zemini uygun fiyattan çok; klinik kalite, hasta güveni ve sonuç başarısıdır” değerlendirmesinde bulundu.</p>

<p>Türkiye’nin genel turizm gelirindeki yükselişin, sağlık turizmine de zemin oluşturduğuna işaret eden Dr. Bal, TÜİK’in açıkladığı verilere göre 2025’te turizm gelirinin 65,2 milyar dolara yükseldiğini hatırlatarak, “Bu ölçek içinde sağlık turizmi, kişi başı harcaması yüksek bir segment olarak öne çıkıyor. Ürün çeşitliliği (medikal, estetik, diş, göz, saç ekimi, rehabilitasyon) ve hizmet standardı korunursa payın büyümesi mümkün” diye konuştu.</p>

<blockquote>
<p>Dr. Bal, uluslararası hastaların en çok talep gösterdiği alanlar arasında burun estetiği, yüz gençleştirme uygulamaları, vücut şekillendirme işlemleri ve saç ekiminin yer aldığını belirterek, “Planlı süreç, kısa bekleme süresi, deneyimli ekip ve sonuç odaklı yaklaşım Türkiye’nin tercih edilirliğini artırıyor” ifadelerini kullandı.</p>
</blockquote>

<p><strong>Sektörün ekonomiye katkısı artıyor</strong></p>

<p>Türkiye, son yıllarda hızla büyüyen sağlık turizmi sektörüyle hizmet ihracatında önemli bir gelir kalemi oluştururken, özellikle estetik ve medikal uygulamalardaki uluslararası talep sektörün ekonomik katkısını artırıyor.</p>

<p>Küresel ölçekte sağlık hizmetlerine erişim maliyetlerinin yükselmesi ve bekleme sürelerinin uzaması, hastaları alternatif ülkelere yönlendirirken; Türkiye, güçlü sağlık altyapısı, deneyimli hekim kadrosu ve hızlı hizmet kapasitesiyle öne çıkıyor. Uzmanlara göre sektör, önümüzdeki dönemde hem hasta sayısı hem de kişi başı harcama açısından büyüme potansiyelini koruyor.</p>

<p><strong>Hizmet ihracatında güçlü artış</strong></p>

<p>Medikal Estetik Hekimi Dr. Asel Seda Bal, Türkiye’nin sağlık turizminde dünyanın en hızlı büyüyen ülkeleri arasında yer aldığını belirterek, sektörün ekonomik boyutuna dikkat çekti.</p>

<blockquote>
<p>Bal, “Sağlık turizmi, Türkiye açısından klasik turizmden farklı olarak yüksek katma değer üreten bir alan. Tedavi için gelen hastalar hem sağlık hizmeti alıyor hem konaklama, ulaşım ve turizm harcamalarıyla ekonomiye çok yönlü katkı sağlıyor” dedi.</p>
</blockquote>

<p>Türkiye’nin sağlık hizmeti ihracat gelirlerinin son yıllarda önemli ölçüde arttığını ifade eden Bal, özellikle estetik ve medikal uygulamaların sektörün büyümesinde belirleyici rol oynadığını kaydetti.</p>

<p><strong>Estetik ve medikal uygulamalar öne çıkıyor</strong></p>

<p>Uluslararası hastaların en çok tercih ettiği alanlar arasında burun estetiği, yüz gençleştirme uygulamaları, vücut şekillendirme işlemleri ve saç ekiminin bulunduğunu belirten Bal, Avrupa, Orta Doğu ve Kuzey Amerika’dan yoğun talep geldiğini söyledi.</p>

<blockquote>
<p>Bal, “Hastalar Türkiye’yi yalnızca fiyat avantajı için değil, yüksek kalite, deneyimli hekimler ve kısa sürede planlanabilen tedavi süreçleri nedeniyle tercih ediyor. Bu durum Türkiye’yi estetik ve medikal uygulamalarda küresel bir merkez haline getiriyor” diye konuştu.</p>
</blockquote>

<p><strong>Fiyat rekabeti ve sürdürülebilir büyüme</strong></p>

<p>Sektörde sürdürülebilir büyüme için fiyat dengesinin korunması gerektiğini vurgulayan Bal, döviz kurundaki dalgalanmalar ve bazı merkezlerde uygulanan yüksek fiyat politikalarının rekabet gücünü zayıflatabileceğini ifade etti.</p>

<blockquote>
<p>Bal, “Avrupa’daki bazı ülkelerde fiyatların Türkiye’ye yaklaşması, maliyet avantajının tek başına yeterli olmayacağını gösteriyor. Türkiye’nin rekabet gücü uygun fiyatın ötesinde kalite, güven ve hasta memnuniyetine dayanmalı” değerlendirmesinde bulundu.</p>
</blockquote>

<p><strong>Yüksek katma değerli turizm modeli</strong></p>

<p>Sağlık turizminin kişi başı harcama açısından klasik turizmin üzerinde gelir sağladığını belirten Bal, tedavi süreci ile turizm deneyiminin birlikte sunulmasının Türkiye’ye önemli bir avantaj kazandırdığını söyledi.</p>

<p>Bal, “Sağlık turizmi, yüksek katma değer üreten yapısıyla Türkiye’nin hizmet ihracatında stratejik alanlardan biri haline geldi. Doğru fiyat politikası, kalite standardının korunması ve uluslararası tanıtım faaliyetleriyle sektörün büyümesi hızlanacaktır” ifadelerini kullandı.</p>

<blockquote>
<p><em><strong><span style="color:#e74c3c">İŞİNDETAYI Medya Grubu</span>'</strong>nun yayın portalı <strong><a href="https://www.isindetayi.com/">www.isindetayi.com</a></strong>, Türkiye başta olmak üzere dünyada yaşanan son dakika gelişmelerini anında milyonlarca okuyucusuna ulaştırıyor.</em></p>

<p><em>İş ve ekonomi dünyası başta olmak üzere, finans, borsa, ekonomi, sağlık, sanat , spor dünyasından gelişmeleri takip etmek için takipte kalın.</em></p>

<h2><span style="color:#e74c3c"><em><strong>Mobilinize hemen indirebilirsiniz.</strong></em></span></h2>
</blockquote>

<p><a href="https://www.isindetayi.com/"><img height="135" src="https://isindetayicom.teimg.com/isindetayi-com/uploads/2024/10/isindetayi.png" width="462" /></a></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><a href="https://isindetayicom.teimg.com/isindetayi-com/uploads/2024/10/isindetayi-1.png" rel="nofollow" title=""><img src="https://isindetayicom.teimg.com/isindetayi-com/uploads/2024/10/isindetayi-1.png" /></a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.isindetayi.com/saglik-turizmi-2025te-3-milyar-dolar-esigini-asti</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Feb 2026 23:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://isindetayicom.teimg.com/crop/1280x720/isindetayi-com/uploads/2026/02/saglik-turizmi-2025te-3-milyar-dolar-esigini-asti-isindetayi-haber-saglik.png" type="image/jpeg" length="75442"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Beynin detoksu kaliteli uyku!]]></title>
      <link>https://www.isindetayi.com/beynin-detoksu-kaliteli-uyku</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.isindetayi.com/beynin-detoksu-kaliteli-uyku" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Son yıllarda ‘beyin detoksu’ kavramının yaygınlaştığını belirten uzmanlar, bu uygulamaların, nöroloji ve nörobilim literatüründe tanımlanmış bir karşılığı bulunmadığını söylüyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Beynin kendi temizlik ve düzenleme sistemlerinin özellikle derin uyku sırasında aktif hale geldiğini vurgulayan</strong> <strong fr-original-style="">Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Öğrenme, hafıza ve nörodejeneratif hastalıklarla ilişkilendirilen proteinlerin temizlenmesi büyük ölçüde uyku sırasında gerçekleşir.” dedi.</strong> <strong fr-original-style="">Detoks kürleri, takviyeler ya da ani beslenme değişikliklerinin beyni kısa sürede ‘arınmış’ hale getirdiğine dair güçlü bilimsel kanıtlar olmadığına dikkat çeken Alp, aksine, kontrolsüz kullanılan bu uygulamaların bazı nörolojik ve psikiyatrik belirtileri olumsuz etkileyebileceği uyarısında bulundu. </strong></p>

<p><img alt="Beynin Detoksu Kaliteli Uyku! Isindetayi Haber" class="detail-photo img-fluid" height="610" src="https://isindetayicom.teimg.com/isindetayi-com/uploads/2026/01/beynin-detoksu-kaliteli-uyku-isindetayi-haber.png" width="910" /></p>

<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, günlük hayatta sıkça kullanılan ‘beyin detoksu’ kavramını bilimsel açıdan değerlendirdi.</p>

<p><strong fr-original-style="">Beyin detoksu olarak adlandırılan süreçler, bilimsel karşılığı farklı olan mekanizmaları ifade ediyor!</strong></p>

<p>‘Beyin detoksu’ kavramının, nöroloji ve nörobilim literatüründe tanımlanmış, klinik olarak kullanılan bir terim olmadığını aktaran Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Bilimsel çalışmalarda beyni belirli bir sürede toksinlerden arındırmayı hedefleyen standart bir detoks yaklaşımından söz edilmez.” dedi.</p>

<p>Bu kavramın toplumda ilgi görmesinin altında yatan nedenin, beynin gerçekten de kendi iç dengesini koruyan ve kendini düzenleyen bir yapıya sahip olması olduğunu dile getiren Alp, “Günlük dilde ‘detoks’ olarak adlandırılan süreçler, aslında beynin doğal fizyolojik işleyişine atıfta bulunan, ancak bilimsel karşılığı farklı olan mekanizmaları ifade eder. Bu nedenle mesele, kavramın kendisinden çok, nasıl ve ne amaçla kullanıldığıdır.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong fr-original-style="">Beynin ‘detoksu’, uyku ve fizyolojik denge ile ilişkili!</strong></p>

<p>Beynin temel temizlik sisteminin, glimfatik sistem olarak adlandırılan ve beyin omurilik sıvısı aracılığıyla çalışan bir yapı olduğunu ifade eden Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, şöyle devam etti:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Bu sistem, metabolik faaliyetler sonucu ortaya çıkan atık maddelerin beyinden uzaklaştırılmasını sağlar ve en aktif olduğu dönem derin uyku evreleridir. Özellikle öğrenme, hafıza ve nörodejeneratif hastalıklarla ilişkilendirilen proteinlerin temizlenmesi büyük ölçüde uyku sırasında gerçekleşir. Buna ek olarak kan-beyin bariyeri zararlı maddelerin beyne geçişini sınırlandırırken, mikroglial hücreler hücresel düzeyde temizlik ve onarım süreçlerinde rol alırlar. Dolayısıyla beynin ‘detoksu’, uyanıkken yapılan uygulamalardan ziyade, uyku ve fizyolojik denge ile ilişkilidir.”</p>

<p><strong fr-original-style="">Bilimsel temeli olmayan ‘detoks’ uygulamaları, faydadan çok zarara yol açabilir!</strong></p>

<p>Detoks adı altında sunulan besinler, kürler ya da takviyelerin beyni doğrudan temizlediğini gösteren güçlü bilimsel kanıtlar bulunmadığına vurgu yapan Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Dengeli ve yeterli beslenme, beynin enerji ihtiyacını karşılamak ve sinaptik işlevleri desteklemek açısından önemlidir; ancak bu, belirli bir ürünün kısa sürede zihinsel arınma sağlayacağı anlamına gelmez.” dedi.</p>

<p>Kontrolsüz kullanılan takviyelerin, özellikle yüksek dozda alındığında, karaciğer ve böbrek üzerinde yük oluşturabileceğini ve bazı nörolojik ya da psikiyatrik belirtileri olumsuz etkileyebileceğini hatırlatan Alp, kullanılan ilaçlarla etkileşime girme riskinin de göz ardı edilmemesi gerektiğini vurguladı. Alp, bilimsel temeli olmayan ‘detoks’ uygulamalarının, faydadan çok zarara yol açabileceği uyarısında bulundu.</p>

<p><strong fr-original-style="">‘Doğal’ ürünlerin güvenli olduğu düşüncesi, nörolojik hastalıklar söz konusu olduğunda geçerli değil</strong><strong>!</strong></p>

<p>Nörolojik hastalığı olan bireylerde beyin dengesinin zaten hassas bir sistem üzerinden korunduğunu kaydeden Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Epilepsi, Alzheimer hastalığı, Parkinson hastalığı, migren ya da multipl skleroz gibi durumlarda ani beslenme değişiklikleri, uzun süreli açlık uygulamaları veya kontrolsüz takviye kullanımı bazı semptomları artırabilir.” dedi.</p>

<p>Bu nedenle bu tür uygulamaların, genel öneriler yerine kişiye özel olarak ele alınması gerektiğini hatırlatan Alp, “‘Doğal’ olarak tanımlanan ürünlerin her koşulda güvenli olduğu düşüncesi, nörolojik hastalıklar söz konusu olduğunda geçerli değildir. En sağlıklı yaklaşım, bu tür girişimleri mutlaka hekim ve alan uzmanlarıyla birlikte değerlendirmektir.” açıklamasını yaptı.</p>

<p><strong fr-original-style="">Sürekli ekrana maruz kalmak </strong><strong fr-original-style="">toksik yükten çok, zihinsel dengeyi zorlayan kronik bir uyarılma hâli!</strong></p>

<p>Sürekli ekrana maruz kalmanın beyin üzerinde kimyasal anlamda bir toksin birikimine yol açtığının söylenemeyeceğini dile getiren Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, “Ancak uzun süreli ekran kullanımı, beynin dikkat, uyanıklık ve bilgi işleme sistemleri üzerinde belirgin bir yük oluşturur.” dedi.</p>

<p>Özellikle sürekli değişen görsel uyaranların ve bildirimlerin, beynin dinlenme ağlarının yeterince devreye girmesini zorlaştırabileceğine işaret eden Alp, “Bu durum zamanla zihinsel yorgunluk, dikkat dağınıklığı ve uyku düzeninde bozulmalar şeklinde kendini gösterebilir. Dolayısıyla burada söz konusu olan bir toksik yükten çok, zihinsel dengeyi zorlayan kronik bir uyarılma hâlidir.” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong fr-original-style="">Beyin sağlığı, sürdürülebilir ve dengeli bir yaşam düzeniyle korunur!</strong></p>

<p>Beyin sağlığını korumak en önemli alışkanlığın düzenli ve kaliteli uyku olduğuna vurgu yapan Klinik Psikolog Zeynep Betül Alp, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Uyku sırasında beyin, gün içinde edinilen bilgileri düzenler, gereksiz uyarıları ayıklar ve kendini yeniler. Ayrıca duygusal düzenleme ve stresle başa çıkma kapasitesi de büyük ölçüde uyku kalitesiyle ilişkilidir. Yeterli uyku olmadığında, sağlıklı beslenme, egzersiz ya da diğer destekleyici alışkanlıkların etkisi sınırlı kalabilir. Bu nedenle beyin sağlığı, kısa süreli çözümlerden çok, sürdürülebilir ve dengeli bir yaşam düzeniyle korunur.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.isindetayi.com/beynin-detoksu-kaliteli-uyku</guid>
      <pubDate>Mon, 26 Jan 2026 23:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://isindetayicom.teimg.com/crop/1280x720/isindetayi-com/uploads/2026/01/beynin-detoksu-kaliteli-uyku-isindetayi-haber-saglik.jpg" type="image/jpeg" length="16943"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Profesörden ’üçlü salgın’ uyarısı: "H3N2, RSV ve COVID-19 aynı anda yayılıyor"]]></title>
      <link>https://www.isindetayi.com/profesorden-uclu-salgin-uyarisi-h3n2-rsv-ve-covid-19-ayni-anda-yayiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.isindetayi.com/profesorden-uclu-salgin-uyarisi-h3n2-rsv-ve-covid-19-ayni-anda-yayiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Şevket Özkaya, Ocak 2026 itibarıyla Avrupa ve Türkiye genelinde solunum yolu enfeksiyonlarında ciddi bir artış yaşandığını belirterek, bu kışın "üçlü salgın" (tripledemic) ile geçtiğine dikkat çekti. Prof. Dr. Özkaya, "Hastalarımız daha önce hiç yaşamadıkları kadar şiddetli ve yaygın vücut ağrılarından şikayet ediyor" dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>ECDC (Avrupa Hastalık Önleme ve Kontrol Merkezi) verilerine göre bu kış; Influenza A (H3N2), RSV ve COVID-19’un aynı anda yayılım gösterdiğini ifade eden Özkaya, özellikle yaygın kas ve eklem ağrılarının bu sezonun en belirgin özelliği olduğuna dikkat çekti. Bu yıl baskın olan influenza A (H3N2) enfeksiyonunun ani başlayan yüksek ateş, şiddetli halsizlik ve "kemiklerim kırılıyor gibi" tarif edilen ağrılarla seyrettiğini belirten Özkaya, COVID-19’un Nimbus ve JN.1 varyantlarında ise boğaz ağrısı ve yaygın vücut sızılarının öne çıktığını söyledi. RSV’nin ise özellikle 65 yaş üstü ve bağışıklığı zayıf bireylerde ağır kas ağrılarına ve solunum sıkıntısına yol açtığını vurguladı.</strong></p>

<p><img alt="Profesörden ’üçlü salgın’ uyarısı: " h3n2="" src="https://cdn.iha.com.tr/Contents/26-01/16/aw470618_01.jpg" width="1300" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Vatandaşların panik yapmaması gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Özkaya, "Birçok enfeksiyon istirahat ve sıvı alımıyla geçebilir. Ancak ateşin üç günden uzun sürmesi, nefes darlığı, göğüs ağrısı, bilinç bulanıklığı ya da şikayetlerin 10 günü aşması durumunda mutlaka doktora başvurulmalıdır" diye konuştu. Antibiyotiklerin virüs kaynaklı enfeksiyonlarda etkili olmadığını hatırlatan Özkaya, gereksiz antibiyotik kullanımının ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirterek, "Grip aşısı yüzde 100 koruma sağlamasa da hastalığı ağır geçirme ve hastaneye yatış riskini önemli ölçüde azaltıyor" ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.isindetayi.com/profesorden-uclu-salgin-uyarisi-h3n2-rsv-ve-covid-19-ayni-anda-yayiliyor</guid>
      <pubDate>Fri, 16 Jan 2026 12:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://isindetayicom.teimg.com/crop/1280x720/isindetayi-com/uploads/2026/01/profesorden-uclu-salgin-uyarisi-h3n2-rsv-ve-covid-19-ayni-anda-yayiliyor-isindetayi-saglik.jpg" type="image/jpeg" length="86239"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[2026’da Beslenme: Hızlı çözümler yerini bilinçli ve sürdürülebilir yaklaşımlara bırakıyor]]></title>
      <link>https://www.isindetayi.com/2026da-beslenme-hizli-cozumler-yerini-bilincli-ve-surdurulebilir-yaklasimlara-birakiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.isindetayi.com/2026da-beslenme-hizli-cozumler-yerini-bilincli-ve-surdurulebilir-yaklasimlara-birakiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Beslenme bilimi her yıl yeni verilerle şekillenirken, tartışmalar daha da derinleşiyor. 2026'da artık yalnızca "sağlıklı beslenme" kavramı değil; bireysel biyoloji, çevresel etki, zihinsel sağlık ve teknolojiyle kurulan ilişki de beslenme gündeminin merkezinde yer alıyor. Sofra/Compass Group Türkiye Ülke Diyetisyeni Emel Terzioğlu Arslan, yılın öne çıkması beklenen başlıklarının hızlı çözümlerden çok sürdürülebilir ve uzun vadeli yaklaşımlara işaret ettiğini vurguluyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Beslenme artık yalnızca ne yediğimizle ilgili değil; nasıl yaşadığımız, nasıl hissettiğimiz ve geleceği nasıl şekillendirdiğimizle de doğrudan bağlantılı. 2026’ya girerken beslenme gündemi, kısa vadeli sonuçlar vadeden diyet anlayışından uzaklaşıyor; bireysel biyolojiye, zihinsel dengeye, çevresel etkilere ve teknolojinin sunduğu olanaklara odaklanan daha bütüncül bir yaklaşım öne çıkıyor.</strong></p>

<p><img alt="Emel Terzioğlu Arslan Isindetayi Haber" class="detail-photo img-fluid" height="420" src="https://isindetayicom.teimg.com/isindetayi-com/uploads/2026/01/emel-terzioglu-arslan-isindetayi-haber.jpg" width="720" /></p>

<p>Sofra / Compass Group Türkiye Ülke Diyetisyeni <strong>Emel Terzioğlu Arslan</strong>, beslenmenin bir trend ya da geçici çözüm değil, uzun vadeli bir yaşam stratejisi olarak ele alınması gerektiğini hatırlatıyor. 2026’da konuşulan başlıklar; bedeni olduğu kadar zihni ve gezegeni de kapsayan, sürdürülebilirliği merkezine alan yeni bir beslenme anlayışına işaret ediyor.</p>

<p><img alt="2026’Da Beslenme Hızlı Çözümler Yerini Bilinçli Ve Sürdürülebilir Yaklaşımlara Bırakıyor Sağlık Isindetayi Haber" class="detail-photo img-fluid" height="520" src="https://isindetayicom.teimg.com/isindetayi-com/uploads/2026/01/2026da-beslenme-hizli-cozumler-yerini-bilincli-ve-surdurulebilir-yaklasimlara-birakiyor-saglik-isindetayi-haber.png" width="1210" /></p>

<p><strong>Sofra / Compass Group Türkiye Ülke Diyetisyeni Emel Terzioğlu Arslan’ın değerlendirmeleriyle2026’da öne çıkan 7 beslenme başlığı:</strong></p>

<h2><strong>1. Metabolik Sağlık Odaklı Beslenme</strong></h2>

<p>“Artık hedef yalnızca kilo vermek değil. Kan şekeri dengesi, insülin duyarlılığı ve metabolik esneklik 2026’nın ana kavramları arasında. Daha dengeli öğün yapıları, kan şekeri dalgalanmalarını azaltan besin seçimleri ve metabolik dayanıklılığı destekleyen yaklaşımlar ön planda. Kısa vadeli sonuçlardan çok, uzun vadeli metabolik sağlık konuşuluyor.”</p>

<h2><strong>2. Bağırsak–Beyin Ekseni ve Ruh Hali</strong></h2>

<p>“Ne yediğimiz kadar nasıl hissettiğimiz de önemli. Mikrobiyota çeşitliliği, lif kalitesi ve fermente gıdalar yalnızca sindirimi değil; stres yönetimini, ruh halini ve bilişsel performansı da etkiliyor. Bağırsak sağlığının zihinsel dengeyle ilişkisi artık göz ardı edilemeyecek kadar güçlü.”</p>

<h2><strong>3. Ultra İşlenmiş Gıdalardan Bilinçli Uzaklaşma</strong></h2>

<p>“Ultra işlenmiş gıdalar yalnızca kilo artışıyla değil; inflamasyon, metabolik bozulmalar ve genel sağlık riskleriyle de ilişkilendiriliyor. Daha sade içerikler, kısa etiketler ve gerçek gıdalar tüketici tercihlerinde belirleyici hale geliyor. Paket kalabalıklaştıkça, bedeli vücut ödüyor.”</p>

<h2><strong>4. Kişiselleştirilmiş Beslenmenin Yaygınlaşması</strong></h2>

<p>“Genetik testler, sürekli glukoz ölçümleri ve yapay zekâ destekli analizler sayesinde beslenme giderek daha kişisel hale geliyor. Kişiselleştirilmiş beslenme artık bir lüks değil, ulaşılabilir bir yaklaşım. Ancak bu gelişmelerle birlikte veri güvenliği ve erişim eşitliği gibi sorular da daha yüksek sesle soruluyor.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2><strong>5. Uzun Yaşam (Longevity) Beslenmesi</strong></h2>

<p>“Beslenmenin amacı yalnızca bugünü değil, geleceği de korumak. Anti-inflamatuar besinler, bitki ağırlıklı tabaklar, yeterli protein alımı ve kas sağlığını destekleyen yaklaşımlar sağlıklı yaşlanmanın temelini oluşturuyor. Hedef daha uzun bir yaşamdan çok, daha kaliteli bir yaşam.”</p>

<h2><strong>6. Sürdürülebilirlik ve Etik Tüketim</strong></h2>

<p>“Beslenme tercihleri artık çevresel ve etik boyutlarıyla birlikte değerlendiriliyor. Yerel üretim, mevsimsellik ve gıda israfını azaltan alışkanlıklar hem gezegen hem de toplum sağlığı için önem taşıyor. Sağlıklı beslenme ile gezegen sağlığı arasındaki bağ her geçen yıl daha görünür hale geliyor.”</p>

<h2><strong>7. Teknolojiyle Beslenmeyi Takip Etmek</strong></h2>

<p>“Dijital yemek günlükleri, otomatik besin analizleri ve giyilebilir teknolojiler farkındalığı artırıyor. Ancak sürekli takip edilme hissi ve psikolojik yük de bu araçlarla birlikte tartışılıyor. Teknolojiyi destekleyici bir rehber olarak konumlandırmak, kontrol mekanizmasına dönüştürmemek kritik.”</p>

<p></p>

<blockquote>
<h3><em>İŞİNDETAYI Medya Grubu'nun yayın portalı <strong><a href="https://www.isindetayi.com/">www.isindetayi.com</a></strong>, Türkiye başta olmak üzere dünyada yaşanan son dakika gelişmelerini anında milyonlarca okuyucusuna ulaştırıyor.</em></h3>

<h3><em>İş ve ekonomi dünyası başta olmak üzere, finans, borsa, ekonomi, sağlık, sanat ve spor dünyasından gelişmeleri takip etmek için takipte kalın.</em></h3>

<h3><em><strong>Aşağıdaki linklerden uygulamamızı indirebilirsiniz.</strong></em></h3>
</blockquote>

<p><a href="https://www.isindetayi.com/"><img height="135" src="https://isindetayicom.teimg.com/isindetayi-com/uploads/2024/10/isindetayi.png" width="462" /></a></p>

<p><a href="https://www.isindetayi.com/"><img height="137" src="https://isindetayicom.teimg.com/isindetayi-com/uploads/2024/10/isindetayi-1.png" width="466" /></a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.isindetayi.com/2026da-beslenme-hizli-cozumler-yerini-bilincli-ve-surdurulebilir-yaklasimlara-birakiyor</guid>
      <pubDate>Fri, 09 Jan 2026 00:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://isindetayicom.teimg.com/crop/1280x720/isindetayi-com/uploads/2026/01/2026da-beslenme-hizli-cozumler-yerini-bilincli-ve-surdurulebilir-yaklasimlara-birakiyor-isindetayi-haber-1.png" type="image/jpeg" length="56850"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Mardin'in Kadim Güzellik Sırrı: Mercimek Maskesi]]></title>
      <link>https://www.isindetayi.com/mardinin-kadim-guzellik-sirri-mercimek-maskesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.isindetayi.com/mardinin-kadim-guzellik-sirri-mercimek-maskesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bütünsel Güzellik Koçu Selda Özkök, kışın kuruyan ve donuklaşan ciltler için dikkat çekici bir güzellik sırrı paylaşıyor: Mercimek maskesi. Ailesinden miras kalan, kadim bir Mardin tarifi olan bu doğal bakım ritüeli; geleneksel bilgeliği bugünün cilt ihtiyaçlarıyla buluşturuyor. Nesiller boyu aktarılan bu özel tarif, Özkök’ün yeni kitabı “Köklerden Gelen Güzellik”te ilk kez yer alıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Uzun yıllardır güzellik ve yaşam tarzı alanında çalışmalarıyla tanınan, cemiyet dünyasının da tanınmış isimlerinden biri olan Bütünsel Güzellik Koçu Selda Özkök, "Köklerden Gelen Güzellik" isimli yeni kitabında yılların güzellik ve anti-aging uzmanlığını ailesinin Mardin kökenli geleneksel bilgileriyle harmanladı. Kitabında, unutulmaya yüz tutmuş değerli tariflere yer veren Özkök, kırmızı mercimek maskesini kendi güncel bilgileri ve tecrübesiyle yeniden yorumladı.</p>

<p><img alt="Mardin'in Kadim Güzellik Sırrı Mercimek Maskesi Isindetayi Haber Sağlık" class="detail-photo img-fluid" height="540" src="https://isindetayicom.teimg.com/isindetayi-com/uploads/2026/01/mardinin-kadim-guzellik-sirri-mercimek-maskesi-isindetayi-haber-saglik.png" width="754" /></p>

<p>Özkök’ün maskeyle tanışması, annesiyle gittiği Mardin hamamında, kadınların kese ve köpük masajı sonrası yüzlerine kırmızı mercimek maskesi yaparak ciltlerini arındırdığını fark etmesiyle başlıyor. Özkök kitabından, maskenin doğal bir peeling etkisi yarattığını, hamamdan çıktıklarında kadınların ciltlerinin ışıl ışıl parladığını ve bu deneyimin kendisini çok etkilediğini, annesinin de bu maskeyi sürekli yaptığını anlatıyor.</p>

<p><img height="777" src="https://www.basinlistem.com/Template/Images/Big/2026_01_08/Mercimek_150815188.jpg" width="518" /></p>

<p>Evde kolaylıkla hazırlayabileceğiniz bu doğal maske hem son derece ekonomik hem de oldukça etkili. Ciltteki lekelerin hafiflemesine yardımcı olurken, cildi derinlemesine temizleyerek aydınlanmasına da destek oluyor. İçindeki antioksidanlar sayesinde cildin yaşlanmasını geciktirmeye de katkı sağlıyor.</p>

<p><strong>İşte Mardinli kadınların güzellik sırrı: Arındırıcı kırmızı mercimek maskesi</strong></p>

<p><strong>Malzemeler</strong>: 1 çay bardağı kırmızı mercimek, 1/2 çay bardağı su, 4-5 damla limon, 1 tatlı kaşığı tahin. (Önemli not; aşırı hassas, rozalı ve alerjik ciltler limon kullanmamalı.)</p>

<p><strong>Hazırlanışı ve Uygulanışı</strong>: Akşamdan ıslattığınız mercimeği yarım çay bardağı temiz suyla robotta çekin. Püre kıvamına gelince içine limon suyunu ve tahini ekleyip iyice karıştırın. Temiz ciltte 15-20 dakika beklettikten sonra ılık suyla yıkayın.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<blockquote>
<h3><em>İŞİNDETAYI Medya Grubu'nun yayın portalı <strong><a href="https://www.isindetayi.com/">www.isindetayi.com</a></strong>, Türkiye başta olmak üzere dünyada yaşanan son dakika gelişmelerini anında milyonlarca okuyucusuna ulaştırıyor.</em></h3>

<h3><em>İş ve ekonomi dünyası başta olmak üzere, finans, borsa, ekonomi, sağlık, sanat ve spor dünyasından gelişmeleri takip etmek için takipte kalın.</em></h3>

<h3><em><strong>Aşağıdaki linklerden uygulamamızı indirebilirsiniz.</strong></em></h3>
</blockquote>

<p><a href="https://www.isindetayi.com/"><img height="135" src="https://isindetayicom.teimg.com/isindetayi-com/uploads/2024/10/isindetayi.png" width="462" /></a></p>

<p><a href="https://www.isindetayi.com/"><img height="137" src="https://isindetayicom.teimg.com/isindetayi-com/uploads/2024/10/isindetayi-1.png" width="466" /></a></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.isindetayi.com/mardinin-kadim-guzellik-sirri-mercimek-maskesi</guid>
      <pubDate>Thu, 08 Jan 2026 23:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://isindetayicom.teimg.com/crop/1280x720/isindetayi-com/uploads/2026/01/mardinin-kadim-guzellik-sirri-mercimek-maskesi-isindetayi-haber-1.png" type="image/jpeg" length="24858"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Denizli’de geçen yıl 3 bin 378 kişi organ bağışında bulundu]]></title>
      <link>https://www.isindetayi.com/denizlide-gecen-yil-3-bin-378-kisi-organ-bagisinda-bulundu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.isindetayi.com/denizlide-gecen-yil-3-bin-378-kisi-organ-bagisinda-bulundu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Denizli organ bağışı konusundaki başarılarına bir yenisini daha ekledi. 2024 yılında milyon nüfus başına düşen organ bağışı sayılarına göre (PMP) Türkiye 1’incisi olan Denizli, 2025 yılında da bu ünvanını kimseye kaptırmayarak zirvedeki yerini korudu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Denizli’de 2019 yılında organ bağışına dikkat çekmek, vatandaşlarda organ bağışının önemini anlatmak ve bağışta bulunan kişi sayısını arttırmak için başlatılan Her Bağış Yeni Bir Hayat Projesi; 2025 yılında da elde ettiği başarıyla Denizli’nin gururu oldu. Denizli’de 2025 yılında 3 bin 378 kişi organ bağışında bulunurken, bu rakam Türkiye’de milyon nüfus başına düşen organ bağışı sayısında Denizli’yi Türkiye birincisi yaptı.</strong></p>

<h2><strong>"2025 yılında 3 bin 378 kişi organ bağışında bulundu"</strong></h2>

<p>Denizli İl Sağlık Müdürü Uz. Dr. Berna Öztürk organ bağışının birçok hastaya yeniden yaşama şansı sunduğunu vurgulayarak, tek bir bağışın birden fazla insanın hayatını kurtarabildiğine dikkat çekti. Öztürk; "Denizli’de 2019 yılında başlattığımız Her Bağış Yeni Bir Hayat projesinin başarılarıyla mutlu ve gururluyuz. Tabi elde edilen bu başarılar Denizlili vatandaşlarımızın bilinçli yaklaşımı, sağlık çalışanlarımızın projeyi sahiplenerek özverili çalışmaları ve yürütülen farkındalık çalışmaları sayesinde mümkün oldu. Rakamlara bakacak olursak da proje kapsamında 2025 yılında 3 bin 378 kişi organ bağışında bulundu ve bu rakam milyon nüfus başına düşen organ bağış sayılarında (PMP) Denizli’yi Türkiye’de birinci yaptı. Geçen yıl da bu alanda Türkiye birincisiydik. Başarıyı tekrar yakaladığımız ve zirveyi kimseye bırakmadığımız için ayrıca mutluyuz. Yine genel organ bağışı sayılarına baktığımızda Türkiye’de İzmir, İstanbul, Manisa ve Kocaeli’nden sonra 32 bin 696 bağışla da 5. sıradayız. Ben buradan bir kez daha organ bağışında bulunan Tüm Denizlililere teşekkür ediyor, yine elde ettiğimiz başarılar da büyük emeği olan sağlık çalışanlarımıza şükranlarımı sunuyorum" dedi.</p>

<p>Denizli İl Sağlık Müdürlüğü olarak organ bağışı konusunda bilgilendirme ve farkındalık çalışmalarının artarak devam edeceğini ifade eden Uz. Dr. Berna Öztürk, tüm vatandaşları organ bağışına destek olmaya davet etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="Denizli’de geçen yıl 3 bin 378 kişi organ bağışında bulundu
" height="994" src="https://cdn.iha.com.tr/Contents/images/2026/01/06/20260106aw614728-6.jpg" width="938" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.isindetayi.com/denizlide-gecen-yil-3-bin-378-kisi-organ-bagisinda-bulundu</guid>
      <pubDate>Tue, 06 Jan 2026 22:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://isindetayicom.teimg.com/crop/1280x720/isindetayi-com/uploads/2026/01/denizlide-gecen-yil-3-bin-378-kisi-organ-bagisinda-bulundu-isindetayi-haber.jpg" type="image/jpeg" length="24716"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanlardan ‘sarı serum’ uyarısı: "Anafilaksi gelişirse saniyeler içinde ölümle sonuçlanabilir"]]></title>
      <link>https://www.isindetayi.com/uzmanlardan-sari-serum-uyarisi-anafilaksi-gelisirse-saniyeler-icinde-olumle-sonuclanabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.isindetayi.com/uzmanlardan-sari-serum-uyarisi-anafilaksi-gelisirse-saniyeler-icinde-olumle-sonuclanabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Halk arasında "atom" veya "sarı serum" olarak bilinen seruma ilişkin uyarılarda bulunan İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Acil Tıp Ana Bilim Dalı’ndan Doç. Dr. Serap Biberoğlu, "Soğuk algınlıklarıyla ilgili başvurular acil servislerimizde artmıştır.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h3 id="content"><strong>Hastaların çoğunlukla talebi; serum, sarı serum. ‘Taktırdım, çok iyi geldi, bir şey olmaz’ diye söyleyebiliyorlar. Ev ortamlarında taktırabiliyorlar, hastane dışı ortamlarda lütfen vücudumuza uygulatmayalım.Anafilaksi, dakikalar, saniyeler içinde ölümle sonuçlanabilen en acil durumdur" dedi.</strong></h3>

<p>Uzmanlar, halk arasında "atom" veya "sarı serum" olarak bilinen B vitamini ve çeşitli vitaminler, bazı ilaç ve takviyelerden oluşan serumun uygunsuz noktalarda uygulanmaması gerektiğini, vatandaşların ise sıklıkla talep ettiğini belirtti. İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Acil Tıp Ana Bilim Dalı’ndan Doç. Dr. Serap Biberoğlu ve Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Bölümü’nden Doç. Dr. Nurhayat Yakut, üst solunum yolu enfeksiyonları, kas, eklem ağrısı, halsizlik gibi durumlarda serumla iyi olunabileceği düşüncesinin yanlış olduğuna dikkat çekti. Kişilerin ev, iş yeri gibi noktalarda çeşitli şekillerde bu taleplerini karşılamaya çalışmalarının ölüme kadar götürebileceğini belirten uzmanlar, önemli uyarılarda bulundu.</p>

<p><img alt="Uzmanlardan ‘sarı serum’ uyarısı: " anafilaksi="" geli="" src="https://cdn.iha.com.tr/Contents/26-01/02/aw611866_01.jpg" width="1300" /></p>

<p><strong>"Taktırdım, çok iyi geldi, bir şey olmaz’ diye söyleyebiliyorlar"</strong></p>

<p>Mevsim etkisiyle ‘Soğuk algınlıklarıyla ilgili başvurular acil servislerimizde artmıştır, sıklıkla gözlemlemekteyiz’ diyerek sözlerine başlayan Doç. Dr. Serap Biberoğlu, "Sıklıkla burun tıkanıklığı, genzi akıntısı, öksürük, gözlerde yaşarma gibi semptomlarla başvuruyorlar. Bulguları aynı, son dönemde grip başvurularının içinde H1N1, Covid, H3N2 gibi viral enfeksiyonları sıklıkla görmekteyiz. Muayene ettiğimizde gerekli tedavileri düzenlemekteyiz fakat hastaların çoğunlukla talebi; serum, sarı serum. Halk arasında terminolojik bir kelime oldu, B vitamini kompleksleri, C vitamini, ilaçları, bazen antibiyotikleri içeren damardan uygulanan bir karışımdır. Sarı serum talebiyle başvuran hastalar, daha çabuk iyileşeceklerine inanmaktalar, önermemekteyiz. Birbirileriyle etkileşime girerek vücudumuzda yan etkilere, bir çeşit zehirlenmeye dahi sebep olabileceğini unutmamak lazım. Anafilaksi, dakikalar, saniyeler içinde ölümle sonuçlanabilen en acil durumdur, ivedilikle acil müdahale edilmelidir. Damar yoluyla verilecek tüm ilaçlar, serumların acil donanımı olan, acil müdahale edilebilecek ortamlarda uygulanması gerektiğini vurgulamak isterim. Bir de hastalarımız ‘Ben taktırdım, bana çok iyi geldi, bir şey olmaz’ diye söyleyebiliyor" şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>"Ev ortamlarında taktırılabiliyor, anafilaksi ölümcüldür"</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tedavilerin sağlık profesyonelleri tarafından uygun noktalarda yapılması gerektiğini söyleyen Doç. Dr. Biberoğlu, "Ev ortamlarında taktırabiliyorlar, hastane dışı, acil müdahale yönetiminin olmayacağı ortamlarda maalesef uygulamaktalar. Daha önce olmaması olmayacağı anlamına gelmez. Anafilaksi olabileceğini, yan etkilerinin gelişebileceğini unutmamak gerek. Gerekli tedaviyi düzenledikten sonra yine ısrarla sarı serum talep ediyorlarsa ağızdan tedaviye üstün olmadığını vurguluyoruz. Grip benzeri bu tarz viral enfeksiyonlarda istirahat, dengeli beslenme, bol su içmek gerekirse de ağızdan tabletler olabiliyor, kullanmak yeterli olmaktadır. Acil servisler hayat kurtarılan merkezlerde, sarı serum talebinde bulunmak doğru değildir. Bilimsel olarak hiçbir kanıtı yoktur, halk arasında sarı serum denilen tedavi geçici bir iyileşme hali. Hastane dışı merkezlerde ya da ev ortamlarında, dış ortamda lütfen bu şekilde ilaç karışımlarını damardan vücudumuza uygulatmayalım. Anafilaksi çok ciddi bir sorundur, ölümcüldür. Dakikalar, saniyeler içerisinde gerçekleşir ve hızlıca müdahale etmek gerekir. Acil serviste de başımıza gelmekte, anafilaksi için adrenalin, oksijen tedavisi, hızlıca damardan sıvı tedavisini ve gerekli diğer ilaçları uygulayabilmekteyiz" ifadelerini kullandı.</p>

<p><img alt="Uzmanlardan ‘sarı serum’ uyarısı: " anafilaksi="" geli="" src="https://cdn.iha.com.tr/Contents/26-01/02/aw611866_02.jpg" width="1300" /></p>

<p><strong>"Hastalığı önleyici, bulgularını düzeltici bir özelliği yok"</strong></p>

<p>"Halk arasında birtakım vitaminler, mineraller bazen anti alerjikler, ağrı kesiciler bazen de antibiyotiklerin içerdiği karışımlar sarı serum olarak tanımlanıyor" diyen Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Nurhayat Yakut, "Gerekliliğine bir doktorun karar vermesi, gerekliyse mutlaka hastane şartlarında yapılması gerekiyor. Ailelerin de bu konuda bilinçlenmesi gerekiyor, çocuklarda yapıldığı uygulamalardan biri de gribal enfeksiyonlar, üst solunum yolu ve viral enfeksiyonlar gibi durumlar. Bu tür serumların aslında hızlı bir şekilde halsizlik, yorgunluğu giderici, hastalığı önleyici, hastalığın klinik bulgularını düzeltici bir özelliği yok. Özellikle vitamin içerikleri çocuklarda hayatı tehdit edici alerjik reaksiyona yol açabildiğinden, böbrek, karaciğer, kalp gibi organlar üzerindeki yükü artırma potansiyeli olduğundan fayda beklerken aslında ciddi sorunlarla karşı karşıya kalabiliriz. Ağızdan herhangi bir ilaç veya takviyenin alınmasıyla ilgili bir sıkıntı varsa tabii ki damar içi uygulamalar, serum vermek gibi bir gereklilik doğabilir, mutlaka doktor karar vermeli. Çocuklarda en sık gördüğümüz durum, hastane veya acil başvuru sebebi; üst solunum yolu ve daha çok da viral kaynaklı enfeksiyonlar. Bunların yönetiminde önerdiğimiz şeyler zaten belli. Dinlenmek, uyku düzenimizin iyi olması, bol sıvı tüketimi ve düzenli beslenme önerilerine uyum bu takım sıkıntı verici sonuçlarla yüz yüze gelmemizi engelleyecektir" şeklinde konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.isindetayi.com/uzmanlardan-sari-serum-uyarisi-anafilaksi-gelisirse-saniyeler-icinde-olumle-sonuclanabilir</guid>
      <pubDate>Fri, 02 Jan 2026 13:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://isindetayicom.teimg.com/crop/1280x720/isindetayi-com/uploads/2026/01/uzmanlardan-sari-serum-uyarisi-anafilaksi-gelisirse-saniyeler-icinde-olumle-sonuclanabilir-isindetayi.webp" type="image/jpeg" length="54826"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sağlık Bakanı Memişoğlu, İstanbul’da yeni yılın ilk bebeklerini ziyaret etti]]></title>
      <link>https://www.isindetayi.com/saglik-bakani-memisoglu-istanbulda-yeni-yilin-ilk-bebeklerini-ziyaret-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.isindetayi.com/saglik-bakani-memisoglu-istanbulda-yeni-yilin-ilk-bebeklerini-ziyaret-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sarıyer’de bulunan Şişli Etfal Hastanesi’nde 2026 yılının ilk bebekleri dünyaya geldi. Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu ile İstanbul Valisi Davut Gül, aileleri ziyaret ederek, anne ve babaları tebrik etti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu ile İstanbul Valisi Davut Gül, Sarıyer’de bulunan Şişli Etfal Hastanesi Çayırbaşı Ek Hizmet Binası’nda 2026 yılının ilk bebekleri dünyaya geldi. Aileleri ziyaret öncesi Memişoğlu, hastane personelleriyle tek tek selamlaştı, yeni yılını kutladı, yenidoğan bebekler hakkında da doktorlardan bilgi aldı. Sonrasında, aileleri ziyaret eden Memişoğlu, bebekleri kucağına aldı, anneleri tebrik ett</strong>i.</p>

<h2><strong>"Milletimize huzurlar, mutluluklar diliyorum"</strong></h2>

<p>Doğan bebekler arasında yer alan Arya isimli bebek, 3 kilo 895 gram olarak doğdu. Anne Aysel Kızıltaş, bebeğini yeni yılın ilk dakikalarında kucağına aldı. Aileyi, ziyaret eden Bakan Memişoğlu, bebeğin sağlık durumuyla da ilgili bilgi aldı. Memişoğlu, "Ne güzel isim koymuşsunuz, Allah iyi nesillerle karşılaştırsın. Tebrik ediyorum sizi" dedi.</p>

<p>Ardından bebeği kucağına alan Memişoğlu, "Allah seni iyilerle karşılaştırsın. Hayatı hep iyi olsun, mutlu olsun. Güzel kız maşallah, sanatçı olur muhtemelen. 2026’nın ilk prensesi" diye konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Anneye hediye taktim eden Memişoğlu, "Normal doğumla 4’ünücü doğum. Annesi sağlıklı, baba da huzurlu mutlu. Allah bağışlasın. Vatanımıza, milletimize huzurlar, mutluluklar diliyorum. 2026 daha iyi olsun inşallah. Ebelerimizle, doktorlarımızla, bütün Hamidiye Etfal ekibine, Sarıyer’deki hastanemizde ki tüm ekibimize teşekkür ediyoruz, mutlu seneler" şeklinde konuştu.</p>

<h2><strong>"Tüm doktorlara da teşekkür ediyorum"</strong></h2>

<p>Bebeğini kucağına almanın heyecanını yaşayan Aysel Kızıltaş da, "Çok mutluyum, şaşkınım da. Tüm doktorlara da teşekkür ediyorum. Çok yardımcı oldular bana. Sevinçliyim" dedi.</p>

<p><img alt="Sağlık Bakanı Memişoğlu, İstanbul’da yeni yılın ilk bebeklerini ziyaret etti
" height="585" src="https://cdn.iha.com.tr/Contents/images/2026/01/01/20260101aw611001-1.jpg" width="967" /></p>

<h2><strong>Hümeyra isimli bebeği de ziyaret etti</strong></h2>

<p>Bakan Memişoğlu, aynı hastanede, yeni yılın ilk bebeklerinden olan Hümeyra isimli bebeği ve ailesini de ziyaret etti. Bebeği kucağına alan Bakan, bebek için aileye sağlık başta olmak üzere iyi dileklerini iletti. Annenin sağlık durumu hakkında da bilgi alan Memişoğlu, aile ile sohbet etti. Bakan Kemal Memişoğlu, ziyaretler sonrası hastane personelleriyle hatıra fotoğrafı çektirmesinin ardından, hastaneden ayrıldı.</p>

<p><br />
 </p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.isindetayi.com/saglik-bakani-memisoglu-istanbulda-yeni-yilin-ilk-bebeklerini-ziyaret-etti</guid>
      <pubDate>Thu, 01 Jan 2026 01:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://isindetayicom.teimg.com/crop/1280x720/isindetayi-com/uploads/2026/01/saglik-bakani-memisoglu-istanbulda-yeni-yilin-ilk-bebeklerini-ziyaret-etti-isindetayi-haber.jpg" type="image/jpeg" length="54184"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yılbaşı Sofralarında Besin Alerjisine Dikkat!]]></title>
      <link>https://www.isindetayi.com/yilbasi-sofralarinda-besin-alerjisine-dikkat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.isindetayi.com/yilbasi-sofralarinda-besin-alerjisine-dikkat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[AİD’den uyarı: “Gizli alerjenler ve çapraz reaksiyon anafilaksi riskini artırıyor”]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği (AİD), yılbaşında kurulan kalabalık ve çeşitli sofraların, besin alerjisi olan bireyler için ciddi ve hayati riskler barındırdığına dikkat çekti. Dernek, özellikle gizli alerjen ve çapraz temas riski ile anafilaksiye zamanında müdahalenin önemi konusunda kamuoyunu uyararak; anafilaksi durumunda adrenalin oto-enjektörün gecikmeden kullanılmasının hayat kurtarıcı olduğunun altını çizdi.</strong></p>

<p><img alt="Yılbaşı Sofralarında Besin Alerjisine Dikkat! Isindetayi" class="detail-photo img-fluid" height="594" src="https://isindetayicom.teimg.com/isindetayi-com/uploads/2025/12/yilbasi-sofralarinda-besin-alerjisine-dikkat-isindetayi.png" width="834" /></p>

<p>Yeni yıl döneminde hazırlanan karma ve zengin menüler, besin alerjisi olan bireyler için ek riskler oluşturuyor. Geçtiğimiz günlerde Ağrı’da bir üniversite öğrencisinin yaşamını yitirmesiyle yeniden gündeme gelen anafilaksi riski; hem bireylerin hem de gıda hazırlayan ve servis eden herkesin daha bilinçli hareket etmesinin önemini, hem de erken ve doğru müdahalenin belirleyici rolünü bir kez daha ortaya koydu.</p>

<p>AİD Başkanı <strong>Prof. Dr. Ümit Murat Şahiner </strong>son yıllarda hem çocuklarda hem de yetişkinlerde besin alerjilerinde belirgin bir artış yaşandığını belirterek, yılbaşı sofralarının içerik çeşitliliği nedeniyle daha fazla risk taşıdığına dikkat çekti.</p>

<p>“<em>En sık karşılaşılan alerjenler arasında süt ve süt ürünleri, yumurta, ceviz, antepfıstığı, kaju, fındık, badem gibi sert kabuklu ağaç yemişleri ve yerfıstığı, susam, buğday, balık ve kabuklu deniz ürünleri yer alıyor. Yılbaşı gibi özel günlerde hazırlanan karma ve zengin menülerde bu alerjenlerin fark edilmeden tüketilmesi oldukça yaygın.</em>”</p>

<p>Yılbaşı sofralarında sık kullanılan soslar, tatlılar, mezeler ve hazır ürünlerde gizli alerjenler bulunabildiğini belirten <strong>Prof. Dr. Şahiner</strong>; “<em>Sofraların çok çeşitli olması nedeniyle içerikler birbirine karışabiliyor ve bu durum anafilaksi riskini ciddi şekilde artırıyor</em>. <em>Hastalara reçete edilen ve kullanımı kolay olan adrenalin oto-enjektörlerin böyle durumlarda ilk dakikalarda kullanılması hayat kurtarıcı olabiliyor</em>.” dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ortak tabaklar, aynı servis kaşığının farklı yemeklerde kullanılması ve mutfakta gıdaların birbirine temas etmesinin de önemli bir tehlike oluşturduğunu vurgulayan <strong>Prof. Dr. Şahiner</strong>, bir gıdanın içeriğinde alerjen olmasa bile hazırlık veya servis sırasında başka bir gıdayla temas etmesinin ciddi alerjik reaksiyonlara yol açabileceğini söyledi.</p>

<p><strong>“Anafilakside zamanla yarışılır”</strong></p>

<p>Anafilaksinin çok hızlı gelişebilen ve yaşamı tehdit eden bir tablo olduğuna dikkat çeken <strong>Prof. Dr. Şahiner</strong>, ciltte yaygın kızarıklık ve kaşıntı, dudak-dil-boğaz şişliği, nefes darlığı, baş dönmesi ve ani tansiyon düşüklüğünün önemli belirtiler olduğunu belirtti.</p>

<p><em>“Anafilakside zamanla yarışılır. Geciken her dakika hayati riski artırır. Bu nedenle ilk dakikalarda yapılacak doğru müdahale büyük önem taşır. Besin alerjisi ve anafilaksi öyküsü olan, risk grubundaki bireylerin her zaman yanlarında adrenalin oto-enjektör bulundurması ve anafilaksi durumunda hızlı şekilde kullanmaları en kritik acil müdahaledir.</em></p>

<p><strong>Prof. Dr. Şahiner </strong>ayrıca, önleyici bir yaklaşım olarak, kalabalık yılbaşı organizasyonları, restoranlar ve eğlence mekânlarında da anafilaksiye yönelik farkındalığın artmasının, vakaların önlenmesinde ve acil durumlara doğru şekilde müdahale edilmesinde önemli rol oynadığını ifade etti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>isindetayi.com</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.isindetayi.com/yilbasi-sofralarinda-besin-alerjisine-dikkat</guid>
      <pubDate>Mon, 29 Dec 2025 15:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://isindetayicom.teimg.com/crop/1280x720/isindetayi-com/uploads/2025/12/yilbasi-sofralarinda-besin-alerjisine-dikkat-isindetayi-1.webp" type="image/jpeg" length="42422"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
